Site açılış tarihi: 27 Kasım 2012
Geçen ayki Günlük ort. ziyaret: ..182.(Ağostos (.2021)
Ay içinde en yüksek ziy sayısı: ..404
Geçen ayki ziyaretçi sayısı: . 5653
Toplam ziyaretçi sayısı: 745 666

Hatıralarımdan » SOMON GERÇEĞİ 2015 VE 10. Yıl Kongresi (1991) » Prof. Dr. Atilla Alpbaz Açılış Konuşması



EĞİTİMİN ONUNCU YILINDA SU ÜRÜNLERİ SEMPOZYUMU

AÇILIŞ KONUŞMASI

Prof. Dr. Atilla G. ALPBAZ

E.Ü. SU Ürünleri Yüksekokul Müdürü. İZMİR

Sayın Valim. Sayın Rektörler. Saygıdeğer bilim adamları, Saygıdeğer balıkçı arkadaşlar, Sayın su ürünleri mühendisleri, Sayın TRT ve basın mensupları, Saygıdeğer misafirler.


Ege Üniversitesi Su Ürünleri Yüksek Okulu'nun kuruluşunun 10. yılına girdiğimiz şu günlerde, bizler için çok anlamlı olan bu mutlu yıldönümü amacıyla düzenlediğimiz bu sempozyum’a hoş geldiniz diyorum ve hepinizi saygı ile selamlıyorum.


Bu toplantıda ve bundan önceki balıkçılık ve su ürünleri ile ilgili toplantılarda olduğu gibi, her zaman dile getirdiğimiz, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balıkçılık sorunlarının ve bu konulardaki en son ülkesel araştırmaların ele alınacağı bu sempozyum’un başarılı geçmesini diliyorum ve alınacak sonuçların gerekli yerlere ulaştırılması konusunda elimizden geleni yapmaya çalışacağımızı şimdiden belirtmek istiyorum.

Türkiye gerçekten şanslı bir konumda... Üç tarafımız denizler ile çevrili pek çok iç su kaynaklarımız var. Yeni yeni barajlar ve göletler ile iç su alanlarımız arttırılırken, bir yandan Eber gölü, Gölmarmara gibi doğal göllerimizin bilerek veya bilmeyerek yok edildiği, kirlilik nedeniyle İzmir ve İzmit gibi mavi körfezlerin elden çıkartıldığı bir ülke .. GAP gibi dünyanın eşsiz eserleri arasında sayılabilecek büyük bir projeyi gerçekleştirebilme gücünde olan modern ve güçlü bir ülke. Her konuda gelişme çabası gösteren, bazen başarılı, bazen başarısız, devamlı atılım yolunda ilerleyen genç nüfuslu ve genç kuşaklarından büyük ümitlerimiz olan bir ülke. Bu ülkeyi sevmenin ve uğrunda çalışmanın bir ibadet olduğuna inandığım Türkiye’m... ..

Her kişi kendi mesleğinde çaba harcar ve başarısı toplumun mutluluğuna katkı sağlar. İşte burada bulunan bizler, Türkiye balıkçılığına gönül vermiş, su ürünlerinin çeşitli dallarını meslek olarak seçmiş, öğretim üyeleri, devlet yöneticileri, bürokrasi mensupları, trolcusundan, balık yetiştiricisine kadar su ürünleri ile ilgilenen herkes, bu sektörün başarısının ülkenin zenginlik zincirinin bir halkası olacağını bilerek neler yapmalıyız, neler yapılmasını istiyoruz, Türkiye balıkçılığının sorunları nelerdir, nasıl özümleyebiliriz? Bu sorulara burada; sempozyumda cevaplar bulmaya çalışacağız. Bunu kısmen başarabilirsek, sanırım sempozyum görevini yerine getirmiş olacaktır.

Her konuda olduğu gibi; bir çalışmanın başarısı önce bilgi ve bu bilginin becerikli bir şekilde kullanılabilmesiyle başlar. Sadece bilmek değil bilineni bulup uygulayabilmek başarının sırrını teşkil eder. Bu nedenle, bilimi öğrenebilmek için eğitim; gelişmenin ana temelidir. Bu görüş açısıyla, ben, öncelikle ülkemizdeki su ürünleri eğitimine değinmek İstiyorum. Ülkemizdeki su ürünleri eğitimi konusundaki gelişimler 1982 yılına kadar farklı kuruluşlarda ve çeşitli düzeylerde ele alınmıştır. İleriki oturumlarda değerli konuşmacılarla bu konular etraflı şekilde ele alınacağından ayrıntıya irmeyeceğim ve sadece 1982'den sonraki gelişmelere kısaca değinmekle yetineceğim. 1982 yılında çıkarılan üniversitelerin teşkilatlanması hakkındaki kanun hükmündeki kararname ile ülkemizde altı adet Su Ürünleri Yüksek Okulu kurulması kararı alındı ve bunun sonucu Yüksek okulumuz ilk faaliyete geçen Su Ürünleri Yüksek Okulu olarak eğitime başladı. Günümüzde ise İstanbul, Ege, Çukurova, Akdeniz, On dokuz Mayıs ve Fırat Üniversitelerinde altı adet Su Ürünleri Yüksekokulu faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca Ziraat Fakültelerimizde üç bölüm, bir adet Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Yüksek Okulu ile iki enstitü ve bazı fen fakülteleri Biyoloji bölümlerinde Hidrobiyoloji ağırlıklı eğitimler mevcuttur. Ben bu arada daha çok mensubu olduğum altı adet Su Ürünleri Yüksek Okulu hakkında kısa bilgiler sunarak konuyu biraz daha aydınlatmaya çalışacağım. Bu okullarımızdan bugüne kadar 1000 dolayında Su Ürünleri Mühendisi mezun olmuş bulunmaktadır. Bu Su Ürünleri Yüksek Okullarımızdan bugün 140 civarında öğretim elemanı görev yapıyor. Bunlardan 46 tanesi Profesör, Doçent ve Yardımcı Doçent olmak üzere öğretim üyesidir. Sonuç olarak diyebiliriz ki artık Türkiye Üniversiteleri ülkemizin İhtiyacı olan üniversite eğitimi görmüş Su Ürünleri Mühendisi mezun etme açısından görevlerini sayısal açıdan fazlasıyla yerine getirmektedirler.
Ama bu durumumuzu belirtirken Su Ürünleri Mühendisliği eğitimindeki bu gelişmeleri yeterli gördüğümüzü söylemek istemiyorum. Gelişmek, az fakat daha iyi düzeylerde Su Ürünleri Mühendisleri yetiştirmek, daha çok araştırma yaparak Su Ürünleri bilim dalına katkıda bulunmak, yayım ve yayın düzeylerimizi devamlı arttırarak ilerlemek elbette ki hiç vazgeçemeyeceğimiz sürekli hedeflerimizdir.

Üniversitelerimizdeki eğitim çabaları yönündeki bu olumlu gelişmeler yanında aynı dönemde bürokrasi kademesindeki gelişmeleri ise ne yazık ki balıkçılığımız açısından pek olumlu bulamadığımızı burada belirtmek zorundayım. Çünkü ülkemizde balıkçılık ve su ürünleri ile ilgili konular üzerinde görevli bulunan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nda teşkilat yönünden gözlenen gerilemeler su ürünleri açısından pek olumlu olmamıştır. Sanırım bu sempozyum da balıkçılığımızın diğer sorunlarıyla beraber bu konu etraflıca ele alınmalı, bu durumun müspet veya menfi yönleriyle konu, özellikle, panelde tartışılarak objektif öneriler ortaya konulmalıdır. Burada amacım, bazı eksik gördüğümüz konuları dile getirerek gelecekte neler yapılabileceği konusunda fikirler ortaya koyabilmektir.


Şöyle ki, Su ürünlerinden sorumlu bakanlığımızdan 1380 sayılı su ürünleri kanunu ile beraber 1973 lerde bir Su ürünleri Genel Müdürlüğü kurulmuş idi. Bu genel müdürlük 1978 yılında Su ürünleri Daire Başkanlığına indirildi. Bu gerileme olmakla beraber yine bakanlık içerisinde su ürünleri konularının ele alındığı müstakil bir birim olduğu için balıkçılıkla ilgili bürokrasi de yine de yürütülebiliyordu. Fakat 1983 yılında yapılan Tarım ve Köy işleri Bakanlığında reorganizasyon sırasında bu daire başkanlığının lağvedilmesi sonucunda Tarım ve Köy işleri bakanlığında su ürünleri konularının ele alındığı belirli bir birim kalmamış oldu. Yeni eleman alımı gereği gibi yapılmadı. Konuyu daha fazla irdelemek istemiyorum.Takdir edersiniz ki , herhangi bir konu devlet kademesinde sadece kişilerin merak ve ilgilerine bırakılır ise , bu tür bir organizasyondan, bugünkü durumdan daha fazla bir İlerleme beklenmezdi. Hatta bine yakın su ürünleri mühendisinin boş olarak gezdiği bir ülkede İzmir, İstanbul. Samsun vs. gibi bütün kıyı şehir ve kasabalarındaki tarım il teşkilatlarına bir tek su ürünleri mühendisi tayin edilemedi.Bu arada şunu hemen belirteyim ki, bin bir emekle yetiştirdiğimiz bu genç ve çalışma azmi dolu su ürünleri mühendislerinin çeşitli görevlerde iş başında görmek elbette ki en büyük arzumuzdur. Fakat inanın ki , Tarım ve Köy işleri Bakanlığında bir Genel Müdürlük veya adı su ürünleri olan bir teşkilatın kurulmasını arzu etmemiz, bu gençlere İş olanakları yaratma çabamızdan çok Türkiye'de su ürünleri bürokrasisine bu su ürünleri mühendisleri İle daha bilinçli ve akılcı olarak sahip çıkılmasını arzu etmemizdendir. Çünkü geçen her gün Türkiye su ürünleri aleyhine işlemektedir. Bugün karar alınsa bile bu tür bir teşkilatın kurulup etkili bir hale gelebilmesi bile yıllar alacaktır. Nasıl ki doğan bir çocuğun doğduktan sonra büyüyüp olgunlaşması yıllar alıyorsa, bir teşkilatın da kurulup gelişmesi senelere mal olan olaylardır. Bu arada şunu belirtmek isterim ki Tarım ve Köy işleri Bakanlığındaki reorganizasyonun gerekliliği veya gereksizliğini burada tartışmak benim üzerinde duracağım bir konu değildir. Hatta bu reorganizasyonun bu bakanlığımızda birçok sorunu da çözdüğünü ve pek çok olumlu yönleri de olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu arada su ürünleri konularının özelliği nedeniyle ayrı mütalaa edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Bugün Tarım ve Köy işleri Bakanlığının tüm kıyı teşkilatlarında (kurulu bulunan üç enstitü hariç) su ürünleri mühendisleri istihdam edilmediği gibi üzülerek belirtmeliyim ki su ürünleri mühendislerinin yaptıkları projeleri imzalamaları bile kabul edilmemektir. Bu durum çok eskiden çıkarılmış ve İnanıyorum ki yanlış yorumlanan bir genelge gerekçe gösterilerek bilmeden veya bilerek uygulanmaktadır.


Düşünelim ki bir levrek yetiştirme projesini kim yapar. Sanırım bu konuda en yetkili elemanın su ürünleri mühendisi olacağını kimse tartışmaz. Ama gelin görün ki bugün eski bir mevzuat gerekçe gösterilerek bu tür projelerin su ürünleri mühendislerince imzalanamayacağı uygulaması sürdürülmektedir. Bu konuda bakanlığa çeşitli başvurularımız oldu. Ama bir sonuç alamadık. Bu konu genç su ürünleri mühendislerinin hayata atılma aşamalarında mesleğe küsmelerine neden olmaktadır.

Bu arada su ürünleri ve balıkçılığımızın gelişmesinde önemli etkileri olabilecek Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBITAK üzerinde kısaca durmak zorundayım. Çünkü bu iki resmi kurumun sektörün planlı ve bilimsel gelişmesinde önemli katkılarda bulunmaları mümkün iken etken olmamalarını doğru bulmamaktayız. Örneğin, Devlet Planlama Teşkilatının son 5-6 yılda 5-6 milyar TL., tutarında su ürünleri konularında projeler yaptırdığı belirtilmektedir. Bu projelerin nerelerde ve hangi yöntemle ilan edilip yaptırıldığını ve hatta sonuçlarının ne olduğunu bilemiyoruz, duyamıyoruz. Bu projelere açıklık getirilmesi, tartışılması ve su ürünleri bilim dallarımızın katkılarının sağlanmasının yararlı hatta zorunlu görmekteyiz.

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Yüksek Okulunun 10. kuruluş yılına girmesi nedeni ile düzenlediğimiz bu sempozyumda okulumuz hakkında kısa bir bilgi sunmamı her halde hoş karşılarsınız. Yüksek okulumuz 4 yıllık olup halen 73 kız, 150 erkek olmak üzere 223 öğrencisi bulunmaktadır. Bugüne kadar yüksekokulumuzdan 270 adet Su Ürünleri mühendisi mezun 01muştur.Yüksek okulumuzda bugüne kadar yayınlanan veya yayınlanma kararı alınan yayın sayısı 42'dir. Ayrıca 1983'den beri bir Su Ürünleri Dergisi çıkararak, su ürünleri konusunda yapılan araştırmaların duyurulmasına çalışılmaktadır. Lisans eğitiminin yanında lisansüstü, yüksek lisans ve doktora eğitimi de veren su ürünleri ana bilim dalımızdan 30 dolayında aday mezun olarak yüksek mühendis ünvanı almışlardır. Öğrenci eğitiminde staj], seminer ve tez zorunluluğu var olup bugüne kadar 280 dolayında lisans tezi hazırlanmıştır. Halen TRT ile 6 dizilik "Balıkçılığınız" isimli bir program hazırlanmaktadır. Tekne ve dalgıç ekibini kurmuş olan yüksek okulumuz sualtı çekim imkanlarına sahip bulunmaktadır. Ayrıca Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu ile müştereken bir dizi denizaltı programı hazırlama ça-lışmalarımız devam etmektedir. Öğrencilerimizin iş bulma imkanlarını arttırma amacı ile kıyı kaptanlığı belgesi alabilmeleri konusunda Ulaştırma Bakanlığı ile yapılan çalışmalar olumlu sonuçlanmış ve bu yıl uygulamaya konulmuştur. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde de sadece balıkçılık konularında çalıştıracağımız ve öğrenci uygulamalarında yararlanacağımız 25 30 metrelik bir balıkçılık araştırma gemisine sahip olmakta hedeflerimiz arasındadır.

Yüksekokulumuza eğitim, araştırma ve uygulama amacı ile tahsis edilen ve fakat bazı hukuksal sorunlar nedeniyle arzuladığımız bazı yatırımları yapamadığımız SUYO dalyanı İçin bütün ıslah projelerimiz hazırdır. Özellikle ülkemizde ilk kez bir deniz akvaryumunun, İzmir Kuş Cenneti bölgesinde bulunan bu dalyanımızda, kurulmasını arzu ediyoruz. Artık ülkemizde bir deniz akvaryumu kurulması zamanının geldiğini ve hatta geçtiği inancındayız. Bütün gelişmiş ülkelerde ve hatta 3-4 milyonluk ülkelerde bile deniz akvaryumları kurulmuş iken ülkemizde bunun henüz ele alınmış olmamasının çok büyük bir eksiklik olarak görüyoruz. Bunu yapabileceğimizi ve uygulayabileceğimizi biliyorum. Her türlü teknik bilgiye ve imkâna sahibiz. Okul olarak sadece finans sorunlarımız var. Fakat İzmir Valiliği ile Rektörlüğümüz arasında yapılan bir çalışma ile bir deniz akvaryumu ünitesinin İzmir'de kurulması konusunda ön protokol imzalanmış bulunmaktadır.


Bu protokol çerçevesinde İzmir çevre Koruma Vakfı kanalı ile İzmir'e bir deniz akvaryumu kazandırılabilir ise bunun tarihi kıvancını, bu konuya yardımcı olacaklar için, nesiller boyu devam edeceğine gönülden inanıyorum. Bize göre deniz akvaryumları. Halkın deniz canlıları ile ilgili meraklarını giderici bir konu niteliğinde görülmekle beraber, bizler; Üniversite mensubu olarak beklentilerimiz; bu tesislerin yeni bilimsel araştırma kaynağı olacağı ve bilinmeyen pek çok bilginin buralarda çözümlenebileceği ve öğrenciler için de önemli bir eğitim ve uygulama yeri olacağı inancıdır. Bu konuda destek verecekler İzmir Kuş Cenneti yanında, akvaryum olarak bir deniz balıklan cenneti oluşturarak, doğaya ve turizme katkı sağlayacakları gibi, ulaşılacak bilimsel sonuçlar, çok daha önemli boyutlarda olacaktır.

Son olarak sempozyum ile başlatacağımız bir konuya değinmek istiyorum. Japonya'da bulunduğum sıralarda, 1975'lerde olta balıkçılığına olan sevgim nedeniyle yakından ilgilendiğim ve bizzat olumlu sonuçların çok yakından izlediğim bir konuya değineceğim. Bu yapay balık yuvalan, yapay balık barınakları oluşturma çabalarıydı. 1976'lardan sonra yurda döndüğümde, Su ürünleri Genel Müdürlüğünün bir toplantısında, zamanın müsteşarına. Türkiye'de balık barınakları kuralım dediğimde (Türkiye'nin bu tür fantezilere ihtiyacı yok.) demişti. Bu söz karşısında konuyu daha fazla izah etme gereği duymadım. Fakat artık Türkiye'nin bu gibi konular için fantezidir diyebileceğini düşünemiyorum ve bu amaçla' bu sempozyumda bir kampanya başlatacağız. Bunun ilk başlangıç kaynağını bir araştırmacı olarak Ege Üniversitesi Araştırma Fon Saymanlığından 20 milyon TL. Sağlayarak başladık. Yardım alabileceğimiz her yere yazacağız ve sizlerin de yardımlarını bekliyoruz.

Balık barınakları konusunda bir tebliğimiz çalışma süresinde sempozyuma sunulacaktır. Bu nedenle ben konuya fazla girmeyeceğim. Fakat başarabildiğimiz takdirde İzmir körfezi çevresinde bazı yenilikler doğacağı inancındayım. Bu balık yuvaları olta ve küçük ağ balıkçılığı için yararlı olacağı gibi bazı rezerv bölgeler oluşturacağından her türlü balıkçılık için ve bütün deniz seven balıkçılarımız için olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bu arada hemen şunu önemle belirteyim ki bu balık barınakları oluşturmak için beton bloklar atma düşüncemiz kesinlikle trollert ve yasak avlanmaları engellemek İçin değildir. Bizler biliyoruz ki ığrıp. trata veya trol ile balık avcılığı, balık istihsalimizde önemli ve ülkemiz balıkçılığı için mutlak gerekli ve yararlı gereçlerdir. Bu araçlar deniz alanlarımızı ülke yararına kullanmamızı sağlayan avcılık araçlardır. Meşakkatli ve zor mesleklerdir. Eğer bir alandan ülke yararına yararlanamıyorsak o topraklan vatan toprağı saymak zordur. Her karış deniz alanımıza zarar vermeden, gereği gibi yararlanmak zorundayız. Işte, trol: bazı deniz alanlarımızdan yararlanmada tek araçtır. Fakat yine biliyoruz ki, ve çoğu zaman tartışılıyor ki , trollerin bazen avlanması yasak olan alanlara da girmeleri söz konusudur. Bu kanuni bir olaydır. Zaten atacağımız beton bloklar, kanunen trol ile avlanılması yasak alanlara atılacağından trole karşı bir önlem olarak düşünülemez.

Bu ve benzeri balıkçılığımız ile ilgili pek çok sorun ve yine sayısı 300'e yaklaşan balık yetiştirme işletmelerinin çeşitli problemleri bize başvuran II 7 bildiri sahibi ve bilim adamının takdim edeceği 41 poster 28 tebliğ ve özellikle yarın öğleden sonraki panelde ele alınıp tartışılacaktır. Ben daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Beni sabırla dinlediniz. Sempozyuma katıldığınız için hepinize tekrar teşekkür ediyor büyük olanaksızlıklar ile gerçekleştirmeye çalıştığımız bu sempozyumda çıkabilecek bazı aksaklıklar için şimdiden affınızı diliyor. Saygılar sunuyorum.

Prof. Dr Atilla Alpbaz