Site açılış tarihi: 27 Kasım 2012
Geçen ayki Günlük ort. ziyaret: .. 118
Ay içinde en yüksek ziy sayısı: .158
Geçen ayki ziyaretçi sayısı: . 3537 (kasım 2022)
Toplam ziyaretçi sayısı: 815 500

Hatıralarımdan » Home Dalyanı' nın Su Ür. Fak. Tahsisi » Home Dalyanı' nın Su Ür. Fak. Tahsisi



      HOMA DALYANI


      HOMA dalyanı yeni adıyla SÜFA dalyanı 1986 yılında eğitim araştırma ve uygulama alanı olarak Ege Üniversitesi Su ürünleri Fakültesine tahsis edilmiştir.

     Bu dalyanın yüksek okulumuza tahsisi aşamasında o kadar çok konu olduki burada tüm belgeleri ile  alım aşamasımdaki gelişmeleri sunmayı ve bu dalyanın ne şekilde tahsis edildiğini gelecek nesillere açıklamayı amaçlamıştım. Fakat sonradan artık buna gerek kalmadığını ve Üniversitemizin artık bir birimi olarak geçmişte olanları  tekrar ele alımasına gerek olmadığına karar verdim. Fakat Ege üniversitesinin en geniş alanı olarak 18.000 dekarlık bu alanın hangi koşullarda tahsis edildiği konusunda bazı bilgilerinde bir hikaye anlatımı çerçevesinde hatırda kamasınında yararlı olabileceğini düşünerek sonuçta bir şeyler anlatmayı yararlı gördüm. . Çünkü bu alan büyük ümitlerle ele alındı. Üzerinde çok çalışıldı. Büyük  mücadeleler verildi. İnancım  odur ki ileriki yıllarda bu geniş alanın devlet elinde kalmasının ne kadar önemli olduğu daha da iyi anlaşılacaktır. Özellikle bölgede bulunan kuş cennetinin gelecek yüzyıllara intikal ettirilmesi ve bu alandaki kuş varlığının korunması açısında, burada yaşayan filamingoların, pelikanlarım martıların bir yem alanı olarak önemi daha iyi hissedilecektir .Eğer bu alan başka amaçlarla kullanılacak olsaydı ve İzmir körfezindeki diğer beş  dalyan gibi ekonomik olmaması nedeni ve gelişen yerleşim gelişim alanlarının  baskısı altında kalsaydı eminiki yıllar içerisinde diğer 5 dalyan gibi elden çıkacaktı. Halbuki bu günkü konumunu koruyabilirse, ileride burada kurulabilecek bir eğitim ve araştırma ünitesi dışında hiç bir yerleşim ve kullanıma izin verilmez ise bu coğrafyada yaşan onlarca  kuş türüde  yaşama fırsatı bulacaktır .İnancım budur ve Fakültemizin genç yeni nesilleri umarım bu kazanımı koruyacaklardır.

     Hindistanda yazdım isimli kitabımda bu dalyan ile ilgili 1990 yılında bazı notlar düşmüşüm. Bazı tekrarlar olabilir ama bu kısmı burada aynen koymada yarar gördüm. Çünkü bu güne göre  (15.1.2012) 20 yıl önce yazılmıştı. Bu nottan sonra bu olayın nasıl başladığı ve sonuçlandığı konusunda bazı bilgiler sunmaya çalışacağım.

      Hayatımda ele aldığım en önemli konulardan bir tanesi, Homa dalyanının Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesine; araştırma, uygulama ve eğitim alanı olarak tahsisidir. Homa esas olarak toprak anlamına gelir. Dalyanı denizden ayıran setlerin çoğunluğunun toprak olmasından dolayı bu ismin verildiği anlaşılıyor. Şimdilerde bizler, dalyanı, Su Ürünleri Fakültesinin baş harflerinden esinlenerek SÜFA DALYANI olarak isimlendiriyoruz. Bu dalyan Fakültemizin bulunduğu Bornova’ya 45 km. Çiğli’ye ise 15 km.uzaklıktadır. Su ürünleri fakültesinin kurulduğu 1980’li yıllarda bu dalyanda çeşitli kooperatifler arası davalar nedeni ile, mahkeme kararıyla iki arkadaşım ile birlikte yeddiemin olarak bulunmaktayız. Dalyanın üniversitemize tahsis ettirilerek kültür balıkçılığı amacıyla ıslah edilmesi ve Su Ürünleri Fakültesinde okuyan öğrencilerimizin burada çalışarak eğitilmeleri ve buralarda genç öğretim üyelerimizin araştırmalar yapmaları en büyük arzularımdan bir tanesidir. Zaten dalyan devlete ait olmakla beraber çeşitli kişilerin elinde bakımsız bir durumdadır. Bu yeri elinde bulunduranların kişisel menfaatlerinden başka düşündükleri bir şey yoktur. Bu da doğal bir davranıştır. Dalyanın tahsisini istiyoruz ama, çok çeşitli engeller vardır. Dalyanın 1/1000’lik haritasının çıkarılması gerekiyor. Üniversitedeki ilgili kürsülere, askeri kuruluşlara gidiyorum. Bu dersi veren kürsülerin böyle bir yerin haritasını çıkarma becerileri yoktur. Nasıl olur aklım almaz. Özel kuruluşlara yaptırmam gerekiyor. Bir Harita Mühendisliği Ofisi buluyorum. Onlar, bir kaç kişilik kadroları ile yaparız diyorlar ve 1984 yılı fiyatları ile 30 milyon TL istiyorlar. Uzun pazarlıklar ve vatan millet konuşmaları sonucu 15 milyon. TL’sına bu işi yapmaya razı oluyorlar. Üniversitenin normal bütçesinden, yıl ortası olduğu için, bu parayı karşılamak mümkün değil. Bir hafta sonu çok sıkıntılıyım. Bu parayı bulamazsam dalyanı tahsis ettirme projelerimiz suya düşecek. Hafta sonu tatilinde gece gündüz demeden kendime göre gerekçeleri çok sağlam bir araştırma projesi hazırladım. Neyse, o günkü Rektörümüz ve Rektör Yardımcılarının gayretleri ile hazırladığını bu proje ile, parasal kaynak bulunur ve sorun çözülür. Haritalar yaptırılır ve bu kez imar planı çizilecektir. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatları Fakültesi Dekanı imdadıma yetişir ve hepsi aşılmaz gibi görünen sorunlar teker teker çözümlenir. Pek çok bürokrattan büyük yardım ve destek gördüm. Dalyanın Fakültemize tahsisi çeşitli mücadeleler ile sağlandıktan sonra bile, Danıştay’da 4, diğer konularda 3 dava açıldı ve bu davalar hep lehimize sonuçlandı. Bu davalarda avukat tutacak paramız yok. Davamıza inanmış tanıdık bir Muhterem avukat büyüğümüz, benim hazırladığım müdafaa yazılarını okuyup hukuka uygun şekilde düzenledikten sonra, hatır için imza ediyor ve davalarımızı bedelsiz takip ediyor. Kendisi emekli, üst düzeyde bir hakimdir, vatanseverdir, hayırseverdir. Bizlerin davasına inanmış ve bedelsiz olarak yardımcı olmaktadır. Bence ulvi bir davranıştır. Hayatta gördüğüm en iyi insanlardandır. Fakültemiz adına kendisine minnettarım. Allah razı olsun ne diyebilirim. Artık dalyanın üniversitemizde kalması şu an kesinleşmiş durumda. Islahı gerekiyor ve fakat yeni sorunlar çıkıyor. Bunlardan en önemlisi de, dalyana gelen tatlı suyun kesilmesidir. Bir dalyana tatlı su girişi olmazsa bu dalyan yarı yarıya ölmüş demektir. Tatlı su bir dalyan için hayat demektir. Çünkü, tatlı su dalyanın buharlaşma sonucu tuzlanmasını önler. Ayrıca mıknatıs gibi balıkları ve balık yavrularını dalyana çeker ve içeriye balık girmesine neden olur. Üniversitelerimizdeki son yıllardaki maddi sıkıntılar nedeni ile gerekli yatırımlar da şu an yapılamamaktadır. Fakat inancını odur ki  ileriki yıllarda genç meslektaşlarım bu sorunları çözecek ve dalyan gereken yatırım ve ıslah imkanlarına kavuşacaktır. Ne yapılacağını biliyoruz. Gerisi Napolyon’un dediği gibi para, para, para.

       KONUNUN BAŞLANGICI

      Yıl 1981  .Olay bir yaz günü başladı. Narlıdere sahil evlerinde kaldığım bir yaz günü  kapımıza o zamanlar İzmir de kurulu bulunan bir kooperatif başkanı, arkadaşları ile beni ziyaret ettiler.  O güne kadar kooperatiflerinin işlettiği Homa dalyanının ellerinde alınarak yeni kurulan bölgesel bir kooperatife verilmek istendiğini ve bu nedenle açılan bir dava nedeni ile dalyanı idare edilecek bir kayyum heyeti kurulması gerektiğini ve benim bu görevi üstlenmemi istiyorlardı.

       Görevi kabul etmiştim  ve 3-4 gün sonra iki arkadaşım ile birlikte mahkeme kararı ile dalyana kayyum tayin edilmiş ve dalyanı teslim almıştım. Alınan karar gereği mahkeme hangi kooperatife tahsis edilmesi gerektiği konusunda karar verinceye kadar dalyanı biz idare edecektik.

      O güne kadar dalyan yakınlarında olta ile balık avcılığı için sülünes toplama ve avcılık amacıyla bölgede bulunmuş isem de, çalıştırılması konusunda fazla bir ilgimiz de yoktu. Neyseki dalyanda reis Tabir edilen kişi yıllardır bu işi yaptığından  idari açıdan pek yalnız değildik.

     Neyse bu şekilde üç yıl kadar idare ettik. Her yıl elde ettiğimiz geliri Maliye ye teslim ediyorduk. Bu arada kooperatifler elinde dalyanın kalmasının doğru olamayacağı ve kooperatifler arası kavganın devam edeceğini de görmüştüm. Bu arada İtalya da ki dalyanlara gitme ve oradaki çalışmaları da yakından inceleme fırsatı bulmuştum. İşte bu idare aşamasında bu yerin üniversitemize tahsis edilmesinin çok yararlı olacağını düşünmeye başlamıştım   O zamanki İzmir  il Emlak Müdürlüğü de devamlı  kooperatif ortaklarının bu konudan pek yararlanmadığını ve kooperatifi idare eden bir kaç kişinin elinde olsuğu şikayetlerini de dinliyordum. Bu kavgalardan bıktıkları ve kooperatife kiralanmasını pek iyi bakmadıklarını hissetmiştim. . Milli Emlak müdürlüğüde bu davalardan ve uygunsuz yönetimlerden bıktığı için Üniversiteye tahsisinide biraz sıcak bakıyorlardı .

     Bu arada Su Ürünleri Yüksek okulu kurulmuş ve kurucu dekan olarak 1982 yılında tayin edilmiştim. Bu düşünce ile Rektörlüğümüzün bir yazısı ile Dalyanın üniversiteye tahsis edilmesini resmen talep ettik. .

     Bu aşamada Mahkeme dalyanın bölgedeki kooperatife verilmesinin mevcut kanunlar çerçevesinde karar vermiş ve kısa bir sürede bizden yani kayyum heyetinden teslim alınarak bu kooperatife verilmesinin uygun olacağı  sözleri dolaşmaya başlamıştı.

     Ben Üniversiteye verilmesini talep ederken bizlerin balık avı ile uğraşamayacağımızı ve avcılığın yine bölgedeki balıkçılar tarafından yapılması gerektiğini ve müşterek çalışmak istediğimiz fikrini de devamlı vurguluyordum. Gerçek niyetimde bu idi. Balıkçılar balık avlar bizlerde eğitim araştırma uygulama vs konularında çalışırız düşüncelerini taşıyordum.

     Milli emlam müdürlüğü koperatiflerden o güne kadar çok sıkntı çektiğinden ayrıca diğer dalyanlardaki sorunları da yakından bildiklerinden dalyanın bize tahsisi konusunda bir karar aldı ve ben Üniversite adına dalyanı teslim aldım. Yalnız bir gerçek var ki bu tür dalyanların tahsisinde bölgesel kooperatiflere öncelik verilmesi kuralı bizim için öneml bir engeldi. Milli Emlak müdürü  arkadaş beni bu hususu dikkate almamı ve kooperatiflerin mahkemeye gittiklerinde kazanabileceklerini ve dalyanı geri alma zorunda kalabileceklerini de belirtmşti ama, bunun  en az bir kaç yıl sürebileceğini ama bu zamana kadar yapılacak bir planlama ve proje  ile bu alanın Üniversiteye  eğitin alanı olarak tescil edilmesi durumunda bu sorunun çözülebileceğini belirtmişti.

     Bende bu çerçevede o Zaman Rektörlük görevini yürüten Sn. Prof. Dr Sermet Akgün  ve Rektör yardımcıları sn Prof. Dr. Refet Saygılı ile  Prof.  Dr. Erdal Saygın ın destek ve yardımları ile bu tür bir proje üzerinde çalışmaya başladım..

     Neyse ilk tahsisden  bir sure sonra,  Benim de haberim olmadan mahkemenin  dalyanın ünidersiteden alınarak bölgesel kooperatife verilmesini gerektiren bir kara aldığını Kooperatif başkanından öğreniyorum.

     Ayrıca burada çok önemli bir detay var ki benim canımı çok sıkmış hatta çok yakmıştı. Çünkü Bölgesel Kooperatif başkanı davayı kazandıklarını anlatırken ,
       Bana
‘Hatta mahkeme karar verirken sizin üniversitenin avukadı da mahkeme de idi size anlatmadı veya bildirmedi mi dedi.

     Ben nerede ise deliye dönmüştüm. Bin bir zahmet ve çalışma ile Yüksek okulumuza tahsis edilen dalyanın bizden alınarak kooperatife tahsis edilmesi gerektiği konusunda mahkemede bir karar alınırken orada bulunan Üniversitemiz Avukatı konuya hiç müdahil olmuyor, bana veya rektörlüğe hiç bir bilgi vermiyor nerede ise kooperatif lehine ve üniversitemiz  aleyhine açılan bir dava da hiç söz almadan susabiliyordu. Haberim olsaydı  mahkemeye katılabilseydim ve gerekçelerimi mahkemeye anlatabilseydim  bu karar alınmazdı diye hep düşünmüşümdür.  Bu durum beni kahretmişti. Maalesef bürokrasi de böyle olaylar oluyordu. O an ben Rektör olsa idim bu avukatı bir saniyede hiç birşey sormadan üniversiteden kovardım. Bu olay o kadar acı gelmişti.

     Ama karar alınmıştı.  Acilen Rektörümüze giderek itiraz etmemizi ama bunu üniversitemiz avukatı ile yürütmemizin mümkün olamayacağını dışarıdan başka bir avukat tutmamız gerektiğini anlattım. Ama anladığım kadarı ile böyle bir tutum izlememiz de maddi açıdan mümkün değildi. Zira Üniversitenin aylıklı bir  avukatı olduğundan ayrıca para ödeyerek avukat tutma olanağımız da  yok tu.

     Bu arada ben plan ve proje hazırlanması konusunda sürekli çalışıyor ve rektörlüğümüzün de önemli katkıları ile çalışmalarımı sürdürüyordum.

     Bir kaç gün bu sıkıntı ile geçirdim. Yüce ağabeyim avukattı. O bunu pekala bedavaya yapardı ama Nazilli de oturuyordu.  Dışarıdan bir avukat tutma imkanı maddi açıdan söz konusu olamıyordu. Bu arada bedava ya çalışacak vatan sever bir avukat bulmak gerekiyordu. Bunu nasıl ne yaparım diye bir düşünce içerisinde almıştım. Zira gelecek davalarda  Üniversitenin avukatı ile bu davaya girer isem bir kazanma şansı görünmüyordu. Ne yazık ki olay bu idi.

     Bu arama içerisinde Önce rektöre bir yazı yazdım. Dışarıdan ücretsiz uğraşacak bir avukat bulma konusunda izin istedim. Bu izin verilmişti. Yine ağabeyim Prof. Dr. Mete Alpbaz’ın tanıdığı , daha doğrusu hanımının bir yakını olan ve Ankara idare mahkemesinden emekli bir hakimin avukatlık yaptığını, hayırsever  ve vatan sever biri olduğunu belirttiler ve ricam üzerinde tanıştık. Kendisini Rahmetle anarım. Bu dalyanın üniversitemiz de kalmasında büyük katkıları olmuştur. AVNİ  BÜKEY    isimli bu Sn. avukatmız yeni dava arkadaşım olmuştu.

     Dedimki sizi fazla yormam . Bütün dilekçeleri dökümanları ile ben size hazırlarım siz uygun bulursanız imzalar ve davayı  takip edersiniz. Size verilecek bir kuruşumuz yok. Bunun vatan millet için yapacaksınız. Allah toprağını bol etsin bana inandılar ve tüm davayı sonuna kadar bu büyüğümüz götürdü. Vatanseverlik bence bu idi . Hiç bir menfaat beklemeden yardım edecekti ve sonuna kadar da hiç şikayet etmeden yardım ettiler.

     Bu arada dalyanın üniversiteye tahsisinin devamlı olabilmesi için plan değişikliği ve yapılacak çalışmalar konusunda kapsamlı bir rapor, proje  ve gerekçeli savunma gerekiyordu ve bunu hazırlamak için elimden geleni yapıyordum.

     Bu aşamada karşıma yeni bir sorun çıkmıştı. Bu planın yapılabilmesi için detaylı yapılmış bir dalyan haritası gerekiyordu. Bu konuda çalışmaya başladım. Kim yardım edebilirdi. Yardım edebilecek ve arazi haritasını çizebilecek kuruluşlar olarak  Ziraat Fakültesinde bir bölümümüz vardı. Bana göre onlar yapabilirdi. Bu arada bu iş için de para gerekiyordu. Bunun temini Üniveristemizin normal bütçesinden mümkün olamayacağını görmüştük ve bu tür harcama için bir tahsisat yok tu ama bu para da acilen lazımdı. . Rektörlüğümüz haritanın yapılmasına  taraftar olsa da  maddi olarak fasıl bulunamıyordu.. Bu arda araştırma fon saymanlığında para vardı fakat ciddi bir proje gerekiyordu. Gerekçelerim çok sağlamdı. Bunu biliyordum. Yapılacak bir rapor  ile dalyan ıslahı konusunda bir proje hazırlayabilirdim .Sayın Rektörümüzde bu konuda yanımda idi . İmkanı olsa verecekti

     Hiç unutmam o hafta sonu 3 günde Homa dalyanının ıslahı konulu bir proje kapsamında böyle bir olanağın olabileceğini düşündüm. Bu amaçla hafta sonunda sıkı bir çalışma ile  3-4 günde bir proje hazırladım . Pazartesi sabahı heyecanla saat dokuzda Rektör Sermet hocanın yanında idim ve ona izah ettim. Hemen gülümsedi ve bana Erdal beyi çağırın dedi. O zaman lar Araştırma fon saymanlığına Rektör yardımcııs Prof Dr. Erdal Saygın bakıyordu. Erdal Bey Gelince  ‘ Bak Erdal bey dedi. Homa dalyanının planının  çıkarılması için sende para varmış bunu ne diyeceksin, bunu halledebilirmiyiz?   Neyse uzun hikaye Perşembe günü para hazırdı. Bir hafta geçmeden  15 bin TL’lık bir kaynak bulmuştuk.

     Ziraat Fakültsindeki hocamıza bakın 15.000 tl paramız var. Bunu kısa sürede yaparmısınız. Bu para dışarı gitmesin siz yapın. Uzatmayayım. 18.000 dekarlık bir alanın biz haritasını  yapamayız, gerekli eleman ve ekipmana sahip değiliz dediler.

     Sonradan askeri bir kuruluş yapabilir dediler oraya da gittim ama  bir sonuç alamadım. Askeri amaç dışında harita yapmalarının mümkün olmadığını belirttiler . Neticede özel sektör dediler. İstenen paralar çok yülksekti 50 000 isteyende oldu 30.000 isteyende. Bunada imkanımız yoktu. Neyse 30.000 teklif eden firma anlattıklarımı dinleyince ve üniversitemiz lehine olacağını anlayınca kendisi de Ege üniversitesine olan sempatisi nedeniyle 15.000 tl ye yapmaya razı oldu. Yalnz konunun aciliyeti var deyince sorun değil dedi ve  2 ay sonra bu haritaya sahip olmuştum

     Şimdi bir plana ve projeye  ihtiyacımız vardı. Islah konusunda yapılacakları bizzat yapmıştım fakat imar planı bakınmından bilgi ve imza yetkimizde yoktu. Neyse ilgili fakülte dekanına gittim .Dokuz Eylül Üniversitesi İmar fakültesi bu konularda yetkili idi. Üniversite konusu olunca O zamanın dekanı  sağolsun tamam dedi ben imza ederim ama bu kapsamda bunu hazırlama olanağım ve vaktim olmaz. Zaten benim  verecek paramda yok. Bu kez dekan hocamızla beraber bir çare arıyoruz. Neticede sorunu yine Sayın dekanımız çözdü

     Dedi ki çok becerikli, bir yüksek lisans öğrencim var ben tarif ederim bütün çizimleri o yapar dedi. Ama dedi biraz ödeme yapmak lazım . Ne kadar dedim? konuşmuş 350 tl ye çizecek dedi.  Bu parayı bulmak kolaydı. Bu sorunu da böyle aştık. Projeler hazırlandı İzmir valiliği  ve Belediyeden de onandıktan sonra tahsis çok uzun ve kapsamlı uğraşılardan sonra Ankara Emlak müdürlüğü ve  izmir emlak nüdürlüğü, İzmi valiliği ve İzmir Belediye başkanlığının  katkı ve yardımları ile üniversitemize tahsis edildiği konusunda ikinci yazıyı teslim aslmıştım. Bu konuda Valilik ve Belediye yardımları ile Sn Prof. Dr. Refet Saygılı nın katkıları nı da unutamam.

     Burada heyecanlı bir konudur. Biz birinci davayı temyiz ettikse de ankarada ikinci dava yı da kaybettik. Esasta kaybetmeyi de bekliyordum . Çünkü mevcut durum ile kanun bu tür yerlerin yöresel kooperatiflere verilmesini ön görüyordu. Ama ortada gerçek bir kooperatifte yoktu. Olayı önderlik eden beş on   kişi yürütüyordu. Sonra benim aksi bire görüşüm de yoktu. Amacım dalyanı ıslah etmek bu arada bilimsel  çalışma yapmak burada fakültemize ait bir laboratuvar kurmak, öğrencilere eğitim ve staj olanağı sağlamak vs  ama balık avı konusunda yine bölgesel balıkçılar ile çalışmaktı. Onları dışlamayı da hiç bir zman düşünmüyordum

     Neyse davayı kaybettiğim için dalyanı teslim edeceğimi biliyordum Fakat cebimde ikinci bir tahsis yazısı vardı ve bu kez hukuksal açıdan tüm sorunlar çözülmüş olarak tahsis gerekçemiz çok sağlam idi.

     Birinci Tahsisin kaldırılması günü gelmişti. Yaptığım çalışmaları da bir kaç arkadaşımdan başka da kimse bilmiyordu. Açıkçası kooperatife bilgi ulaşmasından korkuyordum. Bozmak için çalışanlar da olabilirdi.

     Dalyanda kooperatif üyeleri milli emlak müdürlüğü elamanları  ve ben toplandık. İlk iş bize yapılan birinci tahsisin mahkeme kararı ile kalkmış olması nedeni ile dalyanı teslim edecektim. Kooperatif üyeleri bu tahsis kalktıktan sonra her khalde tahsisin kendilerine yapılacağını bekliyorlardı.

     Ben dalyanı Milli emlak müdürlüğü elamanına tutanak ile teslim ettik ten sonra.  Herkes şimdi ne olacak diye beklerken, cebimdeki yeni tahsis belgesini çıkardım. Bu kez sanırım kooperatif üyeleri çok şaşkın idiler. Kendilerini hemen ikna konuşmasına başladım. Dedim merak etmeyin ben sizlerle çalışmak istiyorum . Balık avcığının yine sizler yapacaksınız. .Zaten yapacakları bir şeyde yoktu. Bu zaman ki, tahsis gerekçesi farklı idi ve yapılan ve onanan projeler gereği üniersiteden başka bir kuruluşa dalyan tahsis edilemezdi. Her yerden sağlama bağlamıştık.

     Elbette ki bu aşamalarda ve daha sonra fakültemizden bir çok arladaşın değerli yardımları oldu. Özellike Sn Dr. Ahmet Elbek  ve Fakülte sekreteri Ahmet Cihaner bu çalışmalarda her konuda çok koştular . Kendilerine burada teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

     Bu tahsisi neden yaptırdım . Çok uzun hikayedir. Bu gerekçe için ek 1 okunursa konu daha iyi anlaşılacaktır.

     Gerçekten sözümüzde durarak ve iyi niyetle  Kooperatif ile bir hafta sonra bir protokol yaptık ve dalyan da balık avcılığını onlara bıraktık

     Bu arada elbtteki bir çok olaylar oldu. Kooperatif bizi yine dava etmiş. Bizimle çalıştıkları halde bunu normal karşıladım ve yine avukat Avni bey!in yardımı ile gerek izmir de gerekse ankarada  2 dava lehimize sonuçlandı. Bu ara balık kaçıran kendileri olduğu halde Menemen savcığına sıç duyurusun da bulunmuşlar. Bunu da doğal karşıladım. Mesnetsiz davalar idi bunlar da kazanıldı. Bu ara Menemen kaymakamı çok uğraştı. Davanın Ankadrada görülmesi aşamasında kardeşinin idare mahkemesinde olduğu  ve davanın burada bozulacağı dedikoduları yapıldı. Ama ben dava konusunda haklı olduğum inancında olduğumdan aldırmadım, elbette ki Üniversite olarak Rektörlüğümüzünde yardımı ile  gerekli mercilere giderek davaları da anlattım. Bu konuda Prof. Dr. Refet Saygılı'nın katkılarını da unutamam. Uzun ve sıkıcı olaylardır Davaların hepsi lehimize sonuçlandı ve bu günlere geldik.

     Düşündüklerimi tam olarak yapabildim mi Ne yazıkki hayır. Bunu yapamadım. Maddi olanaksızlıklar  ve değişen koşullar nedeni ile pek olmadı

     SADECE  VE EN ÖNEMLİ bir sonuç olarak bu dalyan yok olmaktan kurtuldu. Eğer üniversite elinde olmasa idi 1990 lı yıllardan sonra dalyana tatlı su getiren kanalın devlet su işlerince bölgedeki arazi tuzluluğunu giderilmesi amacıyla derinleştirilince dalyana tatlı su gelmez oldu. Bir kaç yıl hiç verim alınamadı. Dalyan bir koperafite olsa idi bu yıllarda mutlak terk edilirdi. Çünkü verim 80-90 tondan 3-5 tona düşmüştü. Çünkü dalyana tatlı su gelmeyince tuzluluk çok arttı ve balıkçılıkta dalyanda nerede ise ölüyordu. 

     İZMİR için çok önemli olan kuş cennetinin korunabilmesi ve burada bulunan kuşların yaşayabilmesi için Dalyan alanı çok önemlidir. Eskiden bir ördek av alanı olarak bilinen dalyan da bizin dönemimizde elbette ki kaçak avcılığın önlenmesi için elimizden geleni yaptık. Bu gün dalyanın üniversitenin elinde olmasının sağladığı en önemli kazanç budur. Ülkemizde kültür balıklılığının gelişmesi ile dalyanların önemi artık eskisi gibi azalmıştır ve bu doğal bir gelişme idi..

     Sonuç olarak diyebilirim ki halen 18.000 dekarlık bu alan emniyet altındadır. Ege Üniversitesisi tasarrufu altındadır. Çarçur edilmemiştir. BU dalyanı aldığımız dönemde ege körfezinde 5 adet dalyan mevcuttu. bunlar dan Çakalburnu dalyanı, Ragıppaşa dalyanı, Çalıburnu dalyanı ve Küçük dalyan artık bulunmamaktadır. Sadece ayakta kalabilen  SUFA dalyanı olmuştur. Bu bile önemli bir konudur ve kuş cennetinin gelecek nesillere geçmesi için bu tahsisin üniversitede kalması gerekir. Hatta Üniversitenin tapusuna geçirilmesi daha uygun olacaktır. Bunun da ileriki yıllarda  yapılacağı inancındayım. Ayrıca üniversitenin tasarrufunda olan 18 bin dekarlık bir arazi söz konusudur. Bu web sayfasını hazırladığım yıllarda izmir de yapılaşma artık Tuzla ve Dalyan sınırına dayanmış bulunuyor. Tuzla nın Türkiye tuz üretimindeki önemi de yadsınamaz. Tuzla yanında bulunan dalyanın  korunması bölgedeki İzmir kuş cennetinde yaşayan kuşların korunması ve gelecek nesilleri bu doğal kaynağın aktarılması asla ihmal edilmemesi gereken bir konu olduğu asla unutulmamalıdır

     18.000 dekarlık alanın yaklaşık yarısı su alanı yarısı ise boş arazidir. Gönlüm arzu ederki, karasal alanda küçükte olsa bir araştırma merkezi kurulmasıdır. Dalyanı almaktaki ana amaçlarımdan biri de bu olmuştur. Ama gerçekleştiremedim. O zamanlar Üniversitelerin olanakları bu kadar fazla değildi.   Bu Merkezde   deniz ve kuş hayatının yakından takip edilerek kuş cenneti, dalyan ve yakın deniz hayatı hakkında saptanacak sonuç ve yıllık değişmelerin  dikkatle takip edilmesidir.  

     Ayrıca esas olarak bu dalyanı ilk tahsis aşamalarında amacım dış ülkelerdeki gibi ıslah edilerek bir üretim alanı haline dönüşmesi idi. Bu halen ele alınabilececek projelerdir.  Neler yapılabileceği  konusunda bir bilgi sunma amacı ile 1990 yılında yayınladığım deniz balıkları yetiştiriciliği kitabımdaki dalyanlar bölümünü ek olarak sundum. Bu yazılarımın Türkiye dalyanları hakkında da bilgi sunacağını gördüm. Çükü internette Türkiye dalyanları olarak tarayınca bu konuda halen bir bilgi olmadığı nı görünce bu bilgileri  de ek olarak ele almamın yararlı olabileceğini düşündüm.

     Biz görevimizi yaptık. Bizden sonra gelen Dekan arkadaşlar da ( Prof. Dr. Hikmet HOŞSUCU, Prof. Dr İsmet ÖZEL, Prof. Dr Ahmet KOCTAŞ bu dalyan için devamlı çalıştılar. Emek verdiler. Son yapılan yol çalışmalarını gördüm ve çok mutlu oldum. Bu konuda Sn Dekan Prof. Dr. Mesut ÖNEN ve Sn İzmir Belediye başkanlığını da minnettarım. Biliyorum yeni idareciler de bu dalyanı koruyacak ıslah edecek ve gelecek nesillere aktaracaklardır. Belki, yukarıda değindiğim gibi,bir gün bu geniş arazinin binde bir kısmında  üniversite birimleri kurulur ve kuş cennetini koruma yanında bilime de daha fazla hizmet ederse amaçlarımız hedefine tam olarak ulaşmış olacaktır.


     3. DALYANLAR

     Prof. Dr Atilla ALPBAZ ‘ın ‘Deniz balıkları yetiştiriciliği’ kitabınmdan alınmıştır.


     Dalyan denilince genel olarak balıkların geçit yaptıkları yerlere kurulan çeşitli balık avı tuzakları anlaşılır. Bu dalyanlar ağ, kargı veya diğer materyaller ile kurulur. Bu tür tuzaklar ile balıkların nasıl avlanacağı konusunda temel bilgiler genel balıkçılık derslerinde sunulmuştur. Bu nedenle burada bu konuların detayına inilmeyecektir. Fakat ülkemizde özellikle belirli bir alanı çevirerek yapılan dalyancılıkta kullanılan sistemlere bu ders içerisinde değinilerek ülkemiz dalyanları çalışma prensipleri ve ıslah olanakları gösterilmeye çalışılacaktır.
"
     Dalyanların denizlerde balık yetiştiriciliği dersi içerisine alınmasında özel bir amaç vardır. Şöyle ki; ülkemiz dalyanlarında uygulanan balıkçılığı basit anlamda balık yetiştiriciliği olarak ele alabiliriz. Çünkü ülkemiz dalyanlarının bir çoğu balıkların gelişmesi ve büyümesi için kullanılır. Dalyan ' alanı balıklar için bir besin kaynağı durumundadır. Nasıl ki bir otlak koyun, keçi ve sı ğır gibi hayvan yetiştirmede kullanılırsa bir dalyan alanıda balıklar için yetiştirme ve semirtme alanıdır. Merada koyun için ot gelişir iken, dalyanda da balıkla ra yem olan canlılar yetişir. Dalyan alanında balıklara değerli besin olan birçok zoo ve fitoplankton yanında balıklara yem olacak iJ sülines, midye, akivades vs. gibi pek çok canlı yetişir. Bu canlıların hepside balıkların gıdasını teşkil eder. Dalyanlarda balıkların giriş ve çıkışları bir dereceye kadar kontrollu ve insan denetiminde olduğu için yetiştiricilik sınıfı içine girer. İleri kısımlarda açıklayacağımız gibi bu alanlar yavru balık takviyesi ve balıkların elden yemlenmesi ile daha da kontrollu olarak çalıştırılabilir. Böylece üretim ve yetiştirme yönteminin ıslahı ile daha verimli ve üretken hale getirilebilir.


     3.2. DALYANLARIN ÇALIŞMA PRENSİBİ


     Ülkemiz dalyanları genelolarak nehirlerin getirdiği aluvyonlu ve verimli toprak ile doldurulmuş sığ deniz alanlarına kurulmuştur. Örneğin; İzmir Körfezi i nde bulunan Homa (SÜYO), Ragıp Paşa, Çalıburnu ve Çakalburrıu Dalyanlarının hepsi derinliği en çok 1-1.5 m. olan kıyı kesimlerinde kurulmuştur. Bunlardan SÜYO, Ragıppaşa ve Çalıburnu Dalyan alanları Gediz Nehrinin getirdiği toprak ile sığlaşmış deniz kısımlarıdır. Bu dalyanların hepsi denizden bir set ile ayrılmıştır. Dalyan alanı sığ olduğu için ilkbaharda derin denize oranla daha çabuk ısınır. Bunun sonucu sıcaklar ile gıda üre tirni artar ve yine sıcaklık nedeni ile ilkbaharda derin soğuk sudan ayrılan balıklar gıda bulma amacı ile açık olankapılardan dalyan alanlarına girerler.
     Balıkların kıyılara doğru olan hareketleri ile hava durumunu takip eden dalyan reisIeri dalyanın tüm kapılarını kapatarak balıkları dalyan içersine hapsederler. Böylece geniş bir alanı kapsayan dalyan içerisinde balıklar bol yem ile tüm yaz süresince gelişir ve büyürler. Öyleki İzmir Körfez dalyanlarına 2-10 gr. büyüklükte giren küçük lidaki (Çipura yavrusu) sonbaharda 100-150 gr. arası kaba lidaki denilen boya erişir. 100-150 gr. olarak ilkbaharda dalyana giren kaba lidakiler ise sonbaharda 200-300 gr' lık Çipura durumuna erişirler. Sonbaharın gelmesi ile birlikte sığ olan dalyan alanında su soğumaya balar. Bu zamanda balıklar tüm engelleri aşarak kış aylarında sıcaklığı sabit olan derin sulara kaçma' eğilimi gösterirler. Böylece dalyandan dışarı çıkmak isteyen balık çıkış yeri sandığı yoldan geçit yerine gelir ve buralara konulmuş' olan kuzuluk denilen tuzaklara yakalanır ve böylece hasat sağlanmış olur. Tabii ki tüm balıklar aynı davranışı göstermez. Bazı balıklar ise üreme zamanı derin denizlere açılmak isterler. Örneğin topal kefal (Mugil cephalus) Ağustos aylarında yumurtalı durumdadır. Yumurtlamak için denize ulaşmak ister. Bu amaçla yola çıkınca aynı şekilde yaz aylarında kuzuluklarda yakalanır. Böylece üretim sağlanmış olur.
     Dalyanlarda büyüyen balıkların avlanması tamamıyla kuzuluklarda olmaz. Yaz ayları içerisinde dalyan içinde ağ atılarak da avcılık yapılır. Germe ağlar ile Kefal, Dil, Levrek, Çipura gibi balıklar pinter ile Yılan balığı paragat ile Levrek ve Çipura gibi balıkların avcılığı yaz aylarında devam eder. Bu avlama şekilleri her dalyana göre a.,. çok zaman ve yöntem bakımından fark edebilir. Örneğin; Homa (SÜYO) Dalyanı' nda yaz aylarında pinter ile  yılan balığı avı önemli bir yer tutmakla beraber Akköy Dalyanı'nında bu yöntem pek uygulanmaz. Çünkü Akköy Dalyanı 'nda önemli bii'..ürün olan Çipura üretimi, pinter kullanımı ve pinterlere küçük lidaki girerek kırılması nedeni ile, tehlikeye düşebileceği belirtilmektedir. Homa (SÜYO)' da ise pinterlerle lidaki de girse sayıca az olduğundan bir kırım olmaz ve balıkçı bu lidakileri dışarı bırakarak Çipura üretimine zarar vermemiş olur veya yakalanan bu balıklarda büyük ise piyasaya sevk edilir. Akköy'de lidaki yoğun olunca pinterlere girecek yılan balığı da az olunca, pinter ile avclığa pek yer verilmemektedir.
Dalyanda kuzulukta avcılık dalyanlara göre fark etmekle beraber, Ocak-Mart aylarına kadar devam edilir. Artık kuzuluklara balık gelimi azalmış ve üretim düşmüş ise dalyanın tüm kapıları açılır. Genellikle Haziranın ilk haftasına kadar kapılar açık tutulur. Böylece yeni dönem için balık ve balık yavrusu girmesine imkan tanınmış olur. Güney dalyanlarımız için pek önemli olmasa da İzmir Körfez Dalyanlarında kapıların kış ayında açılması bir diğer tehlikeyi de önler. Dalyan alanları genel olarak sığ olduğu için kış aylarında havalar soğuk olur ve kış çok sert olur ise dalyan suları da doğal olarak soğuyacaktır. Bu soğuklarda bazı balıkların dalyanda kalmaması lazımdır. Çünkü balıklar dalyanda kalır ise fazla soğuğa dayanamazlar. Çıkamayan balıklar soğuktan ölür ve balık kırımı denilen olay meydana gelir. Bu nedenledir ki dalyan kapılarının açılarak kuzuluklara girmeyen ve avlanamayan balıklara dışarı kaçma şansı tanınır. Biraz ileride bu olayları önlemek için dalyan ıslahı bakımından ele alınabilecek konular etraflı olarak örneklerle açıklanacaktır.

     KUZULUKLAR
     Kuzuluklarda balık avcılığı tüm dalyanlarda mevcuttur. Zaten ülkemiz dalyanlarını iki kısma ayırmak mümkündür. Dalyanlarımızın bir kısmı bir göl ile deniz arasını bağlayan kanal üzerinde kuruludur. Bu tür dalyanlarda yetiştiricilikten söz etmek biraz zordur. Çünkü' ileride bahsedeceğimiz yetiştiricilik ile ilgili önlemlerin buralarda ele alınması güçtür. Örneğin Bafa ve Köyceğiz Dalyanları bu şekildedir. Fakat yine de prensip bakımından bu iki dalyanda kuzuluklar diğer dalyanlarımızdaki kuzuluklara benzerdir ve her iki dalyanda da kuzuluklar demirden yapılmıştır. Balıkların göç hareketlerinden ve davranışlarından yararlanılarak kurulan kuzuluklarda avcılık tüm dalyanlarda V şeklindeki kapılardan faydalanılarak olur. Şöyle ki; balıklar V şeklindeki kapıdan girer fakat bu V harfinin girişini bularak geriye dönerler veya ileriye gitmek istediklerinden geriye gitseler bile tekrar girerler. Bu V girişlerine bazı dalyanlarda makas denilir.
      Tüm dalyanların çalışma prensibi genel olarak aşağıdaki şekil de açıklandığı gibidir. Önce balıklar dalyanın kaçış yolu sanarak A ile belirtilen kısma geçerler. Artık burada balıklar A ile belirtilen yarıktan geri dönemezler ve büyük bir ihtimalle bu aralığı bulamazlar. Ayrıca suyun hareketinden hissettikleri duyguya bağımlı olarak ileriye gitme eğilimindedirler. Bu gaye ile yol ararken A kısmına girmişlerdir. Balık bu kısımdan çıkış yolu ararken bu kez 8 ile gösterilen kısımdan D kısmına geçerler ve sonuçta C kısımlarına girerler. Buradan da kuzuluğun eni kadar yapılan kepçeler ile alınarak yakalanmış olurlar.
     Hindistan, Japonya, İtalya, Çin ve diğer pekçok ülkelerde yöresel yöntemler kullanıldığı bilinmektedir. Bu tuzakların çalışmasında tamamıyla balıkların iç güdülerinden yararlanılmaktadır. Bu da balıkların mevsime göre göç etme eğiliminden doğar.
     Yukarıda açıklananlardan farklı olarak çeşitli ülkelerde kurulan farklı bir tuzağın nasıl çalıştığı Şekil 4' den basit olarak açıklanabilir. Şekilde A ve B ile belirtilen kısımlarda tuzak yerinin V şekli nedeni ile balıklar ancak lagüne doğru hareket edebilirler.
     D ile belirtilen yol ise geri dönecek balıkların çıkışı içindir. Fakat buradan geçen balık e ile belirtilen yerlerden yolunu bularak denize geçemez ve D ile belirtilen yere doğru gider. Geçidi geçince kuzuluk tabir edeceğimiz tuzak yerinde hapis kalmış olur. Bu tip kuzulukların bir yıl boyu sabit kalmaları da mümkündür. Böylece günlük balık hareketleri sonucu balık avlamada her gün mümkün olabilir. Çünkü mez-cezir olayı ile suyun azmakta günlük olarak alçalıp yükselmesi günlük balık hareketlerine neden olabilir. Öyle ki suyun çekilmesi sırasında kimi iri balıklar dalyandan kaçmak, yükselmesi sırasında ise dalyana girmek isteyeceklerdir •
      Buna karşılık akıntı pek yüksek olmaz ise suyun çekilmesi sırasında yavru 'balıklar da sığ yerleri daha emin bildiklerinden dalyana girme eğilimi göstereceklerdir. Buna karşın olgun yumurtalı bazı balıklarda akıntılı sulara gitme eğilimi gösterir. Böylece lagünün herhangi bir yerinden denize çıkan akıntı (suyun çekilmesi sırasında) olgun balıkları çekecektir.
Kurulacak tesisler devamlı kalabilir. Sadece tamir amacı veya değiştirme amacı ile tuzak tesisleri bozulabilir. Ülkemizde bu prensip ile çalışabilecek dalyanlar mevcut bulunmaktadır. Örneğin Köyceğiz ve Bafa Dalyanlarında iki yönde çalışacak kuzuluklar oluşturulabilir.
     Yukarıda açıklanmış olan  tuzakta kuzuluğun yan kısmını teşkil eden ızgaraların aralık açıkları gittikçe küçültülerek çeşitli boy balıkların kalmaları ancak küçük balıkların lagün içerisine girmesi sağlanabilir. Böylece A' dan gelen iri balıklar, B' den geçemez ise geriye dönme eğilimi gösterir ve D' ye girer (Akıntı ve mevsime göre bilinir). A ve B' ler tüm kapatılır sadece e ve D açık kalır. C''derı giren balıkların (Denizin en yüksek olduğu andan başlayarak suyun alçalmasına kadar) bir kısmı da D' ye girip kolayca kepçeler ile yakalanmakla beraber bir kısmı girmeyerek A ile belirttiğimiz bölgede serbest olarak gezer. Bunlarda çevirme ağı veya germe ağlarla yakalanabilirler.


      DALYANLARIMIZIN ISLAHI

      Bukonuda detaylı bilgi  Deniz balıkları kitabımız içerisinde verimliştir. Aşağıda kısa bir özet sunulmuştur
      Dalyanlarımızın ıslahı, üretimi arttırmak ve buralardan kazanç sağlayan balıkçılarımızın gelirlerini yükseltmek için ne gibi önlemler alabiliriz. Şimdi bu konulara değinmeye çalışacağım.
     ı. Dalyanlarımızın ıslahı için öncelikle devlet katkısı. ile yapılması gereken en önemli konunun barınma, elektrik, su ve yol gibi sosyal sorunların çözümlenmesi olmaktadır. Çünkü iyi bir çalışma ortamı olmayan bir alanda modern girişimlerin içtenlikle uygulanması zordur. Buralarda çalışacak teknik elemanlar, mühendisler ve balıkçıların insan gibi yaşama haklarının sağlanması zorunluluğu vardır. Hatta devletin her kira döneminde dalyanları bu açıdan zorunlu tutması ve yönlendirmesi yararlı olacaktır.
     2. Ülkemiz dalyanlarında öncelikle ele alınması gereken ikinci konunun da doğalolarak balıkların girmesini sağlayan kapıların ıslahıdır. Çünkü ülkemiz dalyanlarında verimi etkileyen konulardarı en önemlisi kapılar olmaktadır. Bu konuda ilk yapılacak işlem kapıların açık olmasıdır. Bu amaçla kapıları açık tutacak, açacak ve kazacak çeşitli kazı makinalarının temini gerekmektedir. Kapıların ve kanalların açık tutulması ve sığlaşmasının önlenmesi ile balık girişi döneminde dalyana balık ve yavru balık girişi daha kolaylaşacağı gibi, balıkların çıkış döneminde kuzuluklara daha kısa dönemde düşmeleri de sağlanabilecektir.
     3. Dalyanlarımızda güncel olan ve ıslahı gereken üçüncü konuda her yıl yeniden yapılması hatta bazı dalyanlarımızda yılda iki kez yapılması gereken kargı ile kuzuluk yapımıdır. Bu çalışmalar büyük masraf, emek ve zaman kaybına neden olmaktadır. Hatta bazı dalyanlarda kapatma sırasındaki dengesizlik ve hava değişikliği, balıkların bile kapılar kapanmadan kaçmasına da neden, olabilmektedir. Dalyanlarda kargı kullanı mı farklı olabil rnek te , bazı dalyanlarda bu ihtiyaç 30-50 bin adet kargı iken bazı dalyanlarımızda bu miktar 2-2.5 milyon adede kadar çıkabilmektedir. Bazı örgü hataları ise su akıntısına engel veya balık kaçımına da neden olabilmektedir. Bu nedenle özellikle uygun dalyanlarda her yıl bozulup yeniden yapılan kargı set ve kuzuluk yerine devamlı sabit ve portatif kuzuluk yapı rnına gitmek yararlı olacaktır. Bu amaçla iyi planlanmış betonarme ve madeni ızgaralı tesisler yapımı zorunlu görülmektedir.
     4. Dalyanlarımızda ele alınabilecek diğer bir konu ıtalya' da benzeri dalyanlarda uygulandığı gibi Valli yöntemlerine geçilmesı ve bu amaçla dalyanlarda kanallar açılarak balıkların dalyanlarda kışlatılmasını mümkün kılacak önlemler alınmasıdır. Özellikle sonbaharda balıkçıkışı esnasında kuzuluklarda ezilerek ölme durumunda kalan küçük levrek ve çipura yavrularının bir kış daha dalyanda kalmasını sağlayarak dalyanların ekonomisi büyük ölçüde arttırılabilir inancındayım. Kısa bir örnek olarak okulumuzun sahip olduğu dalyanı (SÜYO) ele alır isek geçen yıl 15 ton olarak kg.'ı 1000 1L.'ye pazarlanan 80-100 gr.'lık lidakiler 1 yıl barmdırılabilse ve kg. 'ı 10.000 tl. 'den daha fazla fiyatla pazarlanabilen çipura durumuna getirilebilir ise, miktar 2 katına çıkacağı gibi ekonomik girdi 20 katına çıkarılabilir. Hatta gamit kefal dediğimiz küçük kefaller içinde sonbaharda 'tanesi 80-100 gr. gelen ve gamit kefal fiyatı ile pazarlama zorunluğunda kalan küçük levrekler kışlatmaya alınıp gelecek yıl yetiştiriciliğe alınabilir ise doğal üretimden yetiştiriciliğe geçilmiş olacaktır. Ayrıca Ege dalyanlarında dil balığı açısından da potansiyelolduğu inancındayım. Bu amaçla, dalyanlar içerisinde, kontrollu kanal ve havuzlar oluşturulabilir ise, pekçok yetiştiricilik yöntemleri denenebilecektir. Tüm bu çalışmalar yanında dalyanlara doğadan yavru girme sağlama uğraşıları yanında daha ileriiii bölümlerde açıklanan yöntemlerle levrek, çipura ve dil gibi türlerin yavruları insan eli altında üretimi yapılarak dalyanların balık yavrusu ile stoklarırnası düşünülebileceği gibi kontrollu ve yem kullanımı ile besi çalışmalarına girişilir ise olumlu sonuçlara ulaşma ihtimali de yüksektir.
     5. Dalyanlarımızda günümüzde sadece balık üretimi söz konusudur. Halbuki sadece Fransa' dan getirdiğimiz Ostrea gigas türü istiridyeler ile dalyanda yaptığımız küçük bir çalışma ile bu canlının 8 ayda yenilebilir 6-8 cm. boy uzunluğuna eriştiğini saptadık. Yine akivades veya kum midyesi dediğimiz Tapes decussatus türü kabuklu canlının kültürünün de mümkün olduğunu saptadık. Bu ve benzeri kabuklu canlılardan istenilen miktarda yavru üretiminin üretimhanelerde teknik olarak yapılabildiğini de biliyoruz. ülkemiz halkı tarafından tüketilme alışkanlığı olmayan, fakat dış ülkelere pazarlama olanağı çok yüksek ve döviz ,getirici bu tür canlılar su içerisindeki planktonik canlılar ve rnikroskopik organik maddeleri tüketerek et üreten canlılar olduğu dile geti-
rilir ise ekonomik sonuçlarının çok daha yüksek olacağı kolayca anlaşılır. Bu ve benzeri çalışmalar açısından dalyanlarımızda çok büyük potansiyel bulunduğu 'ınancmdayım.
6. Sonuç olarak dalyanlarımızda doğal avcılıktan, yarı kontrollu ve kontrollu üretimlere geçerken, üretilen balıkların standardizasyonu, pazara sevki, soğuk hava depolarında muhafaza edilerek uygun fiyat koşullarında pazarlanması, ambalaj ve en önemlisi yukarıda beİirtilen yeni yöntemlere geçilmesinde görev alacak teknik elemanların eğitilmesi gibi sorunlar da ele alınması gereken konular olacaktır. Yine balıkçılığımız ile ilgili tüm sorunların çözümünde ana ve temel sorunolarak gördüğümüz gibi Türkiye Üniversitelerinin balıkçılığımız alanında yeni bir çığır olarak başlattıkları su ürünleri mühendislıği eğitiminin Devletin ilgili Bakanlığı olan Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı'nca desteklenmesi ve bu su ürünleri mühendislerine bakanlık bünyesinde görev verilerek en önemli unsur olan teknik personelin devlet önderliğinde çalışmaları mutlaka sağlanmalıdır.

 

      TÜRKİYE DALYANLARI

      Türkiye' de halen 25 dolayında çalışır durumda dalyan bulunmaktadır. Bu dalyanlarımızdan bir kısmı göl ile deniz arasındaki bağlantı veya kanal üzerinde kurulan ve kuzuluk tabir edilen tuzaklarda balık üretiminin yapıldığı yerlerdir. Buralarda daha çok göl ile deniz arasındaki balık göçlerinden yararlanılarak üretim yapılır. Genellikle derin olan göller ile denizler arası kurulan bu dalyanlarımızt burada açıklamakla beraber, yetiştiricilikte kullanılmaları konusunu bu yazımızın dışında tutacağız. Bu dalyaniara örnek olarak Bafa, Köyceğiz ve Büyükçekmece Göllerindeki üretimleri gösterebiliriz. Biraz sonra kısaca değineceğim gibi bu göller geniş alanları kapsamaktadır. Hernekadar bu göllerde de dalyan kurarak balık yakalanmakla beraber, ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği .gibi bazı yetiştiricilik yöntemleri düşünülebilir ise de; burada daha çok nehirlerin getirdiği alüvyonlu ve verimli topraklar ile dolmuş, deniz kıyısında oluşmuş genellikle sığ, lagüner dalyanlar üzerinde duracağız.
     Biraz sonra sunacağım Türkiye dalyanlarının sayısı üzerinde yaptığımız hesaplamaya göre halen balıkçılık çalışmaları devam eden dalyanlar ile Çalıburnu ve Çakalburnu gibi faaliyetlrine son verilen, fakat yeni çalışmalar' ile üretime alınabilecek 25 kadar dalyan olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca budalyanlar dışında yetiştirmede yararlanılabilecekpekçok azmak ve küçük lagün- bulunmaktadır. Bu dalyanlarımızın toplam alanı 35 bin hek, tardolayında ve üretimleri ise yıllara göre 1500-2000 ton arasında değişmektedir.
     Ülkemiz dalyanlarını güneyden başlayarak aşağıdaki gibi sıralayabiliriz; 

 .
     1. , Çamlık .(Yumurtalık) Dalyanı
     Adananın Yumurtalık İlçesinde bulunan bu dalyan Ceyhan Nehrinin getirdiği topraklar ile dolmuş bir alanda kuruludur. Yakında Haylazlı ve Ayvalık köyleri. vardır. Dalyan Haylazlı
köyüne 3 km, t lik stabilize bir yol ile bağlıdır. Yumurtalık ilçesine 15 km., Adana' iline 73 km.' dir. - Toplam alani 1300 hektar dolayında bulunan dalyanın başlıca türleri; kefaI, levrek, çipura' dır. Dalyanın en derin yeri 150-200 cm.dir, Dalyana herhangi bir tatlı su girişi yoktur. Dalyan kapıları' kargı ile kurulan ve kullanımı diğer dalyanlar gibi' primitif olan bir yerdir. Sosyal tesislerde çok yetersizdir. Bir kooperatif tarafından işletilen dalyanda, yıllık üretim 40-60 ton dolayındadır. Yıllara göre farketmek üzere 200-500 kg. arası balık hayyan da üretilmektedir.


     2. Yelkoma Dalyanı :
     Karataş İlçesi hudutları içerisinde olan bu dalyan ilçedeki Tuzla, Akçadeniz, Akyatan ye Hurmaboğazı Dalyanlarından en küçüğüdür. Ceyhan Nehrinin uzantısı durumunda olan bu dal-
yanda diğer birçok dalyan gibi çok primitif koşullarda çalışmaktadır. Başlıca avlanan türler; kefal, levr ek ye çipura'dır. Yıllık üret im 25-35 ton arasında değişmekte olup, yılda 250 kg. kadar balık havyan da üretilir. Genişliği 800 hektar dolayındadır.


     3. Hurmaboğazı Dalyanı :
    1100 hektar dolayında bulunan bu dalyan yol ve sosyal tesisler bakımından oldukça geri durumdadır. Yıllık üretim 40-50 ton dolayında olup aylanan balıklar; kefal, levrek, çipura ye az  miktarda yılan balığı ' dır. Ayrıca yılda 250-300 kg. kadar balık havyarı üretilmektedir. Oldukça iyi sayılabilecek düzeyde tatlı su girişi olmaktadır. Bu nedenle tatlı su girişi ye tuzlu su alımının kontrollu olarak ele alınıp ıslahı yapılabilecek bir dalyandır.


     4. Karataş-Akyatan Dalyanı :
     Karataş-Akyatan Dalyanı Adana ilibölgesinde Karataş sınırları içerisindedir. 6000 hektar olduğu belirtilen dalyanda gerçek su yüzeyinin 5000 hektar dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Dalyanın derinliği en çok 2.5 m., en az 0.5 m. dolayındadır. Dalyan deniz ile 2 km. uzunluk ye 150 m. genişlikte bir kanalla bağlanmaktadır. Adana'ya uzaklığı 55 km. olup, yol asfalttır. Dalyan Karataş' a ise 11 km. uzaklıkta stabilize bir yol ile bağlıdır. Sosyal tesisler oldukça iptidai ve bakımsızdır. Kuzuluklar kargıdan kurulmaktadır. Kuzuluklar haziran başında kurulup, şubat aylarında kaldırılmaktadır. 1984-1985 yılı üretimi 154 tondur (Ievrek 35, kefal 17, çipura 92,- yıları 8 ye diğerleri 1 ton).


     5. Tuzla (Akçadeniz) Dalyanı :
     Adana İli Karataş Ilçesi Tuzla Kasabası içerisinde bui unan bu dalyan 1200 hektar dolayındadır. Tuzluluk oranı %0 35' in ü7,~rinde olup yaz aylarında %0 40'a kadar yükselebilir. Hatta t.)"ı - yıllar dalyanboğazirıın kapanması sonucu tuzluluğun %0 60-70 .. yüksek oranlara çıkması sonucu balık ölümleri görülür. Dalyana  herhangi önemli bir tatlı su girişi de bulunmamaktadır, Bu dalyanda  avlanan turler diğer dalyanlarda olduğu gibi genellikle çi pura, kefal, levrek balıkları olup, üretim 30-50 ton .arasındadır. Ayrıca 300-500 kg. dolayında kefal havyan da üretilir. Sosyal yapı bakımından çok ilkeldir. - Hemen hemen hiçbir alt yapıya sahip değildir.


     6. Paradeniz - Akgöl Dalyanı :
     Göksu Nehrinin getirdiği tortuların denizi doldurması sonucu Silifkelde oluşan Akgöl ve Paradeniz göllerinden oluşur. Dalyanınderinliği ortalama 70-80 cm. arası, derin yerleri 1.80- 2.20 m. dolaylarındadır. Paradeniz 650 hektarlık, Akgöl ise 1420 hektar dolayında olup 2 gölün toplam su yüzeyi 2070 hektardır. Deniz ile bağlantı yı sağlayan kanal üzerinde kuzuluklar mevcuttur. Kuzuluk kurulan boğazın uzunluğu 300 m., eni 100 m., derinliği ise 0.75 mv' dir, Romalılar zamanında bile balık avcılığının yapıldığı saptanan bu dalyanda yıllık verim iki gölde 40-50 ton dolayındadır. Dalyanda -kefal, çipura, minakop, levrek ve lahoz gibi balıklar üretilmektedir. Ayrıca bol miktarda mavi yengeç bulunmaktadır. Tuzluluk Paradeniz'de %0 30, Akgöl'de ise D.S.I.'nin açtığı bir kanal vasıtası : ile tatlı su girdiğinde %0 10 dolayındadır. 'Fakat zaman zaman Akgöl'e su veren kanal suyu tarla sulamada kullanıldığı için durum değişebilmektedir. Bu dalyanlarda sosyal tesisler var olmakla beraber biriket, tahta ve sazdan yapılmış basit tesislerdir. Paradeniz'e her mevsim ulaşım mümkün olmakla beraber Akgöl'e kış aylarında ancak traktörle gidilebilmektedir.


     7. Beymelek :
     Bu dalyan Antalya İli, Kale İlçesi, Beymelek Köyü yakınında bulunmaktadır Akdeniz dalyanları içerisinde düzenli bir tatlısu kaynağına sahip olan, bu nedenle diğer dalyanlardan ayrı- lan 'bir yapıya sahiptir. Dalyanı devamlı olarak besleyen önemli
debide bir tatlısu kaynağı mevcuttur. DaIyanın deniz ile irtibatı 25-50 m. genişlik ve 1.5-2 m 3/sn. denize doğru bir su akıntısı mevcut bulunmaktadır. Kış aylarında oluşan güney rüzgarları ile bu boğaz bazan dolmakta ve insan gücü ile açımı oldukça güç olmaktadır. Dalyanın balık üretimi 20-25 ton dolayında olup, genelolarak kefal, çipura, levrek, yılan ve bir miktar mır mır avlanmaktadır. 50-100 kg. arası da havyar üretilmektedir.


     8. Gelemiş :
     Gelemiş gölü Eşen çayının denize döküldüğü yerin 5-6 km. doğusunda Gelemiş Dağının eteğinde meydana gelmiş bir lagün alanıdır. Eşen çayının getirdiği alüvyonyu topraklar ile körf ezin ön kısmının kapanması ile oluşmuştur. Göl bu kesinti ile deniz irtibatı kapanmış durumda ise de göle bol tatlısu geldiğinde deniz ile irtibat sağlanabilmekte böylece gölden denize bir su akıntısı oluşabilmekte ise de devamlı olmamaktadır. Göle gelen su daha çok kumdan denize sızmaktadır. Gölün kenarı sazlık ve kamışlıktır. Gölün orta yerleri derin olduğundan sığ lagünler sınıfına girmez. Yılan, sazan, kef al avı yapumaktadır.


     9. Köyceğiz Dalyanı :
Köyceğiz Dalyanı, Köyceğiz Göıü ile deniz arasındaki kanal üzerinde kurulmuştur, Genelde bu açıdan diğer dalyanlarımızdan ayrılır. Bu kanal 1.5-2 m. derinliktedir ve çoğunlukla gölden denize doğru bir akıntı mevcuttur. Bu akıntı nedeni ile göl ile deniz arası balık areketlerinden yararlanılarak balık avı yapılır.
     Köyceğiz Gölü 15 km. kadar genişlik, 6-8 km eninde ve 5500 hektar dolayındadır. Göloldukça derin, bazı yerlerde 25-30 m. i ye ulaştığı bildirilmektedir. Göle denizden pek su girmediğinden ve Köyceğiz Gölü, Namnam çayı, Kargıcık çayı, Yuvarlak çay ve diğer bazı su kaynakları ile beslendiğinden gölün suları tatlıdır. Fakat yaz aylarında göl alçalınca ve deniz yükselince bir miktar tuzlu su kanaldan ve alt akıntıdan girerek gölün suyunu bir miktar acılaştırır. Kanal yakın! alanda balık üretimi boldur ve sonbaharda balıklar denize göç ederler. Bol miktarda kefal, levrek avı olur.


     10. Güllük Dalyanı :
     Muğla Ilinde bulunan diğer dalyanlarımıza oranla nisbeten küçük ve 100 hektar kadar alanı kaplar. Dalyana açılan D.S.İ. kanalı sayesinde tatlısu almaktadır. Yıllık 20 ton kadar
üretimi mevcuttur. Diğer Ege ve Akdeniz dalyanlarında olduğu gibi üretilen balıklar kefal, levrek ve çipura  dır.


     11. Bafa Dalyanı:
     Bafa Dalyanı, Menderes Nehri ile Bafa Gölü arasında bulunan kanal üzerinde kurulmaktadır. Bu kanalın uzunluğu 3 km. dolayında olup, kuzuluklar tAenderes Nehrine 20 m. kadar uzaklığa kurulmuştur. Kuzuluklar sabit olup madenidir. Bafa Gölü'nün alanı 65.8 km2 'dir. En derin yeri 25 m. dolayındadır. Göl suyu %0 48 tuzludur. Gölün denizden yüksekliği 9-11 m.'dir. Gölde sazan, kefal, levrek ve yılan balığı avcı1ığı yapılır. Ayrıca çok mıktarda ulubat balığı bulunmakta olup, Iiyati oldukça düşük olduğundan avcıliğı aza.Imaktadır.

     Göl ile nehir arası kurulan balık avı diğer dalyanlarıımza benzemeyen ilginç bir yöntemle yapılır. Gölde su seviyesi azalınca yaz sonu ve sonbaharda kanal arası oluşturulan iki set arasın da Menderes Nehri 'nden tatlı su motopomplar ile basılır ve ters bir akıntı sağlanır. Bu su Baf a Gölü' ne verilince tatlı suya giren balıklar kuzuluğa girince veya kanal içinde ağ ile çevrilerek ya kalanırlar. Gölden Menderes' e su aktığı normal zamanlarda ise kaldırma ağ ile Topan Kefal avı da kanal içinde uygulanmaktadır.


     12. Akköy Dalyanı :
     Aydın İli, Söke İlçesinde Karina Dalyanı' na yakın Menderes Nehri' nin dolgusu ile oluşmuş olan bir dalyandır. 1200 hektar dolayında su yüzeyine sahip olup, yıllık üretim 40 ton do-
layındadır. Üretilen balıkları Karina Dalyanı'nda olduğu gibi çipura, kefal ve levrektir. Dalyana eskiden Menderes' ten tatlı su gelir iken son yıllarda akmarnakt a olup, dalyana tekrar Menderes Nehri 'nden tatlı su akıtmak için çalışmalar yapılmaktadır.


     13. Karina Dalyanı
      Aydın İli, Söke İlçesi sınırları içerisinde bulunan Karina Dalyanı Menderes Nehri 'nin doldurması sonucu oluşmuş bulunan bir dalyandır. 6000-8000 hektar dolayında olduğu belirtilir ise de gerçekte dalyan su yüzeyi 2500 hektar dolayındadır. Dalyanın maksimum derinliği 1.5 m. genelde 0.5-1 m. dolayındadır. Dalyan denizden toprak set (tonoz) ile ayrılmaktadır. Dalyan, denizle irtibatını sağlayan 7 adet boğaz var ise de zaman zaman bir kısmı dolarak Akdeniz ile irtibat 1-2 boğaza bağlı kalır. Esas kuzulukların bulunduğu boğaz denizden su girişinin en fazla olduğu boğaz olup batı kısmındadır. Dalyanda su sıcaklığı yazın en çok 28 - Kışın ise 8° olur. Tuzluluk en çok Ağustosta %0 39 sap- tanmıştır. Dalyandan avlanan başlıca balıklar kefal, çipura ve levrek türleridir. Yıllık üretim 100 ton dolayındadır. Ayrıca bir miktar havyar da üretilmektedir.


     14. Çakalburnu Dalyanı :
Çakalburnu Dalyanı 1500 dekar dolayında küçük bir dalyandır. Dalyanın etrafı doğal bi tonazIa çevrilidir. Genişliği 2.15 k m., uzunluğu ise 2.12 km. dolayındadır. Derinlik oldukça az
olup, 0.5-1 m. dolayındadır. Dalyana akan herhangi bir akarsu bulunmamaktadır. Sadece ilkbaharda yağmur suları ile beslenir. Dalyanda 3 adet boğaz mevcuttur. Bu boğazların genişlikleri 120- 40 ve 85 m. dolayında saptanmıştır. Boğazların en derin yeri LS m.'dir. Dalyan 8-10 yıldan beri kapatılmaktadır. Yıllık verimin S-1O ton dolayında olduğu bilinmekte ise de dalyanlık şansının ortadan kalktığı söylenebilir. İzmir Körfezi 'nde Çakalburnu Dalyanı kıyıları Akivades toplama alanı olarak değerli bir bölge kabul edilmektedir.

     15. Ragıppaşa Dalyanı :
     İzmir Körfezi içerisinde bulunan ülkemizde özel mülkiyetli bir dalyandır. 1500 hektar dolayında su yüzeyi mevcut ise de dalyanın önemli bir bölümü oldukça sığdır. Tamamıyla insan emeği ile gerçekleşti ri Imiş, 9 km. dolayında taş duvar örülmesi suretiyle oluşturulmuş ilginç bir dalyandır. Taş duvarlar yerine göre 1.5-2.5 m. yükseklikte ve genelde 1 m. genişliktedir. Esk den Gediz Nehri 'nin getirdiği alüvyonlu toprak ile doldurulmuş sığ deniz alanının çevrilmesi yoluyla oluşturulmuştur. Kapı ve kuzukuları betonarme ve madeni ızgaralı olarak yapılmıştır. Üretilen başlıca balıklar İzmir Körfezi' nin diğe r d alyanlarında olduğu gibi, levrek, lidaki, kefal ve yılan balığıdır. Yıllık üretim 25-50 ton arasında değişir. Az miktarda da topan kefal havyarı üretilir.  Faaliyeti halen durmuş olup dalyan duvarlarıda yıkılarak üretimine son verilmiştir


     16. Çalıbaşı Dalyanı :
     Çalıbaşı konum itibarı ile dalyan yapımına uygun bir alandır. Zaman zaman dalyan kurma teşebbüsleri olmuş ve dalyan olarak kullanılmıştır. 8000 dekarlık bir alan çevrilebilmektedir. Fakat kapatılan deniz kısımlarının oynak kum olması set yapımını zorlaştırmakta ve lodoslu havalarda basit yapılı olan setler yıkılabildiği için halen ullanılmamaktadır. Fakat alanın 1 m. dola- yında sığlıkta ve geniş) olması gerekli teknı k imkanlar sağlanabildiği taktirde her türlü üretim için yararlanılabilecek bir alandır. Kapatıldığı yıllarda 30-40 ton arası balık üretimi sağlandığı belirtilmektedir: Üretilen balıklar; kefal, •levrek, çipura (Iidaki ) ve yılan balığıdır. Ayrıca bu bölge İzmir Körfezi' nde olta ile balık avında canlı yem olarak kullanılan Mamun üretiminde önemli bir yer almaktadır.


     17. SÜYO Dalyanı :
     Eski adı Homa Dalyanı olan SUYO Dalyanı ızmir' e 5 km. uzaklıkta Menemen İlçesi sınırlarındadır. Esas dalyan ve küçük dalyan olmak üzere iki kısımdan oluşur. Toplam alanı 18.0()(J
dekar olan dalyanda halen balıkçılık yapılan kısım esas dalyan olup; 12.000 dekar su alanına sahiptir. Küçük dalyan ise 300:1 dekar olup, halen sığlaşma nedeni tle kullanılmamaktadır. Daly nın derinliği maksimum 1.5 m .. olup, çoğunluk 0.5-1 m. dolayın- dadır. Yıllık balık üretimi 30-60 ton arası değimektedir. 1986-87 yılında 65 ton olmuştur (35 ton lidaki, 15 ton yılan, 10 ton kefal ve 5 ton diğerleri). Islah edilebilecek önemli dalyan alanlarından biri olarak kabul edilebilir. Son olarak Ege Universitesi Su ürünleri Yüksekokulu 'na tahsis edilen dalyanın hukuki sorunlar çözülebildiği taktirde ülkemiz için örnek olabilecek bir dalyan haline getirmek  için projeleri hazırlanmış bulunmaktadır.

     18. Güney Marmara Kıyı Gölleri :
     Marmara Denizi' nin güneyi lagüner göller bakımından pek zengin değildir. Bunun d a nedeni- bu kıyılara lagüner göl oluşumu sağlayacak kuvvetli nehirlerin olmayışıdır. Her ne kadar Simav çayı, Gönen çayı gibi kuvvetli nehirler Marmara' ya dökülür ise de bu nehirlerin getirdikleri toprakları daha önce geçtikleri yerlere bıraktıklarından fazla bir dolgu maddesi taşımamaktadırlar. Bunlardan Simav çayının batısında Dalyan Gölü, doğusunda Arap Çiftliği Gölü oluşabilmiş olup, her ikiside küçük olmasına rağmen Dalyan Gölline zaman zaman kuzuluk kurulmakta ve balık u re t i mi avcılık yolu ile birlikte y arn lrnak t a dı r . Her iki göl Kocadere adı verilen kanal ile denize bağlanabilmektedir. Bandırma'nın batısında Gönen çayı a vazmda Tahir Gölü ve daha batıda Hoyrat Gölü de lagüner sınıfına giren küçük göllerdir.


     19. Meriç Ağzı (Dalyan ve Enez Göller) :
     Meriç Nehri 'nin dolgusu sonucu uluşan alanlarda bazı göller oluşmuş olup, bunlardan Gala Gölü, Dal van Gölü ve Enez Gölü dikkate alınabilecek göllerdir. Bunlardan t~ala Gölü deniz ve balığı boldur. Enez ve Dalyan Gölleri deniz ile irtibatlı olduğundan suları tuzlu ve lagüner karakterlidir. Enez Gölü' nde kurulu bulunan kooperatif balıkçılık çalışmalarını organize etmektedir. Eceabat' ta da dalyan kurumuna uygun küçük bir mahal bulunmakta ise de pek önemli değildir.

 

     20. Küçük ve Büyük Çekmece Gölleri
     Marmara Denizi kıyısında 14 km 2 'yi bulan göle Küçük Çekmece, bunun biraz daha küçük olanına ise Büyük Çekmece Gölü adı verilir. Köyceğiz ve Bafa gibi derin göller olduğun-
dan bu gölde kurulan dalyanları diğerlerinden ayırmak gerekir. Her iki gölde lagünerdir. Her iki göle dökülen çayların lagün ağzının dalgalarında etkisi ile kapanmasından oluşmuştur. Birer boğaz ile Marmaraya bağlı olduklarından göllerin suyu tuzlu olup, Marmara' da bulunan birçok balık bu gölde de mevcuttur ve mevsimlik balık hareketlerinden yararlanılarak kurulmuş olan dalyan kuzuluklarında balık üretimi yapılır.  Bu dalyanlarda çalışmalar durmuş bulunmaktadır


     21. Karadeniz Kıyısı Lagüner Gölleri :
Bafra Ovası Karadeniz sahillerinde balığı bol, lagüner  göllerin bulunduğu bir yöredir. Burada Kızılırmak Nehri' nin doldurması sonucu oluşmuş bir dizi lagüner göller mevcuttur. Bu göllerden en doğudakı Balık Gölü ismini alır, göl deniz boyunca uzarıı r, Kurnca Ağız (Kumcağız) Boğazı denilen bir kanal ile denize bağlıdır. Gölün batısını sazlık olup, küçük nehirler ile beslenen gölden denize devamlı bir akıntı mevcuttur. Göl derindir ve
balığı boldur. Bu bölgede. en bol balık avlanan bir göldür.
Kızılırmak ağzına doğru birkaç lagüner göl daha vardır. Bu göller Tuzla ve Liman gölleridir. Bu göllerde balıkçılık zayıftır. Kara Boğaz denilen göl ise Bafra Ovası 'nın batısında olup,
1500 hektar dolayındadır.


      Karadeniz sahillerinde lagün tipi göller, genelolarak azdır. Sadece Bafa ve Çarşamba ovalarında Kızılırmak ve Yeşilırmak deltalatmda bazı lagüner göller oluşmuş olmakla beraber
Ege ve Akdeniz'deki dalyanlar kadar fazla değildir. Karadeniz'de dağlar kıyıya paralel gittiğinden ve Karadeniz kıyıları derin olduğundan büyük lagünler oluşamamıştır







ARŞİVDEN ESKİ BAZI DALYAN RESİMLERİ VE KEFAL BALIĞINDAN HAVYAR ÇIKARILMASI