Site açılış tarihi: OCAK 2013
Geçen ayki Günlük ort. ziyaret: 363 (Mart 2019)
Ay içinde en yüksek ziy sayısı: ......590
Geçen ayki ziyaretçi sayısı: ...11277
Toplam ziyaretçi sayısı: . 443440

Diğer Meslekdışı Kitaplar » Ben Bypass Oldum » Uyanış



 Kulağıma bir ses geldi. Bu ses biraz tanıdık gibiydi. Sanırım akşam konuştuğumuz hemşireydi, bu ses,

 
-Atilla bey uyan uyan, diyordu.
 
Bu sesi artık duyuyordum. Ama bilemiyordum. Acaba ameliyata mı götürecekler, yoksa ameliyat bitmiş miydi? Şu an çok iyi hatırlıyorum ki ilk aklıma gelen buydu. Ameliyata mı gidiyordu m yoksa bitmiş miydi? Bu fikir o ilk uyanışta aklımdan bir yıldırım gibi geçivermişti. Aynı ses devam ediyordu. ama bu kez bir kaç kelime daha ilave etmişti
 
-Atilla bey bitti, bitti uyan, uyan, diyordu
 
Bitti bitti kelimeleri bana her şeyi açıklıyordu. Ameliyatım bitmişti ve hayattaydım. Hayattaydım diye yazıyorum ama, o an bunu düşünüp düşünmediğimi de . bilemiyorum. Ameliyatın bitmiş olduğunu anlamak büyük bir huzurdu. Bundan sonrası artık kolaydı. yapılacaklar yapılmıştı. "Bitti bitti" kelimelerini hiç bir zaman unutmayacağımı sanıyorum. Ameliyat olmuştum ve o an ameliyat sonrası uyanıyordum. Narkozların ve verilen ilaçların etkisiyle olacak hiç bir acım, sancım ve ağrı m yoktu. Olanlar veya ameliyat konusunda hiç birşey görmemiştim ve hiç birşey hatırlamıyordum. Yapılması gereken her şey, narkozda yapılmış ve bitmişti. Ameliyat tamamlanmıştı ve gerisi Allah kerim diye düşünüyordum. İnsan diş çektirirken bile ızdırap çeker. Dişçi dişi uyuşturur ama, dişin çekileceğini bilme duygusu her halde pek kolay bir konu değildir. Herkes dişinin çekildiğini gördüğü için ben hiç çekinmem veya korkmam diyemez. Diş çekilmesinden ben de pek korkmadım ve hatta pek çok kez dişçi koltuğuna oturdum ama her oturuşta olacakları bilmek hep bir ürperti vermiştir. Kalp ameliyatımda bu kadar bile bir sıkıntım olmadı. Her şey habersiz olmuştu.
 
Belki yeri değil ama sanırım ölümlerin en iyisi .narkoz altında bilmeden ölmek. İnsan ölse bile hiç bir acı ve ölüm korkusu hissi duymayacak. Çünkü ölümün geldiğini bir saniye bile olsa duymak ve insanın öleceğini bir kaç saniye bile hissetmesi zor bir duygudur. Ölüm korkusu korkuların en kötüsüdür. Bir filmde dua eden din adamı cemaate vaaz verirken,
“Ölürken ölüm korkusu verme yarabbi" diye dua ediyordu. Bu cümleyi her zaman hatırlarım. Ameliyat masası bu açıdan en rahat ölümün olabileceği bir yer gibime geliyor. Neyse yine tekrar etmiş olacağım ama by-pass ameliyatlarında başarının %99 gibi yüksek oranlarda olması insana moral veren bir konu.
 
Ameliyatım bitmişti. Acılar da yoktu. Elbette ki ameliyat sonrası bazı sıkıntılar olacaktı. Fakat iyiye gittikten sonra bunlar hasta için bir sorun değildi. Benim ameliyatımla birlikte şoka giren ailemin çektikleri de benden az değildi. Belki onlar benden daha heyecanlıydılar. Ameliyat sonucunu heyecanla beklediler.
Peki ben ameliyat olurken ailem ve dostlarım ne yapmışlardı. Dostlarım neler demişlerdi. Şimdi de bunlara değinmek istiyorum.
 
Anjio için yattığım duyulunca üniversitede ve hastanede bulunan bir çok hoca ziyaretime geldiler. Bunlar beni çok mutlu etti. Yalnız esas telaş sanırım ameliyat kararı alınmasından sonra başlamıştı. Çünkü anjio işlemi sadece bir kontroldü. Eğer bu kontrol olumlu bitseydi hiç bir sorun yoktu. Fakat iki damarda gözlenen olumsuz durum sonucu acil ameliyat kararı alınmış ve yoğun bakıma gönderilmiştim. Ne ben, ne de ailem bir ameliyat beklemiyorduk. Beklesek bile her halde aynı gün yapılacağını hiç düşünmemiştik. Anjio sonrası ertesi gün by-pass olacağım duyulunca bütün fakülte arkadaşlarım hastaneye taşınmışlar. Ameliyat olacağımı kimse beklemediği gibi bir gün sonra ameliyat olacağım kararı saat 15-16 sıralarında verilmişti. Neredeyse mesai bitimiydi. Ayrıca ameliyat için yapılması gereken birçok işlem varmış ve süre çok kısıtlıydı. Ameliyat için beş şişe kan lazımmış ve en az beş kişinin de kan vermek için hazır beklemesi gerekiyormuş . Bu konuların da bir gün önceden hal1edilmesi istenirmiş.
 
Daha sonra ameliyatımı acaba bir hafta sonra yaptırsaydım ve dostlarıma bu sıkıntıları yaşatmasaydım daha mı iyi olurdu diye çok düşünmüşümdür. Fakat bir 'hafta bile olsa beklememin çok zor olabileceğini de düşünmemiş değilim. Dostlar üzüldü ve zorlandılar ama bir sorun da çıkmadı ve ben de bekleme stresi çekmedim. Bilemiyorum artık belki doğru belki de yanlış karar. Fakat olanlardan da pişman değilim. Dostlar ve ailem de kusura bakmasınlar artık.
Ameliyat için birkaç gün beklense her türlü konu önceden çözümlenir ve büyük bir telaş olmayabilirdi. Fakat fakültedeki arkadaşlar aileme çok yardımcı olmuşlar. Ben ilaçların etkisiyle sakince ameliyatı beklerken dışarıda acil olarak yapılması gereken işlerin hepsi ailemin, akrabalarımın okuldaki arkadaşlarımın çabası ile halledilmiş. Bu arada Nazilli'deki kardeşlerime haber verilmiş onlar da ameliyatın olacağı sabah hastaneye gelmişler. O gece sabaha kadar pek çok akraba hastaneye taşınmış. Burada bütün dostlara ve akrabalara minnettarlığımı belirtmek isterim.
Anjio sırasında bir ara doktor hocamız eşimi yanına çağırmış ve anjio sonucunu göstererek, iki damarın tıkalı olduğunu, durumumun pek iyi olmadığını, acil ameliyat gerektiğini bildirmiş. İki damarın tıkalı olması nedeniyle ameliyatın zorunlu olduğunu ve bu konuda ne 'düşündüğünü sormuş. Eşimde, anjio niçin yapıldı, ameliyat olacak ve olmayacak şeklinde iki şık olduğuna göre, sizler karar vereceksiniz demiş. Doktor Atilla Bey'i görebilirsiniz diye söyleyince anjiodan sonra ilk kez gözgöze geldik. Sabahleyin pembe ve normal bir yüzle geldiğim hastanede beni sararmış olarak görünce bana durumumu pek belli etmemiş. Bu arada ben' 'Bak gördün mü olanı " demişim. O da,
 
-Olsun, ne yapalım çaresi var" demiş, 
Bu ara ben de hatırlıyorum ki; Eşim,
-Atilla acele karar vermiş olmayasın, İyi düşündün mü? İstanbul, Ankara veya yurt dışında bir yerde ameliyat olmayı istersen araştırabiliriz. Acele etme istersen" şeklinde bazı sözler söyledi. Ben de,
-Hayır ben buradaki arkadaşlara güveniyorum. Gerek yok, dedim. Çünkü biliyordum ki, daha geçen yıl 1993'de, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Hastalıkları Cerrahisi birimi, çok yeni yatırımlar yapılarak modern bir duruma getirilmişti. Bu konuda Rektörümüz, senato da bilgi vermiş ve en modern yöntemlerin uygulanabileceği ameliyathaneler hazırlandığı konusunda açıklamalarda bulunmuşlardı. Bu nedenle hiç bir şüphem ve kuşkum yoktu. Dış ülkelere gitmeye kalksam ne yapacaklardı? Oralarda bana sıradan doktorlar bakacaktı, burada ise Türkiye'nin en iyi ve başarılı bir kliniğinde bakılacaktım. Aletler konusunda ise ameliyathaneler yeni donatıldığı için emindim ki pek çok dış ülke hastanelerinden daha iyi durumdaydı. Bu nedenle gereksiz çabalara girerek bilmediğim yerlere gitmek benim için bir huzursuzluk kaynağından başka hiç bir şey olmazdı. İstanbul ve Ankara'da da buradaki imkanları bulamazdım. Hiç olmazsa tanıdık ellerdeydik. Gerisi Allah'a kalmıştı artık.
 
Beni eşimin yanından alıp götürmüşler. Koridorda yapayalnız kalan eşim biraz sonra kızım ile buluşmuş, anjio için kaldığım odamdaki eşyalarımı alelacele toplamışlar. Kızım ile hemen cerrahi kısmına geçmişler. Kızım gerekli işlemleri tamamlamakla uğraşmış. Bu ara eşim resepsiyona inmiş. İşin ciddiyetini yeni anlamaya başlamış ve o ara sohbet olsun veya konuşmuş olmak için resepsiyondaki kıza kocam by-pass olacak diye heyecanla anlatmaya koyulmuş. Ama kızın hiç aldırdığı yok diyor. Elbette ki aldırmazdı. Çünkü benimki gibi ani by-pass olayları, orada günlük olarak yaşanan olaylardı. Eşim için ise hayatta bir tek kez karşılaşılacak bir olaydı. İnşallah öyle de olur.
Eşimden bu ara A Rh( +) kan verebilecek ve yarın ameliyat sırasında hastanede olabilecek 5-6 kişi bulmasını istemişler. Eşim yine şaşkın, saat akşam 5' e yaklaşıyor. Bu kadar kısa sürede kan verebilecek 5 kişi nereden bulunur derken fakültedeki arkadaşlarla, oğlumun ve kızımın arkadaşları imdadıma yetişiyor. Beş kişi yeter derken on kişiye yakın bir liste hemen tamamlanmış. Hatta akrabalarımdan 17-18 yaşlarında bir kızımız kan grubu A Rh( +) olmasına rağmen kendisinden kan alınmayacağı bildirilince, ben neden kan veremiyorum diye ağlamaklı olmuş. Meğerse, erkek bir hasta için, mümkün olduğunca erkeklerden kan alınması ve ancak zorunlu bir durum olursa bir kızdan kan alarak erkek hastaya verilmesi düşünülürmüş. Eşim bir ara ameliyat yapacak doktorumuza; acaba kan bulabilir miyiz? diye telaşla sorunca;
 
-Merak etmeyin bulunur demiş ve hatta yarın ben ameliyat sırasında koridora bir çıksam, 15 şişe A Rh+ kana çok acil ihtiyaç var desem, bir çok gönüllü çıkar ve hemen buluruz diye eşime güvence vermeye çalışmış. Bu ara pek çok arkadaş, Sayın Rektörümüz, Rektör vekilleri, Dekan arkadaşlar ve diğer öğretim üyeleri ziyarete gelmişler. Ameliyattan önceki gece eşim beni ziyaret ediyor. Artık, ilaçların etkisi ile daha önce yazdığım gibi sakinim. eşime jilet aldırmışlar. Sabaha karşı Nazilli'den .gelen kardeşlerim beni görmek istemişler. Yarı baygın gibi bulunduğum sırada ve ameliyata girmemden birkaç saat önce, eşim "gelsinler mi görmek ister misin?" diye sormuş. Ben de gelmesinler selam söyle, belki moralim bozulur demişim. Eniştem aynı zamanda Tıp fakültesinde öğretim üyesi olduğu için ameliyatı yapacak olan İsa Bey'le görüşmüş ve ameliyat riskleri üzerinde konuşmayı denemiş. Sayın hocamız,
 
- Allah’ın izni ile ameliyatın hiç bir riski yok. Ancak hastaneden çıktığında yolda bir araba çarparsa bilemem, demiş.
Bu sözlerle gelen giden yakınlarımıza moral verilmeye çalışılmış.
 
Ameliyata sabah saat 8 civarında alınmışım. Herkes aşağıda beklemiş. İçeriden ne zaman bir haber gelecek, ne zaman ameliyattan çıkarım diye telaş1ı ve endişeli 4-5 saat geçirmişler. Saat 13' e doğru, resepsiyondaki kız
 
-Atilla Alpbaz ameliyattan çıktı, bir sorun yokmuş, ameliyat başarılı geçmiş" diye haber iletince herkes bir- birine sarılmış. Eşim, o ana kadar aralarında bir samimiyet doğan ve bu haberi getiren danışmadaki kıza sarılıp biraz ağlamış.
Bundan sonra gelip gidenlerin ziyareti bir bayram ziyareti gibi olmuş. Herkes sevinçli. Ameliyattan çıktığım ve yoğun bakıma alındığım ilk iki gün bekleme salonu sanki bizim özel ağırlama salonumuz gibi saat gece l1'lere kadar akraba, eş, dost, arkadaşlar tarafından doldurulmuş. Hanım ziyaretçilere hoş geldin, güle güle demekten bu telaşlı anında oyalanmış ve çok mutlu olarak duygulanmış. Eşimi ve ailemi tanıdıklar hiç yalnız bırakmamışlar. Tekrar tekrar ziyarete gelen arkadaşlar olmuş. Herkese yürekten teşekkür ve minnettarlık duyuyorum.
Ameliyat odasında birkaç saat kaldıktan sonra beni yoğun bakım bölümüne almışlar. Uyandıktan sonra ilk kez eşim yanıma geliyor. Her tarafım bir sürü aletle kaplıymış.
 
Uyandıktan sonra benim hatırlayabildiklerim ise şunlar;
Gerçekten verilen ilaçlar o kadar etkili ki insan önemli bir sıkıntı hissetmiyor veya şu an tam hatırlamıyorum. Elbette ki sıkıntılar var ama, korkutucu değil. Hiç bir acı da hissetmedim. Hele ameliyatın bitmiş olması hissi insana çok büyük bir güven ve moral veriyor. İlk rahatlamayı boğazımdaki ince bir hortumu almalarıyla yaşadım. .Öyle bir rahatlık ve ferahlamaydı ki tarif edemem. Esasta hiç bir acı vermiyordu ama bir fazlalıktı. Yoğun bakımda iki gün kadar kalmışım. Bu ara neler olduğunu tam hatırlamıyorum. Pek sıkıntılı da değildi. Hayatta olmak ve ameliyatın bitmiş olduğunu bilmek insana yetiyordu. Her saat iyiye gitmek, yaşama sevinci için yeterli oluyordu. Sıvı içecekler, meyve suyu ve süt ilk gıdalarımdı. Bir ara çorba da içtim. Ameliyat sonrası iştahım pek iyi değildi ama sorun da değildi. O anın koşullarında hastane yemeklerini pek lezzetli bulduğumu söyleyemem. Yoğun bakımdan normal odaya geçince artık her yönüyle kendimdeydim. İlk aklıma gelen konu perhiz oldu ve doktorumuza neler yiyebilirim diye sorunca.
 
-Ne istersen ye. Şimdilik perhiz yok istersen kebap bile yiyebilirsin, deyince,
Mutlu olduğumu söyleyebilirim.
 
Bir ara eşimle sohbet olsun diye o an benim zevkle yiyebileceğim ve yemeyi isteyebileceğim yemek ne olabilir diye düşündük. Patlıcan dolması ve mercimek çorbası fena olmazdı. Yemek seçme isteğim sanırım hayata dönüşüm açısından bir ışıktı. Eşim, ne yiyeceğini düşünüyor diye çok sevinmiş, hemen, önce benim ablamı ve kendi ablasını aramış. Ne yazık ki onlarda patlıcan dolması o an yokmuş ama, hemen yapalım demişler. Eşim ben size gerekirse iletirim demiş. Ayrıca eşim Fatma hanım denilen bir akrabamızı da aramış ve o "ben de ikisi de var" demiş ve oğlu ile yemekleri hemen hastaneye göndermiş. Konuşmadan takriben yarım saat kadar sonra iki yemek de benim önümdeydi. İkisinden de azar azar da olsa zevkle yedim. Ev yemekleri benim için büyük bir mutluluk ve hayata dönüş olmuştu.
 
Ameliyat sonrası olduğu için her konuda dikkatli olmak gerekiyor. Bunlardan birincisi, göğüs dikişlerinin oynamaması. Gerçekte göğüs kafesi çok kuvvetli şekilde dikiliyor. Bunu daha sonra çektirdiğim bir göğüs filmini görünce anladım. Şu an bile 7 adet olan bu tel dikişlerin yaşamımda hiç bir etkisi ve zararı yok Filmi görmesem varlıklarını bile bilemeyecektim. Fakat ameliyattan sonra göğüs kemiklerindeki dikişlerin oynamaması için yatıp kalkmalarda dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle yatıp kalkarken düz yatıp kalkmamız isteniyor. Ayrıca ilk günlerde yan yatıp kalkmak da yasak. Düz yatıp kalkarken kuvveti koldan almak için karyolanın ayak kısmına sargı bezinden bükülmüş bir ip bağladılar. Bu ipe tutunarak, oturup yatışta gücü kollarımdan alıp karın ve göğüs kaslarına yük vermemek yararlı oluyor. Böylece bel ve göğüs kısmına yük bindirmeden yatıyor veya oturabiliyordum. ilk bir iki hafta eşimin yardımıyla oturup yattım, daha sonra bu ipi kullanarak kendi işimi kendim rahatça görebiliyordum.
 
Ameliyattan sonra üçüncü veya dördüncü günde benim için önemli olan konulardan birisi de, idrar sondasının alınmasıydı. Hemşire hanım bunu da basitçe gerçekleştirdi. Vücudumdaki bir fazlalık daha eksilmiş ve biraz daha serbest olmuş, rahatlamıştım.
 
Ameliyat sonrasında göğüs ve karın boşluğunda herhangi bir iç kanama, su toplanması veya kan toplanması durumunda dışarıya akıtması amacıyla göğüs altlarına iki tane dren yerleştirmişler. Bunlar da çok temizdi. Bir damla birşey geldiğini görmedim. Bu da iç kısımda işlerin iyi gittiğini gösterdiğinden moralimi yükseltmişti ve elbette zamanı gelince çıkarılacaktı. Bir iki gün bunlar nasıl alınacak diye düşünmedi değilim. Fakat her şey o kadar iyi planlanmış ve yapılmıştı ki, doktorun bunları çıkaracağı an gelip çattı. Meraklıydım ve biraz da endişeliydim. Artık bu psikolojimi ameliyattan sonraki zayıflamış olan yapıma bağlıyorum. Acaba ne olacak diye merak ederken, genç bir doktor drenleri basitçe çıkarıverdi. Çıkardığını bile hissetmedim. En ufak bir acı ve zorlama yoktu.
 
Vücudumdaki fazlalıklardan biri daha gidince mutlu olmuştum. Artık bir tek fazlalık kalmıştı. Bu da dren yerlerindeki birkaç dikiş ipiydi. Bu dönemlerde artık tam anlamıyla kendimdeydim. Bu nedenle konuları daha fazla düşünmeye başlamıştım. Nedense dikişlerin alınmasını da aklımda bir sorun haline getirmiştim. Her doktor ziyaretinde, dikişleri ne zaman alacaklarını soruyordum. Beşinci veya altıncı günde doktor; "dikişlerinizi alacağım", dedi. Ayağa kalktım. Sanki dişlerim sökülecek gibi kendimi sıktım Fakat çok lüzumsuz bir telaştı. Doktor bir makasla kıt diye ipi kesti ve bir cımbızla çok kolay bir 'şekilde ipleri alıverdi. Yine en ufak bir acı ve his yoktu. Çok kolay bir işlemdi ama nedense kafama takmıştım. Bu konunun böyle basitle halledilmesi de beni sevindiren konulardan biri olmuştur.
Artık vücudumda hiçbir fazlalık kalmamıştı. Göğsümdeki ip siz yara da günden güne kapanıyor ve iyileşiyordu. Her gün Amerikan tentürdiyotu sürerek pansuman yapıyorduk. Amerikan tentürdiyodu bilindiği gibi normal tentürdiyottan farklı olup bir yanma hissi vermiyor. Bu nedenle bu işlem de rahat bir şekilde gerçekleştiriliyordu. iğne bile vurmuyorlardı. Bir iki ilaç alıyordu m o kadar. Bunların da bir yan etkisi yoktu. Sadece monoket denilen bir ilacı aldıktan kısa bir süre sonra çok güçlü bir baş ağrısı geliyordu. Damar açıcı olan bu ilacın yan etkisini doktorumuza söyleyince bunun yerine danitrin diye yine damar açıcı başka bir ilaç verdi. Böylece baş ağrısından da kurtuldum. Monoket denilen bu ilacı şu an bir yakınım kullanıyor ve bir baş ağrısı sorunu da yok. ilaçlar demek ki farklı kişilerde veya zamanlarda bazı farklı etkilerde bulunabiliyor.
 
İlk günlerde önemli olan konulardan biri de yürüme meselesiydi. Mümkün olan en kısa sürede yürümeye başlamamız öneriliyordu. Benden bir iki gün önce ameliyat olmuş ve yan odalarda kalan bazı kişiler yürüme konusunda benden daha becerikliydiler. Bende 50 adım 100 adım diyerek kısa yürümelere başladım. ilk bir iki gün eşim, kızım veya oğlum. eşlik ettiler ve hastane koridorlarında kısa yürüyüşler yaptım. Daha sonra artık yataktan tek başıma kalkıyor ve kısa yürüyüşler yaparak yatağıma dönebiliyordum.
 
Ameliyattan sonra 6. veya 7. günde tek başıma kartlı telefona gidip telefon edebiliyordum. Sevdiklerime dostlarıma ve kardeşlerime telefon ettikçe sesimi duyanlar artık iyiye doğru gittiğimi anlıyor, mutlu oluyorlardı. Bunu hissediyordum. Hastanede benden yapmam istenilen ve o sıralar çok önemli olan bir eksersiz de nefes açma ve akciğeri daha iyi çalıştırma eksersizleriydi. Çünkü ameliyat sonrası akciğerlerin tam olarak açılması belirli bir süre alıyordu. Akciğerlerin açılması için emilince içerisindeki topları yükselen oyuncak gibi bir alet vermişlerdi. Nefes açma aletini elime alıp yaptığım ilk denemede üç toptan sadece 1 tanesini 2-3 cm kadar yükseltebilmiştim. Üç toptan ilkini tavana değdirebilmek ilk başarım olmuştu. Zamanla ikinci top üst noktaya, daha sonra da üç topu birden çıkarabilmem artık ciğerlerimin eski haline döndüğünü gösteriyordu ama, bu bir, bir buçuk ay sonra gerçekleşti sanıyorum. Böylece ameliyattan sonra ciğerlerimde hiç bir sorun çıkmadı. Hiç bir su toplanması olmamıştı ve bu sonuçlar sevindirici bir durumdu.