Site açılış tarihi: OCAK 2013
Geçen ayki Günlük ort. ziyaret: 287 (.30 kasım 2018)
Ay içinde en yüksek ziy sayısı: ......371
Geçen ayki ziyaretçi sayısı: ....8625
Toplam ziyaretçi sayısı: . 401630

Hatıralarımdan » İzmir' e Bir Balina Geldi » İzmir'e Bir Balina Geldi




İZMİRE BİR BALİNA GELDİ

Prof. Dr Atilla ALPBAZ


Ben bu olaylar başlayıncaya kadar hayatımda hiç balina görmemiştim. Bu,İzmir körfezine 9 şubat 1995’de bu balinalar gelinceye kadar sürdü. Ben de pek çok İzmirli gibi hayatım da ilk kez balinayı yüzerken görüyordum. Bu nedenle benim bildiklerim de sizlerinki kadardı. Ne var ki o zamanlar Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi dekanıydım ve konuyla ilgilenmek duru- ndaydım. Kamuoyu benden ve Fakültedeki diğer arkadaşlardan böyle bir ilgi ve bilgi bekliyordu. Ayrıca balıklara olan merakım yüzünden ilgisiz de kalamazdım. Böyle olunca her yönüyle konuyla aniden ilgilenme durumunda kaldım. Hayatında hiç balina görmemiş bir kişi olmama rağmen Su Ürünleri Fakültesinin başında bulunduğumdan ayrıca ünvanım da Profesör olduğundan herkes benden bir şeyler söylememi ve yapmamı bekliyordu. Fakültemizdeki birçok arkadaş da benim gibiydi, ama ağırlık benim üzerimde toplanıyordu. Bizler bir şeyler söylemeli ve bir şeyler yapmalıydık.

Olaylar sakin bir kış gününde işte böyle başladı.

.
İZMİRE BİR DEĞİL İKİ BALİNA GELDİ

Nedense bu konuda bir yazı hazırlama ve o günlerde olanları ileride ilgilenebilecek birilerine toplu olarak aktarma fikri akla gelince notlarımın adını “İzmir’e bir Balina Geldi” ismini koymaya karar vermiştim. Esasında bu isim yanlıştı. İzmir’e bir değil iki balina gelmişti. Şimdi olanlara bakıyorum da, ileride değineceğim gibi ve bir gazetede yazıldığı gibi olaylar gerçekten bir trajedi komikti. Eğer bu olayları Aziz Nesin üstün mizah anlayışı ile yazabilseydi, bundan daha komik bir hikaye konusu olamazdı. Çok heyacanlı ve hareketli günler geçirdik. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi olarak çok sevindik, çok üzüldük, oldukça sıkıntılı ve heyecanlı günlerimiz oldu. Genç asistan arkadaşlar ve diğer fakülte personeli gece gündüz demeden çok fedakarca ve heyecanla çalıştılar. Takdir edildiler. Tenkit edildiler. Ama onlar yorulmadılar. Gönülden yürekten çalıştılar. Balina katili diyenler oldu. Fakat ben bir idareci olarak çok müsterih idim. Bu ortamda yapabileceğimizi, elimizden geldiği kadar yürekten yapmıştık. Bu genç arkadaşlarımı kim ne derse desin yürekten kutluyor ve bu satırları yazarken gönülden teşekkür ediyorum.

Benim açımdan her şey bir Perşembe akşamı başladı. Olağan bir Fakülte kurulu toplantısı yapıyorduk. Saat 15.30 sıralarında (9 Şubat 1995) kurul sırasında telefonum çaldı. Esasında yönetim kuruluna başkanlık yaptığım sırada telefon bağlanmasını pek arzu etmem. Fakat sekreterim Mihriye Hanım (Mihriye Payaza) bir gazetecinin aradığını ve benimle görüşmek için ısrarlı olduğunu söylüyordu. O sırada kurulda önemli bir konuyu tartışıyorduk. Saat 16’ya yaklaşmıştı. Sekreterim gazetecinin ısrar ettiğini ve körfeze bir balina gelmiş bu konuda konuşmak istidiğini söyleyince, merakla karışık ve toplantıdaki arkadaşlardan özür dileyerek konuşmayı kabul ettim. Gazeteci bir bayandı ve körfezde bir balina görüldüğünü, bu konuda bir bilgim olup olmadığını soruyordu. Konuşmada bu konuda bir duyumum olmadığını, konuyu araştıracağımı, belki büyük bir köpek balığı olabileceğini söyledim ve konuşmayı bu şekilde kısaca sonlandırdım. Bu konuşma böylece bitmişti. Su Ürünleri Fakültesi olarak zaman zaman bize bu gibi bilgiler ulaşıyordu. Bir kez Seferihisar da büyük bir balık sahile vurmuş ve bir balina sahile vurdu diye haber gelince gidip incelediğimiz zaman gerçekten oldukça iri bir köpek balığı ile karşılaşmıştık. Bu kez de benzer bir olaydır diye düşünmüş ve konuşmayı kısa kesmiştim.

Bu ara toplantıyı bitirmiştim. Kış günleri olduğu için akşamları güneş erken batıyordu ve ortalık biraz erken kararıyordu. Toplantıdaki bu konuşmadan takriben bir saat sonra Urla İskele’deki Fakültemize ait Araştırma Merkezinden bir telefon geldi. Verdikleri bilgiye göre, bir balina yavrusu hasta olarak kıyıya vurmuştu. Yaşıyordu ama hareketsizdi. Bizim araştırma görevlilerimiz konu ile hemen ilgilenmişler. Yavru balina dedikleri iri balığı kıyıya çekmişler ve kendilerine göre bakım ve kontrol altına almışlardı.
- Kaç metre olduğunu sordum.
- 4-5 metre kadar dediler.

Bu durumda gazetecinin konu ettiği balinanın bu hayvan olduğunu düşünüyordum ki bir gazeteci daha telefon etti. Saat 5’e doğru gelmişti. Sekreterim de ayrılmış olduğu için odamda yalnızdım. Bana ısrarla körfezde bir balina olduğunu, gözleriyle gördüğünü, 15 metre kadar boyu olduğunu, Urla’dakinin ise yavrusu olabileceğini söylüyordu. İşte o andan itibaren bende de merak başlamıştı. Çünkü gazetecinin anlattıkları, gerçek büyük bir balinanın körfeze girmiş olabileceğini gösteriyordu. Gazeteci arkadaşı yakından tanıyordum ve Güzelyalı önlerinde balinanın su fışkırtarak dolaştığını, yemin ederek dile getiriyordu. Dört beş dakika düşündüm kaldım. Bu önemli bir olaydı. Artık gerçekti. Körfezde bir balina vardı.

Bu konuşmadan biraz sonra Güzelyalı’dan bir bayan arıyordu. Heyecanla ‘Evimin karşısında bir balina var’ diyordu. Ben ‘Emin misiniz?’ deyince, ‘Beyefendi bakın şu anda havaya su püskürtüyor, gözlerimle seyrediyorum’ deyince artık konu kesinleşmişti. Körfezde bir şeyler oluyordu.

Hemen odadan çıktım ve arabama atladım. Bornovadan Güzelyalı sahiline gittim. Ama ben varıncaya kadar saat 18’e gelmişti. Ortalıkta kış olduğu için kararmıştı. Sahilde yürüyen birkaç kişiden başka kimseler de yoktu. Bende kimseye bir şey soramadan ve balinayı göremeden eve döndüm.

Akşam haberlerinde ise gerçek ortada idi. Tüm televizyonlar haberlerinde İzmir körfezinde görülen balinadan bahsediyorlar, ayrıca arada bir su yüzüne çıkıp su püskürten balinayı gösteriyorlardı.

Sabahı zor yaptım ve sabah saat 8’de resmi araba gelince doğru körfeze Güzelyalı taraflarına indim. Sahil daha sabahtan kalabalıklaşmaya başlamıştı. Gerçekten körfezde gezinen bir balina 15-20 dakikada bir su yüzüne çıkarak su püskürtüyordu. Burada fazla kalamadım. Bir süre seyrettikten sonra şöför arkadaşa hemen ‘Urla’ya merkeze gidelim’ dedim. Yarım saat sonra Urla iskeledeydim. Hemen genç arkadaşların balinayı bütün gece kontrol altında tuttukları sahildeki yere gittim. Zaten arabadan iner inmez bazı arkadaşlar ön bilgileri vermişlerdi. Merkeze gelmiştim ama bir anda etrafımı da birçok gazeteci çevirmişti. Bir sürü soru soruyorlardı. İşte o an olayın tam ortasında olduğumu hissettim. Su ürünleri Fakültesinin Dekanıydım ve bir şeyler söylemeliydim. Etrafımı çeviren gazeteci arkadaşlar bir şeyler söylememi bekliyorlardı. Bir sürü soru soruyorlardı. Etrafları da meraklı vatandaşlar ile çevriliydi. Başta değindiğim gibi ben hayatımda hiç balina görmemiştim ama, herkes gibi televizyonda birçok kez izlemiştim. Fakültemizde de balina gören ve bu konuda çalışan da yoktu. Fakat dün gece körfeze bir balina geldiğini televizyonlardan da kesin olarak öğrendiğim için evde bulunan tüm ansiklopedileri karıştırarak birçok bilgi toparlamıştım. Dağarcığımda bilimsel olmasa da ansiklopedik olarak bazı bilgiler de edinmiş bulunuyordum

Her halde gazetecilere bir şeyler söyledim ve ilk günü birçok beyanat vererek geçirdim. Elimizden geleni yapacağız vs. gibi sözlerle günü geçirdik sanıyorum.
Gazetelerdeki haberler çok çeşitliydi. Konuyu herkes kendi görüşüne göre değerlendiriyordu. Özellikle Perşembe günü bana telefon eden gazeteci biraz da bana dokunduruyor ve çeşitli yorumlar dile getiriyordı. Haksız da sayılmazlardı. Gazetenin birinde haberin başlığı ‘Balina dramı’  idi. Artık traji dram karışımı bir olay başlamıştı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Balina görmemiş hepimiz bir şeyler yapma çabasında idik. Genç arkadaşlar ise tamamiyle konuyu kendilerini kaptırmışlar, özveri ile deniz kenarında tutmaya çalıştıkları balinayı yaşatmak için yapabilecekleri her şeyi uygulamaya çalışıyorlardı. Olayın ortasında Fakülte olarak kalakalmıştık. Kurtuluş yoktu. Asla bir şikayetimiz de yoktu. Artık Fakültemizin olaylardan çıkışı da bu aşamadan sonra mümkün de değildi. Zaten böyle bir çekincemiz ve düşüncemiz de yoktu ve olanaklar dahilinde ne yapılabilecekse elimizden geleni yapacaktık. Beklenmeyen bir olayın tam ortasındaydık.
10 şubat tarihli Hürriyet gazetesindeki “Balina Dramı” isimli bu haberde benim hakkında kaydedilen not aşağıdaki şekildeydi (Yazının tamamı ekte 10 Şubat 1995 Hürriyet)
Sanayi ve evsel atıklarla dolu iç körfezde hayvanın fazla yaşama şansı olmadığı kaydedilirken, Sahil güvenlik ve deniz polisi botları hayvanı dalyan açıklarına çıkarmak istedi,ancak başarılı olamadı. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesine olay bildirilmesine rağmen,dekan Prof.Dr. Atilla Alpbaz, ' Yaşaması halinde' balina ile ancak cuma günü ilgilenebileceklerini bildirdi. Ancak ilerleyen saatlerde aynı fakültenin araştırma görevlileri çalışmalara katıldı.”

Haberin devamında ‘Yaralı yavru Urla İçmeler sahilinde’ yavrunun zıpkın ile yaralanmış olduğu belirtiliyordu Ayrıca Fakültemiz elemanlarımızdan Altan LÖK’ün verdiği şu bilgiler, sunuluyorudu.

Araştırma görevlisi Altan Lök "Yavru direniyor. Annesinden ayrı kalmanın şaşkınlığını yaşıyor. Ayrıca, yarasının yanında yetersiz beslenmeden ötürü bitkin düşmüş. Anne balinanın yanına ulaştırılmaması halinde intihar eder. Bu ölçüde bir yapıya sahiptirler. Anne balinanın da sürekli sahili turlaması, yavrusunu aramasından ötürüdür." dedi.

İleride değineceğim gibi ilk gün körfezde görülen iri balina yanında Fakültemiz elemanlarınca kontrol altına alınan küçük balinanın büyük balinanın yavrusu olduğu sanılmıştı. İlk bakışta aynı anda körfezde biri çok iri diğeri daha küçük iki balina görülünce bunların anne ve yavrusu olduğu düşünülmüştü. Aynı haberde Prof. Dr Sumru Ünsal’dan alınan bazı bilgiler sunuluyordu.

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi dekan yardımcısı Prof Dr. Sumru Ünsal ise kaşalot türü balinayla ilgili olarak,"At1as Okyanusu menşeili balina Cebelitank Boğazı'ndan girdiği kesin. İzmir mevsim itibarıyla balinanın ziyaretine müsait. Avlanarak geldi, çıkması da zor. Belli göç yollan var. Akdeniz onların göç yollarıyla ilintili değil. Yolunu şaşırdı girdi, çıkması ise sorun" dedi. Prof Dr. Ünsal balinanın yaşama şansıyla ilgili olarak da "Yaşayabilir. Körfez kirli ama suyun altına dalıp besin bulabilmesi, aynca havadan solunum yaptığı için uzunca süre yaşaması mümkün" diye konuştu.

Gazete haberlerinde verilen bilgiler herkesin görüş açısına göre normaldi. Zavallı küçük balina sanki ölmek için karaya vurmuştu. Çünkü deniz suyunda batıyor ve boğulmamak için kıyıya yaklaşmak istiyordu. Mecali kalmamıştı. Hangi nedenle olmuşsa olmuş gücü yoktu. Ciğerleri ile soluduğu için karnını kıyıya değdirebildiği yerde güç harcamadan yaşama devam edebiliyordu. Derin suda ise üstte kalabilmek için güç harcaması gerektiğinden kurtuluşu kıyıya yanaşmakta buluyordu. Balığın bu davranışını hisseden asistan arkadaşlar balığı kıyıya çekme durumunda kalmışlardı. Çünkü yüzmesi için biraz derine çekilen balık çok az kalan gücü ile kıyıya gitmeye çalışıyor ve bunu yapamayınca batacak gibi oluyordu. Bu amaçla kıyıya getirilen küçük balina kıyıda (Ne tür olduğu daha sonra anlaşılacaktı) genç arkadaşların kontrolu altında tutuluyordu. Balık biraz derin suda kalınca batıyor ve soluk almak istediğinde ciğerlerine belkide su kaçıyor ve nefes alamıyordu. Bu durumda balığı açığa çekmek onun ölümüne neden olmaktı. Arkadaşlar bunu anlamışlardı ve kıyıda tutma uğraşıları bu nedenle doğru idi.

Kıyıya yakın getirilen balık artık tam olarak dengede durma zorluğu da çekiyordu. Yandan destek verilmediğinde yan yatma eğilimi gösteriyordu. Bu nedenle genç arkadaşlar balığı dik durması için de çaba harcıyorlardı. Diğer bir sorun da, sırt yüzgeci devamlı dışarıda kalınca da kuruyordu. Bu nedenle devamlı olarak üzerine kova ile su döküyorlar. Bu da pek kolay olmasa da devamlı olarak sıra ile bu ile yaparak kurumasını engellemeye uğraştılar. Daha sonra iş uzayınca yüzgeç üzerine bir masa örtüsü atarak devamlı ıslak kalmasını sağlamaya çalışmışlar. Yine 10 Şubat tarihli Yeni Asır gazetesi Körfezde balina ismi ile birinci ve ikinci sahifesini tam sayfa olarak balina haberlerine ayırmıştı . Yeni Asır gazetesi bu haberlerde ‘Balina İzmir’de en son 1965 de görülmüştü’ ‘Greenpeace bir uzman gönderecek’ ‘Balinalar körfezde ne kadar yaşar’ ‘Körfezde iki sürpriz konuk’ ‘Fin balinasına Avrupa kıyılarında rastlanıyor’  başlıkları altında çeşitli haberler sunuyordu

Bu arada benimle ve diğer arkadaşlarım ile ilgili olarak
‘kayaya sürtüp yaralanabilir. Beslenmesi açısından ise, İç Körfez'deki var olan balıklarla rahatlıkla yaşar.” gibi benzeri haberler

Aynı haberde Prof. Dr Şükran Cirik tarafından verildiği bildirilen aşağıdaki notlar vardı.
‘Şimdilik Sorun Çıkmaz: Su sıcaklığı ve dalga boyunun balinaların yaşamasına elverişli olduğunu söyleyen Prof. Şükran Cirik "Ancak belli bir süre sonra körfezden uzaklaşacaklardır" dedi.’

10 Şubat Cuma günü çok yoğun geçti. Artık Urla’daki tesislerimiz ziyaretçi akınına uğramıştı. Gazeteleri okuyanlar, televizyondan konuyu öğrenenler çocuklarını yanlarına alarak gelen aileler, emekliler, yaşlılar gençler pek çok kişi Urla iskelede Merkezimize gelmişlerdi.
Perşembeyi cumaya bağlayan gece bir sorun çıkmamıştı. Hava sakindi. Bu nedenle kıyıda küçük balinayı sabaha kadar bekleyen asistan arkadaşlar balığı denizde barındırmada bir sorun yaşamamış iseler de çok yorgun idiler. Küçük balinada bir değişim yoktu. Fakat cumayı cumartesiye bağlayan gece ne olacaktı? Hava raporlarında gece esinti olabileceği ve rüzgar çıkabileceği belirtiliyordu. Mevsim de kıştı. Su soğuk olduğu gibi hava geceleyin daha da soğuyabilir ve denizde küçük balinayı tutmak çok daha zor olabilirdi. Cuma akşamına doğru bu konuda çok tedirgindik. Ben öğleden sonra Bornova’ya Fakülteye dönmüştüm. Gerekenleri nasıl olsa diğer arkadaşlar yaparlardı. Gereken her şeyi yapmaya da gönülden hazırlardı. Fakat onlar da bir balinayı ilk defa görüyorlar ve böyle bir uğraşı ile ilk defa başbaşa kalacaklardı.

Akıllarına, küçük balinayı merkezimizde bulunan büyük havuza alma fikri gelmiş ve konuyu aralarında tartışmışlar. Halkın yoğun ilgisi nedeniyle kritik bir konumda idiler. Basının da gözleri üzerimizdeydi. Gece biraz kuvvetli bir rüzgar çıkarsa balık kıyıya vurarak yaralanabilir ve ölebilirdi. Zaten balık baygın gibiydi. Dokunmalara karşı fazla bir tepki vermiyordu. Komada olduğu belliydi. Sadece arada nefes alıp vermesi canlı olduğunu gösteriyordu. Yanına yaklaşıp kuyruğundan tutanlara karşı tepkisizdi. Bu nedenle küçük bir dalgada kıyıya vurması kaçınılmazdı. İçeride havuza alsak da birçok eksiğimiz vardı. Hatta bir bakım bilgimiz de yoktu. Fakat birçok eksiğimiz olmasına rağmen içeride bakımı daha kolay olacaktı. Ayrıca bu canlı ciğerleri ile soluyan bir hayvandı. Sadece suyun içerisinde kalması ve ıslak olması yaşaması için yeterli olabilirdi. Kıyıda ise gece koruyamazlar ve kıyıya çarparak balık yaralanır ve ölür ise ellerinden bir şey gelmeyecekti. Basın, balinayı kıyıda öldürdüler diye yazacaktı. Halbuki ciğerleri ile soluduğu için sudaki oksijensizliğin bir etkisi yoktu. Suyun havalandırılmasına gerek yoktu. Havuzda hayvanı devamlı ıslak tutmak daha kolay olacaktı. Besleme uğraşıları da daha kolay uygulanabilecekti.

Bu amaç ve niyetle bana telefon ettiler. ‘Hocam biz bunu havuza taşımak istiyoruz’ dediler. Sorumluluğu üzerime alarak evet dedim. Zaten yapılacak başka bir şey de yoktu. Hayvana bakacak olanlar gençlerdi. Gece sabaha kadar denizde beklemeleri düşünülemezdi. Orada bir olay olması, birisinin gece denizde ayağı kayarak düşmesi vs gibi tehlikeli konular da olabilirdi. 10 şubat tarihli yeni asır gazetesindeki resimlerden anlaşılacağı gibi bu gün çoğu profesör olan asistan arkadaşlar dalgıç elbiseleri ile kış gününde balinayı korumaya çalışıyorlardı. Zor bir bakımdı Deniz suyunda gece beklerken hastalanan da olabilirdi. Bunları göze alamazdım. Onları tehlikeli ortamda bırakamazdım. Halbuki havuza taşınır ise kış gününde kontrol daha kolay olacaktı. Havuzda tutarlarsa daha kolay çözüm yolları arayacaklar ve uygulayabileceklerdi. Bu düşünceler ile gençlere ;
‘Bakınız büyük bir sorumluluğu üzerimize alıyoruz. Ben her konuda yanınızdayım. Yalnız taşırken çok dikkatli olun. Bir kaza olmasın ve elden geleni yapacağınıza da eminim’ dedim.

Ayrıca aynı gün veteriner arkadaşımış Dr. Haşmet çağırgan balığa vitamin iğnesi yapmaya çalışmıştı. Fakat iğne deriden geçmemiş ve eğilmişti. O da hayatında ilk kez balinaya bir iğne yapmayı deniyordu. Derisi çok sertti ve derinin altında kalın bir yağ tabakası vardı. Yine aynı arkadaşımız ve diğer arkadaşlar balinaya ağzından huni ile yem vermeye uğraşmışlardı. Bu çalışmaları havuzda daha rahat yapılabileceklerini söylüyorlardı. Özetle balina ile ilgilenen tüm arkadaşlar hayvanın havuza taşınmasında hem fikir idiler. Bu nedenle taşıyın dedim. Sizlerle beraberim. Gençler gece yarısına kadar çalışarak bir branda ile baliği önce tekneye almışlar ve iskeleye kadar taşımıslar. Tekneden de bir traktör ile havuza kadar taşıyarak bu sorunu bin bir meşakkat ile ama yürekten çalışarak halletmişler. Böylece 10 Şubat Cuma günü de tamamlanmış oluyordu.Balinalar Körfez'de ne kadar yaşar?’ İsmi altında
Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekam Prof. Dr. Atilla Alpbaz ile kurtarma operasyonunda görevli uzmanlar, iç körfezin balinaların ölümüne yol açacak derecede kirli olmadığına dikkat çekerek, şunları söylediler:’
"Bizim tahminlerimize göre, balina sürekli İç Körfez'de kalmak koşuluyla en az 15 gün burada yaşayabilir. Sonra ne olur bilemeyiz. Dipte bir çamura saplanabilir ya da keskin bir kayaya sürterek yaralanabilir




Artık konu o günlerin en önemli konusu haline gelmişti. Heyetler davet edilmeye çalışılıyor ve her yerden öneriler geliyordu. Herkesten, bu konuda bir bilgisi olandan yardım almaya çalışıyorduk. Ekte sunduğum gazetelerde belirtildiği gibi, Greenpeace ile irtibata geçildiği ve bir heyet gönderileceğini bildiren bilgiler yazılıyordu.

Bu arada küçük balinanın büyük balinanın yavrusu olmadığı ve ayrı bir tür olduğu anlaşılmıştı. Hayatında ilk kez balina ile karşılaşan ben dahil tüm öğretim üyeleri harıl harıl ansiklopedi karıştırıyor, yabancı kitapları okumaya çalışıyor, bir bilen var mı ona soralım diye uğraşıyor, dağarcığımızı genişletmeye çalışıyorduk. Böyle olunca da saatler geçtikçe daha bilgili olarak konuşmaya çalışıyorduk. Bir gün önce küçük balinayı büyük balinanın yavrusu diyen gazeteler diğer gün bunun ayrı bir tür olduğu konusunda hemfikir idiler. Ben şahsen bu konuda uğraşmadım. Çünkü hata yapabilirdim. Uzak durmayı ve hidrobiyolog arkadaşların karar vermesini bekledim. Çünkü tür tayini başka ve ciddi bir bilim dalı idi ve benim konum değildi.

Bu arada Fen Fakültesinde balina konusunda çalışan bir öğretim üyesi olduğunu bildirdiler. Telefonda görüştük ve kendisini ziyaret etmek istediğimi bildirdim. Yine Fakültemiz Temel Bilimler Bölüm Başkanı olan Sn Prof. Dr Ahmet Kocataş ile birlikte kendisini ziyaret ettik. Arkadaştan rica ettim. Ne olur bize yardım edin, ben balinadan anlamam siz bu konularda çalışmışsınız gelin beraber çalışalım dedimse de ikna edemedim. Arkadaş ‘Beni Karıştırmayın’ diyor, başka bir söz demiyordu, bu konuda bir şeyler söylemeye veya bilgi vermeye yanaşmıyordu. Her halde basından çekiniyordu. Ne yapabilirdim. Açıkçası balina konusunda çalıştığı belirtildi ise de bizimle çalışmasını ikna edememiştik .

Bu ara İstanbul’dan balina konusunda otorite olduğu belirtilen bir arkadaş da geldi. Ayrıca gördüm ki onunda bildikleri bizdeki arkadaşların bildiğinden fazla değildi.

Cumartesi günü olaya karışan resmi kuruluşların sayısı da oldukça artmıştı. Bundan memnundum, artık yalnız değildik. Bu arada Cuma günü Fakütemize ait EGESÜF gemisini İzmir’e gönderdim. Amacım büyük balinayı takip etmekti.

Cumartesi günü Urla tesislerimizda tam bir curcuna vardı. Ziyaretçiden geçilmiyordu. Ayrıca balığın havuzda oluşu halkın gözlemesi bakımından uygun bir ortam yaratmıştı. Fakat bu kez havuza neden getirildi diye tenkitlerde vardı. Kimseyi suçlayamazdık, onlar da haklı olabilirdi. Fakat hayvanın gece denizde kalması bizce daha riskli idi. Çünkü daha önce değimdiğim gibi, balık kıyıda kalsa ve orada ölse Fakülte elamanlarının gözleri önünde balina kıyıya vurdu parçalanarak öldü diye basının üzerimize geleceğinden emindim. Balina kıyıda da kalsa havuza da alınsa öleceği sanki belli gibi idi ama yapılabilecek her çabayı da harcamayı yeğliyorduk. Ben bu nedenlerle arkadaşlarımın bu fikrine tüm kalbimle katılmış ve onaylamıştım.

Cuma günü olanları cumartsi günü çıkan gazetlere bakarak anlamak daha kolay olacak.

Bir gazetenin başlığı çok acıklı idi ama, bir gerçeği de ortaya koyuyordu. Haber şöyleydi.

Urlaya ilaç gerekli’ ‘ Urlada bulunduğu için URLA adını alan küçük balinayı yaşatmak, deneyim eksikliği nedeniyle imkansız hale geldi. Yetkililer iğne yapacak enjektörü bile bulamıyorlar’ başlığını atmıştı (Yeni Asır gazetesi 11.02.1995) Haberin devamı aşağıdaki gibiydi.

"URLA"'YA İLAÇ GEREKLİ
Urla'da bulunduğu için "Urla" adını alan küçük balinayı yaşatmak, deneyim eksikliği nedeniyle imkansız hale geldi. Yetkililer, iğne yapacak enjektörü bile bulamıyorlar ...Urla'da bulunduğu için "Urla" denilen küçük balinayı yaşatmak araç-gereç, ilaç ve deneyim eksikliği yüzünden imkansız hale geldi. Su Ürünleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Sumru Ünsal, Ege Denizi'nde hiç görülmemiş tür olan balinalara karşı hazırlıksız yakalandıklannı belirterek, şunlan söylüyor: "Uygun enjektör lazım" "İlaç vermek istiyoruz. Ancak balinamn derisine uygun enjektörümüz yok. Antibiyotik uygulayacağız, yine uygun enjektör olmamasından ötürü veremiyoruz. Ağızdan verelim diyoruz, balina herhangi bir yiyecek maddesi kabul etmiyor. Kısacası Urla'nın yaşaması dışarıdan destek gelmez se Allah'a kaldı
."

Gazetenin diğer bir haberinde dışarıdan uzman elemanların geleceği ve

İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Balina Uzmanı Prof Dr. Bayram Öztürk ve Deniz Bilimleri Yüksek Teknoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı Şükran Cirik balinalar üzerinde bir konsültasyon yapacak.’ları belirtiliyordu ve,

Körfez'deki ve Urla'daki balinaların kurtarılması için Çevre Bakan Rıza Akçalı da devreye girdi. Akçalı, balıkların kurtarılması için "ne gerekiyorsa yapılması" talimatını verdi. Akçalı'nın isteğiyle, Çevre Genel Müdürü Fahri Akben ve yardımcısı Tansu Gürpınar dün İzmir'e geldi’

Ayrıca,
Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri Teknolojisi Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof Dr. Şükran Cirik, şu bilgiyi verdi: Not’u düşülerek aşağıdaki bilgi sunuluyordu.

"Balinanın başından kurşunu çıkarmak istedik, ama çok derinde. Açık denizde balıkçılar tarafindan tüfekle vurulduğunu sanıyoruz. Yedi santimetreden derine ulaştık, ama kurşunu çıkaramadık. Fazla hırpalamamak ve yormamamak için kalbi destekleyici ve solunumu güçlendirici beş ayrı iğne yaptık. Serumu kabul etmediği için veremedik. Yaptığımız enjeksiyonlarla solunumu rahatladı. Fransa'daki çevre örgütüyle hemen irtibata geçtik. Onu yaşatabilmek için çaba gösteriyoruz. "

İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden İzmir'e gelen balina uzmanı Doç. Dr. Bayram Öztürk ve Prof. Dr. Şükran Cirik yaralı balığın ‘yalancı katil balina’ olduğunu söyledi.” denilerek yavru balığın tür’ü konusunda son noktayı koyuyorlardı.

Latince adı "Psedoorca Crasside" olan balinanın, sardalya türü balıklarla beslendiği belirtildi. İzmir Körfezi'nde dolaşan 10 metre uzunluğundaki balinamn ise kaşalot türü olduğu ve dişi olduğunun tahmin edildiği ifade edildi. İki balina arasında akrabalık bulunmadığı ortaya çıktı.
Diğer bazı gazetelerde benim ve Prof Dr Şükran Cirik tarafınfan verildiği bildirilen çeşitli bilgiler sunulmuştu.

Prof. Cirik, Körfez'deki balinanın "toksidasyon" tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, bu yüzden balinanın bir an önce açık denize götürülmesi gerektiğini söyledi. Balinaların yön bulmada kullandığı bir duyu sistemi olduğunu hatırlatan Prof. Cirik şöyle konuştu: "Bu duyu sistemi bozulursa balinalar yönlerini kaybediyor. Körfez'deki balina da sanırım bu durumda, yani duyu sistemi iltihaplanmış olabilir." (Türkiye-ll Şubat 1995- Cumartesi)

30 tonluk balina uzman incelemesinde: İzmir Körfezi'nin davetsiz misafiri 18 metre boyunda ve 30 ton ağırlığındaki balina Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi uzmanlan tarafindan incelemeye alındı. Su Ürünleri Fakültesi Dekan Prof. Dr. Atilla Alpbaz, balinanın Atlas Okyanusu balinası olduğunu söyledi, "3 bin kilometreyi rahatlıkla katedebildiği için İzmir'e gelmiş. Ancak ne için veya neyin peşinde geldiğini araştınyoruz" dedi. Büyük balina ile gelen ancak daha çok yunusa benzeyen yaralı yavrunun tedavisi de sürdürülüyor. Uzmanların dedektörle yaptıklan incelemede üzerinde kurşun izine rastlanmadığı bildirildi.
(Hürriyet-ll Şubat 1995- Cumartesi)

Bu arada ilginç teklifler de gündeme geliyordu. Körfezde 15- 20 dakikada bir sü yüzüne çıkan hareketli, kanlı canlı, 10-15 metre boyundaki balinayı yakalayıp uçakla açık denizlere atılmasını öneren açıklamalar da vardı. Greenpeace yetkilileri bu önerinin kendilerine iletildiğini ama imkansız olduğunu belirttiklerini yazan gazeteler vardı. Bildirilenlere göre küçük balina için ilaç vs istensin verelim dedikleri belirtiliyordu.

Gazetelerde halkın hislerine dokunacak duygulu haberler de çıkıyordu. Bu konuda bazı kişiler balina ile ilgili hatıralarını anlatıyor ve 1965 yılında gelen balinayı görenlerden izlenimler yayınlanıyordu. Greenpeace Türkiye temsilcisi bu konuda şu hatıralarını anlatmış.

Balinalar çok hisli: Greenpeace Türkiye Temsilcisi Berto Hullu balinaların insanlardan daha duygusal ve hisli yaratıklar olduğunu şu ilginç örnekle anlattı:"Bir anne-yavru balina ayrılığı konusunda çalışıyorduk. Annesini kaybeden yavru yaralanmıştı. Tedavisiyle uğraşırken bir ara annesi geldi ve yavrusuna baktıktan sonra dönüp gitti. Bir anlam verememiştik. Ancak bir süre sonra anne balinanın kıyıya vurarak intihar ettiğini öğrendik. Nedeni ise yavru balinanın özürlü oluşuydu. Anne balina yavrusunun öleceğini biliyordu. Bir süre sonra yavru da öldü.

Bu acıklı bir hikaye idi. Balina yavrusunun özürlü olduğunu nasıl anlamışsa ve balinanın yavrusunun özürlü olduğunu anladıktan sonra nasıl intihar etmişse… Neyse yorum yapmak istemiyorum. Bilemem, yanlış da yapabilirim

Yine aynı haber de Greenpeace, Amsterdam’da bulunan Deniz memelilerini koruma bölümü uzmanlarından bir tek değil bir çok uzmanın en kısa zamanda İzmir’e gelecekleri belirtiliyordu.

10 ve 11 Şubat 1995 günü gazetelerde çıkan diğer haberler özetle aşağıdaki şekildeydi.
Körfez'de iki sürpriz konuk

İzmir'in Küçükyalı semti ve Urla'ya bağlı İçmeler Mahallesi'nde dün sabah iki balina görüldü. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'ne ait "EGESÜF" adlı bilimsel araştırma gemisi, yaralı küçük balinayı yüzdürerek yaklaşık 15 mil uzaklıktaki balinanın yanına getirmeye çalıştı
.
Bu arada Yeni Asır'ın ulaştığı Greenpeace Örgütü Amsterdam Merkezi'ndeki balina uzmam Johan Frizell, "İzmir'de ameliyatı gerçekleştirecek uzman arkadaşlara gösterdikleri çabadan ötürü minnettarız. Ancak, onlar bu konuda uzman değiller. O yüzden kendilerine telefon ve faks mesajlarıyla gerçekleştirecekleri ameliyata yardımcı olmaya çalışacağız. Böylece, dünyada ilk kez telefon ve faks mesajlarıyla bir ameliyata yön verebileceğiz" gibi haberlerde vardı ve haberin devamında aşağıdaki bilgiler vardı.

İzmir Körfezi'ne gelen balinaları inceleyen Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve eknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükran Cirik, balinalarla ilgili olarak şunları şöyledi: "Öyle sanıyorum ki, balinalar bir süre için geldiler. Ancak, balinaları rahatsız etmemek gerekiyor. Balinaları sürekli olarak izlemek amacıyla 2 uzman görevlendirildi.

Bu arada gazetenin arka sayfasını kapsayan haberler ise daha dramatikti. Bu konuda verilen haberlerde küçük ve büyük balinanın isimlerinin ne olması gerektiği halka soruluyor ve balinalar konusunda bir çok bilgi sunuluyordu. Bunları ekte sunduğum gazetelerde bol olarak görebilirsiniz

Bu arada Urla’daki küçük balinanın adı URLA olarak kabul görmüştü. Fakültemizde bulunan balinanın adı artık URLA olarak geçiyordu. Bu da Urla için bir reklam konusu olduğundan sanırım Urla’lılar bundan mutlu idi. Bizde Urla’da bulunan bir kuruluş olarak konulan isimden sanırım memnunduk. Bu arada küçük balinanın ismi konulduktan sonra körfezde dolaşan büyük balinanın isminin ne olması konusunda anketler başlamıştı. Gazetelerde verilen bazı haberler olarak;

Enstitünün Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Şükrak Cirik, uluslararası kuruluşlarla ve İstanbul'dan uzmanlarla iletişim sağladı’

Urla Belediye Başkanı Bülent Baratalı da boş durmadı ve "balinanın ilçemizi tercih etmesinden hayli memnunuz’

Çevre Koruma Genel Müdürü Fahri Akben ve yardımcısı Tansu Gürpınar, "olayın çevre bakanlığının denetiminde ve ilgisi içinde" olduğunu belirttiler’ şeklindeki haberler dikkat çekiyordu.

Bu ara gazetelerde benim tarafımdan veya diğer arkadaşlar tarafından verildiği bildirilen bir çok haber çıkıyordu. Bir haber de verildiği gibi ‘ Ancak ne için ve ne neyin peşinde geldiğini araştırıyoruz’ demişim.


Gazetelerden özetlenebilecek haber başlıklarını aşağıdaki şekilde toparlayabiliriz.
-Tazyikli suyla şok: İğne bulunamadığı için serum verilemeyen Ramazan'ın beslenmesi kateter yardımıyla yapıldı.
- Yavru balinaya sık sık tazyikli su tutularak şok uygulandı.
-Balinaya bebek bakımı
-İzmir'de balina heyecanı devam ediyor.
-Anne balina körfezde bir görünüp bir kayboluyor
-Karaya vuran ve Ramazan adı takılan yavru balina ise brandaya sarılarak getirildiği Urla iskelesi'nde beslenip tedavi ediliyor.
-Gövdesindeki yaaraların kurşun deliği olduğu belirlenen balianaya antibiyotik
enjekte edildi.
-Binlece insanı sahillere koşturan balinalar için çevre Koruma GenelMüdürü Fahri Akben ve yardımcısı İzmir'e geldi.
-Balinaların "Pseudorca Crassidens" grubundan, Kaşalot cinsi olduğu açıklandı. Bu tür balinaların saldırgan olduğunu belirten Ege Üzniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atilla Alpbaz, şöyle dedi: "Büyük balina halen körfezde. Takip için bir su altı kamerasıyla çalışmayı ve sonra körfezin dışına çıkarmayı hedefliyoruz. Ama büyük risk taşıyor, çünkü, Kaşalotların büyük gemilere saldıran bir cins olduğu çok iyi biliniyor. Elimizdeki deniz araçları da bu tür inceleme ve operasyon için de yetersiz. "Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sumru Ünsal ise, "Yavru balinanın yaşam sevincini tamamen yitirdiğini görüyoruz. Yaralı olduğu için besinsiz de kalmış. Havuza almayı düşünüyoruz ama "havuza alındı üniversite öldürdü" denmesinden korkuyoruz" Prof. Dr. Ünsal, balinaların yanlış algılamayla Cebelitarık'tan Akdeniz'e geçtiğini de söyledi.
-Bakanlık sahip çıktı. Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürü Fahri Akben İzmir'e gelerek, balinalan incelemek üzere körfeze açıldı. Akben, "Bu balinalar bakanlığımızın sorumluğu altında. Ne gerekirse yapılacak." dedi.
-Manisa'da bulunan çevre Bakanı Rıza Akçalı'nın da; bugün İzmir'e gelerek balinalan inceleyeceği açıklandı
.

Bu arada Cumhuriyet-ll Şubat1995- Cumartesi günü benim hakkında verilen habere önem veriyorum. Burada hep dile gerirmek istediğim bir gerçek tüm açıklıkla vurgulanıyordu
-E.Ü. Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof Dr. Atilla Alpbaz'ın verdiği bilgiye göre, lodos estiği sürece bulunduğu yerde kalması en iyi çözüm. Ancak lodos, poyraza çevirirse, alelacele hazırlanan fakültenin havuzuna alınacak..
Aslında demeç verme yarışı içindekilerden en doğru yorumu Prof Dr. Atilla
Alpbaz yapıyordu: "Türkiye'de balinayla çalışmış bilimadamı yok, balina görmedi ki çalışsın."
Sonuç olarak da iş Allah'a havale edildi, "İnşallah kendi kendine gider
" dendi..
Cumhuriyet-I1 Şubat 1995
Diğer bir gazetede
-‘Bu arada, iç körfezde gezinen ve zaman zaman sahil yolunun yakınında ortaya çıkan büyük balinanın, daha uzun süre burada kalmasının sakıncalı olduğu belirtildi’,
-Çevre Bakanı Rıza Akçalı, dün E.Ü. SU Ürünleri Fakültesi'nin bilimsel araştırma gemisi EGESÜF ile körfezde bir inceleme gezisi yaptı. Geziye, İzmir Vali Yardımcısı Fahir ışıksız, E.Ü. SU Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof Dr. Atilla Alpbaz, İstanbul ü Su Ürünleri Fakültesi'nden Doç. Dr. Bayram Öztürk ile çevre Koruma Genel Müdürü Fahri Akben de katıldı. Bakan Rıza Akçalı, küçük olan balinanın tedavisi ve diğer balinanın körfezden çıkanlması için uluslarası kuruluşlardan yardım istediklerini açıkladı
.
-Yavru balina ötanazi istiyor
-Yaralı olarak İzmir Körfezi'ne giren ve Urla'da tedaviye alınan yavru balinanın yaşamak istemediği, ölmek için direndiği belirtildi. Prof Sumnı Ünsal, "elimizden geleni yaptık, ama o istemiyor. Umudumuzu kestik" dedi.
-İzmir Körfezi'nden çıkamayan diğer balinanın açık denize ulaştırı1ması için ise bir eylem planı hazırlanıyor. İzmir'e gelen çevre Bakam Rıza Akçalı, balinaların kurtarılması için gerekirse yabancılardan yardım isteneceğini söyledi.
-Kurumaması için sırtına ıslak örtü vs.

Gibi çok çeşitli habervardı. Diğer haberler olarak şu özetleme yapılabilir.
-Su Ürünleri Fakültesi'nin genç araştırma görevlileri tüm iyi niyetleriyle yaralı yavru balinayı iyileştirmeye çalışıyor. Ancak, daha önce bir balina tanımadıkları için, Ramazan'ın (küçük balinaya Urla ismi verende olmuş bu yazıda görüldüğü gibi Ramazan adını da kullananlar vardı) başında çaresizlik içinde ne yapacaklanm bilmiyorlar. Sırtının kurumaması için devamlı ıslak masa örtüsü örtüyorlar. Ramazan'ı görmek için çevre köylerden bile akın akın iskeleye gelenler var. Çocuklar zaten oradan hiç ayrılmıyor. Çiçeklerle sevgilerini dile getiriyor, devamlı el sallıyorlar. Ama Ramazan hiç tepki vermiyor. Bu da herkesi kahrediyor. Ne olur ölme Ramazan .••
-Yaralı yavru balina Ramazan ölmek için direniyor. Bilim adamlarının başında
nöbet tuttuğu, halkın ölmemesi için dua ettiği Ramazan, tedaviye yanıt vermiyor.
-Yaraları için enjeksiyon yoluyla antibiyotik verilen, ama beslemek mümkün olmayan Ramazan'dan umut kesildi
.
gibi bir çok haber konuları vardı.
Haber özetlemelrini aşağıdaki gibi devam edebiliriz
- --
-İzmir Körfezi'nden çıkamayan diğer balinanın açık denize çıkarılması için ise
eylem planı hazırlandığı,
-İlk Deneme Başarısız
Körfez'deki balinayı açık denize çıkarmak için yapılan ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Dün öğleden sonra sahil güvenlik, Büyükşehir Belediyesi, Su Ürünleri Fakültesi, polis ve Çevre Bakanlığı'na ait 6 tekne balinayı önlerine katarak Körfez'den çıkarmayı denedi. Ancak teknelerin yaklaşmasına izin vermeyen ve suya dalıp başka bir yerden ortaya çıkan balinayı Güzelyalı bölgesinden uzaklaştırmak mümkün olmadı.
-Urla son iki gündür en kalabalık günlerini yaşıyor. İlçenin adını alan küçük balinayı görmek isteyen İzmirliler havanın da güzel olmasından yararlanarak soluğu Urla'da alıyorlar. Urla Belediye Başkanı Bülent Baratalı ise, küçük balinanın kendilerine uğur getirdiğini söyleyerek, "kış olmasına rağmen, balina sayesinde Urla'ya aşırı derecede hareketlilik geldi. İnsanlar artık ilçemize, balinanın gelişiyle birlikte daha değişik gözle bakmaya başladılar. Tüm Urla halkı da balinanın ilçemize uğur getirdiğine inanıyor" dedi.
-Mustafa Kemal Sahil Bulvarı balinayı görmek isteyenler tarafindan resmen işgal edildi. Büyük balık Urlalı balıkçıları fazla ilgilendirmedi. Araştırma görevlileri balinanın yakın arkadaşı oldular. Herkes çok çalıştı: Küçük balina Urla'nın kurtarılması için gece gündüz çalışanlar arasında araştırma görevlilerinin yanısıra gazeteciler de vardı. İki gün hiç uyumayarak balinayı takip eden gazetecilerin bazıları, sabah güneşinin ilk ışıklanyla oturduklan yere kıvrılarak, dinlendiler.
-Akçalı, balinalar için umut verdi
Geçen hafta içinde yönlerini kaybederek Körfez'de görülen balinalan incelemek üzere İzmir'e gelen çevre Bakanı Rıza Akçalı, Valiliğe talimat vererek kaşalot cinsi büyük balinanın körfez dışı temiz sulara çıkarılmasım istedi.
Gelişmeler üzerine Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfi (WWF) ve merkezi İngiltere'de bulunan Uluslararası Balina Komisyonu ile temas kurulduğunu açıklayan bakan Akçalı, "Bu kuruluşlardan uzmanlar getirtilerek Çevre Bakanlığı'nın tüm olanaklan seferber edilecek" dedi. Programını değiştirerek dün İzmir'e gelen Rıza Akçalı, Ege Üniversitesi Araştırma gemisi Egesüf ile körfezde incelemelerde bulundu.
-Balina manzaralı daireler
İzmirliler çoluk-çocuk okyanuslardan gelen misafirlerini izliyor. Anne balina
Körfez'de ilginç görüntüler oluşturuyor.
-İzmir Körfezi'nin kirli sularında dört gündür dolaşarak İzmirlilerin ilgi odağı olan balinalar için oluşan sevgi çemberi her geçen gün büyüyor. Anne balina Güzelyalı'da yaptığı gezinti sırasında kendisini görme firsatı bulamayan1ara çok keyifli anlar yaşattı.
Gibi bir çok haber gazelerde yer alıyordu.
Bu arada
-İstanbul Üniversitesi SuÜrünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bayram Öztürk, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Şükran Cirik ve Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atilla Alpbaz'la çevre Bakanı Rıza Akçalı, teknedeki toplantı sonrası her iki balinanın kurtarılması için gerekli finansmanın sağlanacağını söylediler. Konulu haber önemli haberlerden bir tanesi idi
-Balina yaklaşık 3 saat uğraştırdı. Harekatı yöneten Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atilla Alpbaz, "Görüldüğü gibi 7 tekne ile balinayı dış
körfeze yönlendirmeye çalıştık. Ancak ısrarla körfezde kalıyor. Yarın (bugün) bu iş için kurulan komisyonda konuyu görüşeceğiz. Temennimiz havalar ısınmadan kendisinin çıkması" dedi. Vali yardımcısı Fahir ışıksız'ın başkanlığında kurulan "balinalan kurtarma komisyonu" bugün konuyu bir defa daha görüşecek.
-Körfez Isınırsa Ölür: Dekan Prof Dr. Alpbaz, havaların ısınma eğilimi gösterdiğini, bunun sonucunda körfezin de ısınacağım belirterek, "Eğer körfezdeki ısı 20-22 derece olursa müthiş bir plankton patlaması meydana gelir. Bu da görüş mesafesinin sıfira düşmesi demektir. Yön bulma duygusunu kaybettiğini
tahmin ettiğimiz balina o zaman normalde de göremez ve körfezin çamuruna saplanabilir. Bu nedenle bir an önce berrak suyu bulmalı" dedi.
-Dekan Alpbaz ile birlikte dünkü operasyona katılan Prof Dr. Şükran Cirik ise, samimi itiraflarda bulunarak, Türk deniz bilimcileri olarak bu durum karşısında aciz kaldıklanm belirterek, "yapabileceklerimizi yaptık ve elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz.
-Bu yüzden Türkiye'de vakit geçirmeden memeli deniz hayvanlan rehabilitasyon merkezi kurulmalıdır. Bu merkez yunus, fok ve balinalar konusunda çalışmalı. Çünkü Batı
Akdeniz kirlendiği için bu hayvanlar Doğu Akdeniz'e kaçıyor. Bizde rehabilitasyon merkezi için gerekli altyapı var. Zaten bakanımız da bize söz verdi" şeklinde konuştu.
-"Urla" yoğun bakımda
Öte yandan Urla yakınlarında ortaya çıkan yavru balina Su Ürünleri Fakültesi havuzunda yoğun bakımda tutuluyor. "Urla" adı verilen yavruya güçlenmesi için vitamin ve kalp takviyesi yapılıyor, sonda ile kıyılmış balıktan oluşan gıda veriliyor.
Dekan Alpbaz, yavruyu da kurtarmaya çalıştıklarını belirterek, "Her iki canlı için
elimizden geleni yapıyoruz. Yurt dışından Fransa, İngiltere ve Almanya'daki deniz bilimleri merkezleriyle görüşüyoruz” dedi.
-‘Su Ürünleri Fakültesi Dekam Prof Dr. Atilla Alpbaz, kısıtlı imkanlarla verilen çabaların sonuç vermediğini belirterek, "Dileğimiz sular ısınmadan kendisinin gitmesi" dedi
.
Diğer bir çok gazetede benzer haberler vardı.
-Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nin havuzunda tedavi altına alınan, 3 metre 20 santim boyundaki balina ile yunus arasındaki Crassidons türündeki yaralı yavru balinanın sağlık durumunda da bir düzelme olmadı. Yavru balinaya dün de, İngiltere'deki balina uzmanlarından alınan bilgiler doğrultusunda B ve E vitamini içeren ilaçlar verildi
-Yavru balina iyileşiyor :Geçen hafta içinde yaralı olarak Urla yakınlarında bulunan yavru balina "Ur1a"mn iyileşmeye başladığı bildirildi. Urla'daki SU Ürünleri havuzuna alınan yavrubalinaya 10 çeşit karışımdan oluşan bir ilaç, hortum1a ağızdan verilmeye başlandı. Su Ürünleri Fakültesi öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Haşmet Çağırgan, "Balinayı bugün (dün) yaşama istekli gördük. Öğrencilerimizle birlikte umutlandık" dedi. Prof. Dr. Atilla Alpbaz da, yavru balinanın yaşama şansının, yüzde 5O olduğunu belirterek
, "bilinci açılamıyor. Yön bulma duygusunu yitirmiş durumda" diye konuştu.

Bu arada tekne ile balinanın takip edilerek körfezden çıkarılması üzerinde duruldu. Bu konuda yardımcı olabileceğimizi ve sahip olduğumuz Egesüf yeknesi ile bunu yapabileceğimizi belirttim. Bu konu yapılan toplantılarda değerlendirildi. Fakat bir sorun vardı. Fakültemizin olanakları o günlerde sıkıntılı idi. Teknede mazot yoktu. Neyse o günlerde İzmir valisi olan Sayın KUTLU Aktaş ile görüşmeye gittik. Olayı anlattık. Kamuoyunun üzerimizde baskı yarattığını ve yardımlarını rica ettik. Çok pratik bir zekası ve iş anlayışı vardı. Sonuçta yardım kararı almıştı. Valilikten bir olanak yaratarak mazot sorununu çözdü ve teknemiz uzun zamandır görmediği miktarda bir ton mazot temin etmişti.

Bu arada çevre bakanının İzmir’e geleceği ve balina konusu ile ilgileneceği haberi geldi. Elbette ki görevin önemli bir kısmı olarak kendisini tekne ile biz gezdirecektik.

Bu arada Urla’daki küçük balina konusu çok büyümüş ve Türkiye’de günün olayı olmuştu. Biz de devamlı toplantılar yapıyor, ne yapabiliriz diye konuşuyor ve aldığımız kararları uygulamaya çalışıyorduk. Bu konuda sayın vali, olayı gerçekten çok pratik ve olumlu açıdan yaklaşmıştı. Samimiyetle belirteyim ki bir çok bürokratta göremediğim ince bir zekası ve olaylara bakış açısı vardı. Olaya “tamam gerekeni yapalım” dedi ama bir espri yapmaktan da geri kalmadı.

Şaka ile yapılan bir konuşma idi ama gerçek payı da vardı . Biraz da mizahi açıdan bakarsak, hocam dedi 'Sizin asistanlar belli ki bu balinayı yarı baygın bulmuşlar ve sürükleyerek sahile getirmişler. Anlattıklarından anlaşılıyor ki bu balık ölecek. Birçok sıkıntı çekiyorsunuz bu günlerde. İnşallah kurtulur ve iyi de olur. Ama sizin asistanlar bu balinayı kuyruğundan bağladıktan sonra, biz bu balinayı avladık diye sahile getirip bir iple geminin direğine çekselerdi inan ki bu körfezde en büyük balığı avlamış olarak okulunuz tarihe geçerdi’ dedi. Tabii ki bir şaka idi. Gülüştük. Ama mevcut durumda olaylar tersine gidiyordu. Balinayı kurtarmak için yaptığımız çabalar bazı çevrelerce kutlanmakla beraber üzerimizde büyük bir baskı ve tenkit etme kampanyası da başlamıştı. Nerede ise balina katili olarak tanımlanacaktık. Neyseki biz elimizden geleni yaptık, ve sonuç olumsuz olsa da inanıyorum ki yapılanların hiç biri de olumsuz değildi. Olay sonunda, evet balinayı kaybettik ama, eski bir darbımesel olarak ‘yok zarar var tecrübe’ kabilinden bir çok konuyu tartışma olanağı bulduk ve bu olaydan bilimsel ve uygulama olarak bir çok olumlu sonuç çıkardık.

Urla’daki küçük balinaya ilgi o kadar fazla idi ki tarifi mümkün değil, cumartesi tatil de olduğundan evladını alan yüzlerce kişi ziyaret ediyordu. Bunları en iyi şekilde karşılamaya ve ağırlamaya çalışma yanında balığın yaşaması için çaba harcıyorduk ki burada fakültemiz elemanlarının yürekten çalışmalarını gördükçe mutlu oluyordum. Mesleklerini çok seven kişiler olduklarını gördükçe seviniyordum. Yapıcı tenkitleri dikkatle ele alıyor ve düzeltmeye çalışıyorduk. Bazı şikayetleri de asla onlara aksettimedim. Çünkü birçoğu haksız idi ve açıkçası fazla umursamıyordum. Bu da benim karekterim, eğer yapılan işe inanırsam başkalarının fikrini fazla dikkate almam. Bence doğru ise elimden geldiği kadar aynı doğrultuda giderim, bu olayda da böyle davrandığımı sanıyorum.

Bu çalışmada gördüğümüz en büyük noksanlılık bu konuda hazırlıklı olmadığımız idi. Bu arada konu ile yakından ilgilenen ve beraber çalıştığımız Prof Dr Şükran Cirik bir fikir ileri sürdü ve bu fikrinde haklı idi . Dedi ki.

‘Burada Urla’da Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Ege Ü. Su Ürünleri Fakültesi olarak bir rehabilitasyon merkezi kuralım. Bu bölgede bulunan fokların korunması bakımından da yararlı olabilir.’ Neyse bu konuda bir yazı hazırlamış. Hemen yazıyı inceledik ve ikimiz imzalayarak yayınladık (Ek). Ama ülkemizdeki olanaklar nedeni ile olsa gerek o günlerde “Hay hay yardım ederiz” diyenlerden, diğer resmi kuruluşlardan ve çevre bakanlığından bir yardım alamadık Ama bu fikir sanırım halen geçerlidir ve artık ülkemiz bu tür merkezleri kurulabilecek maddi ve bilimsel olanaklara sahiptir. Umarız ileriki yıllarda bu konular daha ciddi olarak ele alınır. Hatta bugün bile hatırlıyorum, sayın bakan ile gelen çevre müdürlerine konuyu anlattığımız ve başvurun gereken her şeyi yaparız demelerine rağmen bırakın yardım etmelerini başvurumuza bile cevap verme nezaketinde bulunmadılar. Bu konu da Hürriyet gazetesinde bir haberde yayınlandı.

Bu arada bir gazetede kaşalotların tehlikeli olabileceğini söylemişim. Her halde bu bilgileri bir ansiklopediden okumuşum.

Bu arada balinanın neden körfeze girdiği konusu devamlı tartışılıyordu. Bence devamlı olarak balina Güzelyalı önlerindeki lağım ağızlarına yakın yerlerde dolaşıyordu. Bu yerler bizim gibi balık avı meraklılarının yakından bildiği gibi yoğun şekilde kefal balıklarının toplandığı yerlerdi ve son yıllarda körfez kirliliği nedeniyle iç körfezde balık avlanamadığından bu yerlerde yoğun balık topluluğu olduğunu yakından biliyordum. Bu nedenle körfeze gelen balinanın bu balıkları yutarak beslendiği inancında idim. Bunun yanında bilinen bir durum ki lağımlardan akan su deniz suyuna nazaran daha sıcaktır. Hem bu su sıcaklığı hemde gelen yemler nedeni ile lağım ağızlarında yoğun miktarda balık toplanır. O yıllarda çevre kanalı henüz tam çalışmadığı için köfrezin çok kirli olduğu zamanlardı. Fakat kış aylarında plankton üremesi daha az olduğundan bu balık yoğunluğunu kıyıdan bile hissetmek kolayca mümkündü. Hatta buralarda balığın çok bol olması nedeni ile çırpma denilen yöntem ile avcılık yapılmaya çalışılır. Esasında bu avcılık yöntemini çok kötü bir yöntem olarak bilirim ve asla kullanmadım ve kullananlara da çok kızarım. Bir çok kez belediyeye de şilayet ettim. Avcı bir kaç balık tutsa bile, bir çok balığı yaralanmasına neden olur. İyi bir yöntem değildir. Bunları yakından bildiğim için körfeze giren balina bu yoğun balık ortamında bana göre yemleniyordu.

Bir yazıda artık havuza alma işleminin sakıncalı olduğunun ortaya çıktığı gerçeği ileri sürülüyordu. Yok efendim, havuz daha önceden tatlı su ile yıkanmalı, klorlu su ile iyice yıkanmalı, klorlanan ve daha sonra tatlı su ile yıkanan havuz tuzlu su ile doldurulması gerektiği belirtiliyordu. Bu işlem zaten yapılmıştı. Havuz boşaltılmış yıkanmış ve iyice temizlenmişti. Bu konuda gerekenler yapılmıştı ve bu konuda rahattım. Bu nedenle tekzip etme gereğini bile duymadık. Bu yazıda verilen diğer bir yorum da küçük balinanın isminin Çiller olmasının önerildiği belirtiliyordu.
Diğer bir gazetede ise daha iyimser bir haber olarak 'yavru balina iyileşiyor' manşeti atılmıştı. Bu haberde ‘yavru balinanın yaşama şansının % 50 olduğunu belirttiği’ kaydediliyordu. Ne diyebilirdim. Artık haber haberdi. Haber veren bir yetkili deniliyordu. Bende olabilirdim bir başkası da.

Aynı gün ‘yavru balina ölüm savaşında’ diye gerçekçi haberler de vardı. Burada verilen bilgilerin biraz yanlış aktarıldığı da görülüyordu. Örneğin şubat ayında plankton patlaması beklenmez. Çunkü bu aylarda havalar soğuk olduğu için yoğun plankton üremesi fazla olmaz. Fakat havalar ısınır ise bu mümkündür ve balina eğer uzun süre körfezde kalır ve plankton patlaması olur ise balina için uygun olmayacak bir ortam ortaya çıkabilirdi. Biz bunu belirtmek istemiştik. Bu fikirlerimize karşılık gazete sanki bu olacakmış gibi yazarak heyecanlı bir haber sunuyordu. Bu konuda Fakültemiz Temel bilimler bölümü başkanı Sn Prof. Dr Ahmert Kocataş, Prof Dr. Tufan Koray imzalı olarak sundukları raporda, körfezde balinaya zarar verebilecek yoğun bir plankton patlaması olmadığını bildiren raporları tarafıma sunulmuş ve bende bunu basın mensuplarına iletmiştim.

Gazetelerdeki yorumlar ise muhtelifti. Herkes etraftan ne duymuş ise onu yazıyordu ve yetkilerden alınan bilgiye göre diyerek bir çok yorum dile getiriyorlardı. Körfezdeki balina için isim arandığını ve “Çaresiz” ile “Çiller” isminin önde gittiği belirtilen haberler vardı.
‘Küçük Urlayı sevgimizle öldüreceğiz’ haberi de dikkat çeken bir haberdi. (Yeni asır 15 Şubat)
Diğer bir gazetede verilen haber de ise RAMAZAN’nın ‘açık denize gitmek istemediği’ kaydediliyordu. Bu haber istanbul isimli bir gazetede çıkmıştı. Kısacası gazetelerde bir isim kargaşası söz konusuydu.

Artık konu tüm gazetelerin en güncel konusu durumuna gelmişti . Küçük balinada bizim Fakültemiz tesislerinde bulunduğundan, haber merkezi de bizim fakültemiz oluyordu. Ben de dekan olduğum için hayatımda hiç balina görmemiş olan ben her soruya cevap verme durumunda kalıyordum. 'Güler misin, ağlar mısın?' misali tüm arkadaşlar ile elimizden geleni yapmaya çalışıyorduk. Gazete ve televizyon yayınlarının da etkisi ile artık son günlerin en önemli olayı bu idi . Buna bağlı olarak da bir çok gazete ilk sayfalarını bu habere ayırıyordu. Böyle olunca da gazeteler farklı bir haber bulabilmek için Urla tesislerimizde tam tekmil söz yerinde ise nöbet tutuyorlardı. Gezeteciler bir haber yapabilmek için kimi yakalayabilirlerse; profesör, araştrma görevlisi, balıkçı kim ne derse haber yapmaya çalışıyorlardı.

Aşağıda haberde görüleceği gibi bir balıkçı “Ben Urla’da 40 yıldır balık avlıyorum. Tahminim bu balık intihar etmek için gelmiş. Geçtiğimiz günlerde de sahile bir yunus balığı vurdu ve intihar etti.” Bu gazetede benim de bazı beyanlarıma yer verilmişti. Ayrıca her nereden gelecekse ve kimlerden oluşacaksa Avrupa’dan heyet geleceği belirtiliyordu. İngiltere’de bulunan uluslararası balina komisyonu ile merkezi İsviçre’de bulunan Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’ndan Çevre Bakanlığının yardım talep ettiği bildiriliyordu. Bu kuruluşların temsilcilerinden oluşan bir heyetin hemen Türkiye’ye geleceği belirtiliyordu

13 Şubat gecesi üzücü haber geldi. Gece 11’e doğru Urla iskeledeki havuzda tuttuğumuz balinanın öldüğünü bildiren telefon haberini aldım. Elbette ki üzülmüştüm . Yarın sabah bunun bir sansasyon yaratacağı açıktı. İyi kötü bir çok haber çıkacaktı ve yapılacak bir şey yoktu. Yarın kıyamet kopacaktı. Bunu bekliyorduk.

Elbette ki üzülmüştüm. Üç dört gündür büyük bir özveri ile genç arkaşların gece gündüz nöbet tutarak yaşatmaya çalıştıkları küçük balina ölmüştü. Bu beklenen bir sonuç olsa da insan ümidini hiç kaybetmiyor. Bu nedenle ölürse ne yaparız diye bir plan da yapmamıştık. O anda balinanın nasıl gömülmesi ve neler yapmamız gerektiği konusunda acil karar vermek gerekiyordu. Bu kararı da anında aldığımı zannediyorum. Balina ufak da olsa ağırdı. Havuzdan nasıl çıkarılacaktı? Nereye gömülmeliydi? Gömü işlemi ne zaman yapılmalı idi? Ayrıca bu önemli ve bilimsel bilgi elde etmeye yarayacak bir durumdu. Balinanın iç organları nasıl duruyordu? Nasıldı? Elbette ki bunları da merak ediyorduk, ayrıca veteriner arkadaşların bunu görmeleri gerekiyordu. Bunu halk önünde yapamazdık.

Bu nedenle ani bir karar vererek, balinanın sabahtan ve daha gazeteci ve halk ziyaretlere gelmeden gömmek ve bu arada karnını yararak inceleme kararını verdim. Ayrıca balinanın incelenmesi ve gömülmesi aşamasında basın önünde meydana gelebilecek aksaklıklar da olabilirdi. Özetle konuyu süratle sonuçlandırmak daha uygun olacaktı.

Elimize tekrar böyle bir fırsat geçemezdi. Bu nedenle halk önünde yapamayacağımız otopsi çalışmasını yapmamız gerektiği düşüncesi ile sabah erken saatlerde bu konuyu fazla bir yere haber vermeden yapma kararı aldım. Neticede ölen bir balina idi. Çocukların ve halkın önünde karnı yarılmış kanlı bir görüntü verme durumundakalmak doğru olamazdı. Bu nedenlerle fazla yaygara meydana vermeden gömü işini bitirmeliydik.

Yarım saat içerisinde aklımdan geçen bu düşünceler ile ne yapılabileceğimizi düşündüm ve bu konuda bize yardımcı olabilecek bir kuruluş olarak Urla Belediye Başkanı Sayın Bülent Baratalı’yı gece 11.30 sıralarında telefon ederek yardımlarını rica ettim. Sağolsunlar sabah erkenden, saat 6’da bir kepçe gönderdiler ve balinanın gömülebileceği geniş bir çukuru hazır hale getirdiler.

Bu arada gömü işleminin tümüyle basından uzak yapılmasını da uygun görmedim. Tüm basını da çağırmak gereksizdi. Fazla kalabalık olmasını da doğru bulmuyordum. Bu amaçla tanıdığım bir iki gazeteciyi aradım ve kendilerini davet ettim.

Ayrıca fakültede konu ile ilgilenen ve özellikle balık hastalıkları ve anatomisi konusu ile ilgisi olan arkadaşları da arayarak Urla’da olmalarını rica ettim ve erken saatte hepimiz topanmıştık ve sanırım 10-15 kişiden fazla değildik.

Arkadaşımız ve Balık Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Haşmet Çağırgan bir bistürü ile balinanın karnını yardı. İlk hissettiğim duygu balığın dış yapısına bakmasam ortaya çıkan sanki bir sığırın iç organları idi. O da bir canlı idi ve iç organları diğer hayvanlardakinin benzeri olduğu izlemini veriyordu. Midesi, karaciğeri, bağırsakları vs. Arkadaşımız bir çok örnek aldı.

Yalnız balinanın gömülmesini izleyecek basın mensupları gelmeden bu otopsi işini tamamlamayı plandığım için, basın mensupları geldikten sonra sadece gömü işlemini yapacaktık. Neyse basın mensupları geldi, saat 10’a doğru halktan kimse gelmeden sadece bir kaç gazeteci ve etrafta bulunan kişiler önünde gömü işlemini tamamlamıştık.

Saat 11-12’ye doğru diğer birçok muhabir fakülteye gelmeye başlamışlardı. Bazıları kırgın ve kızgındı. Kimisi 'ben gazeteye şimdi ne diyeceğim?' diye yakınıyordu. Neyse ‘Herkese haber verme olanağımız olmadı, kusura bakmayın’ diyerek özür dilemeye çalıştım. Böylece küçük balina için bu macera bitmiş oluyordu. Okul bahçesine gömme işlemini de ileride etleri çürüdükten sonra çıkarılarak iskeletinin bir müzede gösterime sunulabileceği yanıtını vererek açıklıyordum. Halen bu düşüncedeyim, ileriki yıllarda bu işlemin yapılabileceğini umuyorum. Üniversitemizde veya doğa müzesinde gösterime sunulacak bir çalışmanın yapılacağına inanıyorum.

Balinanın ölümü 12 Şubat gecesi olmuş ve 13 Şubat günü gömü işlemini tamamlamıştık . Gazeteler ise ölüm haberini ancak 14 Şubat sabahı verebildi. Ancak elbette ki 13 Şubat akşamı, ölüm haberi tüm televizyonların birinci haberi idi.

Tabii ki bir çok televizyona beyanat verme durumunda kalmıştım. Televizyonlarda “üzgündük”, “gerken her şeyi yaptık” vs. gibi konuşmalar yaptık. Kaç televizyonda haber yapıldığını bilemiyorum.

14 Şubat Salı günkü gazetelerin hepsinde de balina haberi vardı. Ege Üniversitesi senatosu her hafta salı günleri toplanıyor. O gün öğleden sonra saat 14 de senato salonuna girdim. Salona girmemle birlikte bir alkış yükseldi. Üniverstemiz için sanki haftanın adamı salona girmişti. Güler misin ağlar mısın? Senatodaki herkes gibi hayatında ilk kez balina görmüş, balinadan anlamaz, balina profesörü Atilla Alpbaz gelmişti. Ne diyebilirdim? Olaylar beni buraya sürüklemişti. Neyse kısa bir konuşma yaparak, ben balinadan anlamam ama ilgilenmek durumunda kaldım, fakat üniversitemiz ve Fakültemiz olarak elimizden geleni yaptığımızı ve böyle bir durumda tekrar karşılaştığımızda ne yapılması gerektiğini şimdi daha iyi bildiğimizi, hazırlıklı olmamızın yararlı olacağını ve bunun içinde para gerektiğini, bu konuda üniversitemiz olanaklarının kısıtlı olduğunu bildiğimizi, çevre bakanından söz aldığımızı da belirterek bir proje sunacağımızı belirttim. Ama böyle bir projeden bir sonuç çıkacağına o an ben bile inanmıyordum. Sayın bakanın günü geçirme amacıyla verdiği politik sözlerdi ve zaten sonra bir sonuç da çıkmadı.

14 Şubat tarihli gazetelerde ölüm haberi çeşitli yorumlar ile ele alınıyordu. Bu konudaki haberler aşağıdaki şekildeydi.

14 Şubat tarihli Zaman, Cumhutiyet ve Akşam gazeteleri “Yavru Balina kurtarılamadı” bilgileri ile beraber İzmir’de bir rehabilitasyon merkezi kurulması gerektiği hakkında öneride bulunduğum kaydediliyordu. Yine aynı günkü Yeni Yüzyıl gazetesi ‘’ Prof Dr Atilla Alpbaz yavru balinanın gelişi ve ölümünün önemli bir gerçeği gözler önüne serdiğini belirterek ‘Türkiye’de balina uzmanı yok. Herkes konuşuyor ama, kimse bir şey bilmiyor” dedi. Yavru balinanın öleceğinin belli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Atilla Alpbaz Türkiye’nin olanaklarının bu canlıyı yaşatmaya yetmediğini bildirdi.

İzmir körfezi’nde bulunan 15 metre uzunluğundaki ‘Kaşalot’ türü balinanın da tehlikede olduğunu dile getiren Prof. Dr A. Alpbaz ‘Balina mutlaka açığa çıkarılmadı’ dedi”‘ haberini yazmıştı.

Diğer bir gazetede benzer bilgilere yer verilmekle beraber çevre bakanının ülkeler arası balinalar komisyonunca Londra’dan bir balina uzmanı gönderileceği konusunda bilgi verdiği kaydediliyordu. ( Hürriyet Gazetesi 14 Şubat)

14 Şubat tarihli Yeni Asır gazetesi ise, konuyu çok geniş olarak ele almıştı ve 7 başlık halinde balina konularını inceliyordu. Bunlardan bir tanesi 'Uzmanları eleştirenler var' ve ‘Havuzda tedavi balinayı öldürdü’ başlığını taşıyordu. Bu benim için doğal bir haberdi. Gazeteciler duydukları her söylentiyi görevleri icabı yazacaklardı. Fakat genç arkadaşlar, hele 4 -5 gündür nerede ise hiç uyumamış veya çok az uyumuş arkadaşlar bu haberlere oldukça üzülmüşlerdi. Kimi bu gazeteciyi fakülteye sokmayalım diyordu. Neyse herkesi yatıştırdım. Bunlar doğaldır dedim. “Sizler görevinizi yürekten yaptınız, aldırmayınız” dedim.

Bu eleştirilere cevap vermek çok kolaydı. Bazı tenkitler de doğru idi. Bazılarının yorumları ise gerçekten yanlıştı. Bir tanesi balık ‘psikolojik açıdan çökmüştü’ yazıyordu. Halbuki biz balığı bulduğumuzda zaten soluk almaktan başka bir harekette bulunmuyordu, özetle kendinde değildi. Bilinçsiz ve bitkisel hayatta olan bir hayvanın psikolojisi nasıl bozulur diye sorabilirdik. Diğer bir cümlede ise hükümet ve yetkililerin hiçbir çaba harcamadığı da yazılmaktaydı. Bu da biraz insafsız yazılmıştı. Olanaksızlıklar ve bilgi noksanlığı olduğumuz tenkit edilebilir, fakat ilgi gösterilmediğini söylemek biraz insafsızlık oluyordu. Fakat ilginçtir aynı gazetede başka bir muhabirin verdiği haberde bu yoruma karşılık 'Uzmanlar eleştiriye üzüldü' yazıyordu. Bir diğer başlıkta ise "Bütün suçumuz yardımcı olmaktı" ve "bakıcılar yıkıldı" yazan başlıkta bir nebze olsun cevap veriliyordu. Aynı gazetenin bir haberine ise. "Urla’yı gömdük bile" diye başlık atılmıştı. Aynı haberde ‘Ölüm mü intahar mı?’ diye bir not düşülmüştü.

15 Şubat tarihli gazetelerde küçük balinadan söz edenler azalmıştı ve belli ki artık olay küçük balina için kapanıyordu. Sadece bir gazetede ‘küçük balina denizde olsa yaşardı’ şeklinde bölgesel balıkçıların görüşlerini yansıtan bir haber vardı.

Burada yanıldıkları bir konu vardı. Başta belirttiğimiz gibi balinalar balıklar gibi solungaçlar ile değil, kara hayvanları gibi akciğerleri ile soluk alırlar. Neyse.

Artık bütün gözler körfezdeki büyük balinaya çevrilmişti. Egesüf isimli teknemiz devamlı olarak Güzelyalı iskelesinde beklemekte ve peşinden takip etmese de iskeleden gözlemlerine devam etmekteydi. Böylece balinanın hareketleri ve körfezde nerelerde gezindiği konusunda devamlı bilgi alabiliyordum.

Aynı gün diğer bir gazetede ‘körfezdeki balinanın da sağlığı bozuldu’ diye bir haber vardı. Bu haberde İzmir körfezinde dolaşan balinanın sağlığının gittikçe bozulduğu kaydediliyordu. Bu haber de acilen kurmuş olduğumuz balina bilim komitesinin başkanı olarak benim verdiğim kaydediliyordu. Her halde ben de bu havaya veya bilim kurulu başkanı değil de konuya ilgi duyan bir vatandaş olarak bana soru soran herkese iyi kötü bir cevap veriyordum. Soru soran herkese o an için doğru olduğunu bildiğim veya sandığım bilgileri sunuyordum. Yalnız burada verilen birçok bilgiye katılmakla beraber, balinanın çok sakin ve hareketiz olması nedeni ile balinanın sağlık durumu iyi görülmediği şeklinde bir beyanım olmadığını sanıyorum. Artık konuşmamdan gazeteci nasıl bir yorum çıkarmış ise böyle yazmıştı. Ancak uzaktan gördüğüm balinanın rahatsızlığı konusunda böyle bir yorumda bulunamayacağımı biliyorum. Ayrıca tekneden arkadaşlar balinayı devamlı izlemeye çalışsalar da elbette uzaktan teşhiste bulunmaları da mümkün değildi. Çünkü arada bir çıkıyor, hava alıyor ve dalarak 20-25 dakika kayboluyordu.

Başka bir gazetede ise Ramazan adını verdikleri büyük balinanın ‘acaba intihar mı edecek?’ şeklinde dramatik bir haber veriliyordu. Bu haberde küçük balinanın ölümünden sonra bütün gözler büyük balinaya çevrildiği kaydedilerek balinanın kıyıya 20 m. kadar yaklaşmasına dikkate alınarak böyle bir haber yazma yönüne gidilmişti .

15 şubattaki başka gazetede ise balinanın körfezde ancak bir hafta yaşayabileceği konusunda yetkililerce belittiliği (ben değil  ) kaydediliyordu .

Balina ile ilgili haberler devam etmekle beraber 19 Şubat Pazar günü balina görülmedi ve tekne ile körfezi taramamıza rağmen balina yoktu. Pazartesi ve Salı günü de göremeyince balinanın körfezden çıkmış olduğuna karar vermiştik. Ekteki gazetelerden bu konudaki bilgiler anlaşılacaktır. 21 şubat Salı tarihli Hürriyet gazetesine verdiğim bilgi ile ‘19 Pazar gününden beri balinayı göremediğimizi ve körfezden çıkmış olabileceği’ düşüncesinde olduğumuzu belirtmişim.

Fabrizio Fabbri isimli bir yabancı uzmanın balina için geldiği 20-21 Şubat tarihli gazetelerde belirtiliyor, ama balina körfezden ayrılmıştı. Bu konuda bir çok gazetede ‘uzman geldi ama balina ayrıldı’ diye haberler yapıldı.
Daha sonra bir komisyon olarak toplandık ve alınan karar ile balinanın körfezden ayrıldığı sanıldığı belirtilerek bu konu kapatılmış oldu ve bizim için oldukça yoğun geçen 10 gün bitmiş oluyordu. Bu gazetede verilen haber şu şekilde idi.(Türkiye gazetesi 24 Şubat 1995)

‘İzmir Valiliği Balina İzleme ve Kurtarma Komitesi, körfezde görülen ve daha sonra kaybolan balina ile ilgili dün bir açıklama yaptı. Çevre İl Müdürü Nilgün Gültay Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri Teknolojisi Müdürü Prof. Dr Şükran Cirik, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Atilla Alpbaz ve Greenpeace’nin İtalyan Balina uzmanı Farizio Fabri tarafından yapılan açıklamada memelinin körfezde olmadığının tesbit edildiği belirtildi’
haberi ile bu olay noktalanmış oluyordu.

Balina ile lgili bu anılarımı yazarken elbetteki hatırlayabildiklerimi yazmaya çalıştım. Eksik kısımlar olduğuna eminim. Yanılgılarımda olabilir. Fakat bu olay hakkında bir özet sunabildiğimi sanıyorum

Bu yazıyı yazmaktan bir amacım da ülkemiz denizlerine nadir olarak gelen balinanın gelmesi anında meydana gelen olayları verebilmekti. Ama esas amacım balina görmemiş bir kişi olarak, belirli bir mevkide olduğum için konu ile ilgilenmek durumunda kalınca başımdan geçenleri biraz da mizahi açıdan duygularım ile birlikte anlatabilmekti.

Bu konuda günümüzde de gazetlerde benzer olaylar görüyoruz. Tüm bunları anlatmaktaki amacım, birçok olay karşısında politikacıların konuyu bilmedikleri halde her konuda yaptıkları açıklamaların ne kadar doğru veya yanlış bir konu olduğunu belirtebilmekti. Ben hayatımda hiç balina görmemiştim ama o zamanlar Dekan olduğum için herkes benden bir şeyler söylememi bekliyordu ve söylediğim, söylemediğim birçok söz önemli önemsiz dikkate alınyordu. Bu gün bakıyorum da bakanlar, milletvekilleri bilir bilmez her konuda konuşuyorlar. Türkiyenin hali bu. Kimseyi de kınayamam. Çünkü toplumumuz bunu istiyor. Bir yetkili bir şeyler söylemeli. Mesela bu günün önemli haberi olarak bugün ( 21 aralık 2012) Dünyada kıyamet kopacağı, fakat sadece Fransadaki bir köy ile Şirince köyünün bu kıyametten kurtulacağı safsataları dolaşıyordu. Dün gece televizyonda birçok açık oturumda bu konu vardı. İlgili ilgisiz birçok kişi bir şeyler söylüyordu. Elbette kıyamet olacağını kimse inanmıyordu ama birçok kişiden nereden biliyorlarsa kıyametin nasıl olacağı hakkında yorumlar dile getiriliyordu

Neyse artık yazının sonuna geldim sayılır. Emekli olduktan, sanırım 1-2 yıl sonra bir telefon geldi. Telefonda ismini bildiğim bir gazeteci bayan muhabir vardı. İzmir körfezinde bir balina görüldüğünü bilgim olup olmadığını ve bana bir şeyler söyleyip söylemeyeceğimi soruyordu.
Bir süre konuştuk va konuşma sonunda dedim ki

Ben balinadan anlamam, lütfen Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanını arayın o anlar ve ona sorun dedim’. Gülüştük ve telefonu kapattım.

SON

21 Aralık 2012 İzmir