Site açılış tarihi: OCAK 2013
Geçen ayki Günlük ort. ziyaret: ..242 (Mart 2017)
Ay içinde en yüksek ziy sayısı: . .530
Geçen ayki ziyaretçi sayısı: . 9647
Toplam ziyaretçi sayısı: .238504

Özgeçmiş » Karacasu » Zurnacı Ali Efe (İkinci bölüm.)




 (.Kitap 2013 yılında yayınlanmış olup kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir )

        ZURNACI ALİ EFE   (İkinci bölüm)

        Yazan: Salih ALPBAZ

         Fikrim dünyada soygun soyup zengin olmak değil. Bir helal günü bekliyordum ve esasen dağa çıkmaklığımda gayri meşru bir servet toplamak emeli değildi. Ama kader beni efeliğe sevketmişti.
 
         Dağlarda  gezmeye devam ediyorduk. Bucak köyü Kışla deresine doğru yollanmıştık. Yörük Boz Oğlan'ın çadırının yan tarafından geçerken köpekleri sarmaya başlamıştı. Yörük köpekleri kovalaması lazım gelirken, daha da ileri giderek bize karşı silahla mukabele etti. Mavzerin sesini duyunca biz yörüğün evini çevirdik ve karşıdan bağırdık.
        “Ulen sen kim oluyorsun ve kime karşı silah kullanıyorsun? Ben Zurnacı Ali Efe”  diye bağırdım.
     “Efe kusura bakma, bilemedim, ben yanlış gözledim. Buyurun başım üzerinde yeriniz var.” dedi, fakat çok dik duruyordu.
     “Sana kim derler?” diye sordum.
     “Bana Bozoğlan derler.” dedi.
      Önümüzde büyük bir koyun sürüsü otluyordu.
       Sordum “Bu sürü senin mi?”
     “Bu ne olacak, daha yukarıda iki sürü daha var.” dedi
      Yörüğe baktım. Parasını saymayı unutmuş.
      Yanında iki tanede oğlan çocuğu vardı. Ben dedim ki
     “Bu oğlanların ikisi de senin mi?”
     “Evet benim” dedi
      Ben de “Ben bunlardan bir tanesini misafir götüreceğim.” dedim.
      “Onu Misafir edeceğim. İki bin altın lira gönderinceye kadar yanımda misafir kalacaktır.''
      ''Ben sizi nerede bulayım” dedi.
     “Biz sana adam göndeririz. O seni bizim yanımıza alır getirir” dedim.
      Oradan küçük oğlanı yanımıza alarak ayrıldık. Zeybek usulü esiri bağlı gezdirmek ayıptır ve fakat oğlanın gözüne baktım. Daima etrafı kolçaklıyor ve kaçmaya çalışacağı belli oluyordu. Çocuğun adı Mustafa idi.
     “Oğlum Mustafa görüyorum ki kaçmak istiyorsun, böyle düşünmekte de haklı olabilirsin. Ancak biz seni fidye alarak koyuvermeyi düşündüğümüze göre dokuz silahın altından kaçıp gitmezliğin imkansızdır. Seni bağlasam çok eziyet çekersin. Kaçarsan seni nasıl olsa arar bulurum. Bu sefer elimi kana bularsın. Kaçmayacağına söz veriyor musun?” dedim. Çocuk düşündü vaziyeti ciddi gördü.
     “Peki efe kaçmayacağıma söz veriyorum ve ondan sonra sağa sola da bakmam.” dedi.
     Sarayköy zenginlerinde Salih Efendi’de dört bin lira varmış, iki bin lirayı alıp gelerek parayı gönderdiğimiz kılavuzumuzla beraber getirdi. Parayı teslim etti, biz de çocuğu teslim ettik. Bu iş Tırkazlı köyünde Koca Bıyığın evinde yani değirmenin bitişik yerde olmuştu.
      Efelik adetleri olarak maiyette bulunan kızanların bütün yeme içmeleri, giyimleri, tütünleri ve verilen bahşişler hepsi efeye aittir. Kızan beş kuruş harcamaz. Biz ve diğer efeler bu konuya çok önem verirler.
     Aradan bir zaman geçti. Demirci Mehmet Efe Bozdoğan’ı basmıştı. Bunun arkasından ansızın kendi kasabası olan Karacasu’yu da yanında kızan olan Sökeli Ali’ye bastırtdı. Bunu benden intikam almak için yaptırmıştı. Halbuki kendisi de Karacasu'lulardan çok yardım görmüştü.
       Bende bir süre sonra Sökeli Ali, Karacasu’yu bastığı için Sökeli Ali’nin kayınpederi değirmenci ve hiristiyandan dönme Ali’yi değirmenin de kıstırarak öldürdüm.
      Ayrıca dönme Ali hiristiyanlıktan dönmüş bir Rum olmakla beraber  Türklere karşı kötü muamele yapıyor ve değirmene gelen asker ailelerinin ırzına geçtiğini aşağıda anlatacağım şekilde duymuştum ve çok kanıma dokunmuştu.
       Karacaviran köyünde Ahmetçe oğlu Hüseyin’in ailesi güzel bir kadındı ve bir gün Akyar değirmenine un öğütmeye gitmiş. Orada un öğütme nöbeti gelmiş ise de Dönme Ali mütemadiyen “Nöbetin gelmedi.” diyerek akşam oluncaya kadar gelini orada bekletmiş ve kimse kalmayınca kadının ununu değirmende öğütürken kadını yere vuruyor ve zorla ırzına geçiyor ve sabaha karşıda gelinin yükünü sarıp değirmenden uğurluyor. Gelin köye gelince yükünü evin önüne yıkıyor. Eşeğini evin önüne bağlıyor. Köyün meşhur eşrafı Derviş oğlu Molla Mustafanın evine varıyor. Başlıyor bağırıp çığırmaya.
Derviş Mustafa soruyor
“Niye bağırıyorsun?” diyor
O da diyor ki
“Dönme Ali zorla benim ırzıma geçti. Beni mahvetti” diyerek olayı anlatıyor.
Molla Mustafa Ayşe’ye,
“Sen bu işi bir yerde anlatma, kapak kaldırma Zurnacı Ali Efe gelince ben onun bitini baktırırım.” diyerek kadını teselli etmeye çalışıyor.
O gün akşamda ben tesadüfen Derviş Mustafa’nın Karacaviran’daki evine uğramış bulundum. Ben varınca Molla Mustafa ellerini havaya kaldırdı.
“Ne o dayı diye?” sordum.
“Allaha dua etsem hacet kapısı açıkmış. Demin seni aramıştım. Ahmet Ali Hüseyin’in ailesi Ayşe’yi Dönme Ali değirmende kirletmiş. Kadını çağır sor.” diyor.
Gelini çağırdım sordum.
Gelin bizim yanımıza gelmesi ile beraber çırpınıyor, feryat ve figan ediyordu.
“Kocam vatan uğrunda çalışırken dönme bir rum beni böyle değirmende mahvetti. Namusum gitti.” diye ağlıyordu.
Mola Mustafa’nın evinde yemek yemeden hiddetle kalktık,  doğru Akyar değirmenine geldik. Değirmen damında dönme Ali’yi hemen öldürerek cezasını verdik. Ölüsünü unluğa sokarak bıraktım gittim.
        Dönme Ali, şakilerden Sökeli Ali’nin karısı Fatma’nın babası ve Dönme Sökeli Ali’nin kayınpederi oluyordu. Bu nedenle Dönme Ali kimseden çekinmiyor ve korkmuyordu.
Kazamız Karacasu bölgenin merkezi olduğu için halka aşar vergisini kazada bulunan görevli memurlar yapardı. Öşür vergisi için bir Rum tahsildar göndermişler. Benim hakkımda sağda solda konuşur ve herkese aklına gelen aşar vergisi yazarmış.
Birisi bana geldi ve şikayetini anlattı
“Bu Rum göreve geldiğinden beri bağlarda üzüm olmadığı halde istediği gibi yazıp gidiyor, hiç bir kimse de bir şey diyemiyor.” dedi
Ben oradan yollandım. Rum’a birileri zeybekler geliyor diye söylemişler. Bunu duyan Rum kaçmış diye haber getirdiler. Sordum soruşturdum ve Rum’u bir sokakta kıstırdım ve ifadesini alarak orada cezasını verdim.
Zaman geldi, 1334 senesi şubat ayı yirmi yedisinde hükümet mütareke ilan etti. Zeybekler de her taraftan dağdan inmeye başlamışlardı. Demirci Mehmet Efe de efesi Keleş’le birlikte Ödemiş’te yüzeye inmiş ve teslim olmuştu.
 
Karacasu ağaları, bütün zeybekler Karacasu’dan olduğu halde herkesin başka başka yerlerde yüzeye inmiş olduğundan yakınmışlar ve bana haber göndermişlerdi. Karacasu kazasında yüzeye inmemi istiyorlardı .
 
Bana bu haberi getiren kızanımla bana iletilen bu isteği kıramadım ve Karacasu’ya indim. Karacasu da Han arkası denilen yerde binlerce insan toplanmıştı. Zorla yürüyordum. Doğruca kazada kaymakam Hikmet'in dairesine gittik.
Konuşurken;
“Efe” dedi ve devam etti.
“Silahlarını hükümete teslim etseniz de köyde işlerinizle alakadar olsanız.” diye konuşmaya başlamıştı.
 Maksadını sezmiştim. Beni silahtan tecrit ederek öldürmeyi düşünüyordu. Derhal kaymakamı silah altına alarak hükümetten ayrıldım. Karşıdan bizi rastgelen şube reisi Yakup Bey;
 “Hikmet kazdığın kuyuya düştün mü?” diye hitap edince olayda ne kadar haklı olduğumu anlamıştım. Mezarlık yanına gelince memleketin en ileri eşrafından Alabaz Salih arkamdan yetişti.
 “Efe bu muzibi öldürürsün kazamızın şerefi kırılacak, beni seviyorsun ve kazamızı seviyorsun. Bu muzibi azad et.” dedi.
Biz de Alabaz Salih’in hiçbir lafını kıramazdık. Alabaz’ın hatırı için kaymakam Hikmet’i bırakarak Karacaviran köyüne doğru yollanmıştım. Üç gün sonra da Karacasu’lular kaymakam Hikmet’i memleketlerinden uzaklaştırmışlardı.
Sökeli Ali kayınpederini öldürdüğümü duyunca bana yeniden mektup göndermişti. Mektubunda “Sen benim kayınpederimi öldürmüşsün. Ben de hem seni öldüreceğim ve hem de karılarını alacağım.” diye yazıyordu.
Ben hemen mektubu ters geri çevirerek “Sökeli çık Karacaviran dağına. Seninle bir çarpışalım. Halep uzak ise arşın yakın. Bakalım sen mi benim karıyı alırsın yoksa ben mi senin canını ve karını alırım.” diye cevap vermiştim ve aynı zamanda Yenice’yi basarak Sökeli Aliyi öldürmeyi tasarlamıştım.
O sırada Demirci Mehmet Efe Pirlebey köyünde oturmakta idi. Hadiseyi öğrenmiş ve Yenice’yi basacağımı öğrendiği için hemen gelerek Sökeliyi Yenice’den alıp Pirlibey’e götürmüş.
Bu sırada Yunan İzmir’i işgal etmiş ve memleketin dört bir tarafına dağılmaya başlamıştı ve hatta Nazilli’ye doğru da gelmeye başlamıştı. Düşünüyordum. Mutlak olarak cephede vazife almak lazım idi. Vefakat kendisini terk ettiğim için halen bana kırgın olan Demirci Mehmet Efe ile onun baş kızanı ve benim yukarıda anlattığım hal dolayısıyla can düşmanım olan Sökeli’nin birleşerek beni kancıklama ihtimalleri olduğundan ve Demirci böyle bir sürü arkadaşını da temizlemiş olduğundan bunlarla beraber çalışmak için teklif yapamıyordum. Bu sıralarda Demirci Mehmet efe Pirlebey de, Nazillili Yörük Ali Efe de Aydın köprüsünde ve Yeni Pazar civarından işgal kuvvetlerine karşı baş kaldırmışlar. Her iki Efe dağda bulunan zeybeklerin kendilerine ilhakını istiyorlardı ve bu konuda bütün efelere haber gönderiyorlardı. Bir taraftan Yörük Ali’den haber gelmiş ve bir taraftan Demirci Mehmet Efe Pirebeyli Mehmet beyle, Çerkez Yusuf Ağa’yı Karacaviran’a, benim de onlara katılmam konusunda haber göndermiş bulunuyordu.
Kendilerine sordum
“Kendiniz mi geldiniz yoksa Demirci Mehmet Efe mi gönderdi?”
“Demirci Mehmet Efe gönderdi.” dediler.
 Ben de;
“Onu terk ettiğim için bana kırgınlığı geçmiş mi?” diye sormuştum
 Ayrıca bir süre önce yanında bulunan Sökeli, kayınpederi Dönme Ali’yi öldürdüğüm için yeniden bana mektup yazmış ve mektupta bana tecavüz edeceğini bildiren bir yazı göndermişti. Kendisine aynı şeyleri ben kendisine yapacağımı bildirerek ve lazım gelen cevabı vererek haber göndermiştim. Bu cevaplarımdan dolayı kızgınlığı olduğunu bildiğim için gelen aracılara bu olayları anlattım.
“Kırgınlıklarının geçtiğine nasıl inanacağım. Bunlara inanabilir miyim?” dedim
Onlar da “Şimdi kırgınlık ve ikilik zamanı değil. Evvela düşmanı kovalayalım ondan sonra kim kimi vurursa helal olsun.” dediler. Bende aynı fikirde olduğumu söyledim ancak bir kancıklığa da kurban gitmek istemem. Vatanım için canım kanım helal olsun. Zaten ben dağlara bu yabacı hiristiyanlar için düştüm onlardan alınacak intikamım var.
 
Gelenlerin açıklamaları ile ikna olmuştum. Bunun üzerine Karacasu mıntıkasından iki yüz otuz kişi topladım. Karacasu şubesine adlarını yazdırarak kendilerini de miladı dolmuş toplayabildiğim silahla silahlandırarak köşk cephesine hareket ettim.
 
Mili mücadeleyi iştirak
 
Ben köşk cephesine inince Demirci Mehmet Efe Sökeli Ali’yi oradan köyüne göndermişti. Refet Paşa, Belevi’nin önünde şehit olan Nazım Bey, topçu kumandanı Binbaşı Şefik Bey, jandarma alay komutanı Nur Yamık olduğu halde Demirci’nin yanına girdik. Sökeli Ali’den hiç laf açılmıyor ve bütün konuşmalar memleketin müdafaası için konuşuluyordu. Demirci beni iyi karşılamıştı. Kendisi terk ettiğim hakkında da hiçbir şey hatırlamak istemiyordu.
O gün hemen Yunanlılara karşı taarruza giriştik. İki defa Aydın’ı aldık, iki defa da düşman bizden Aydın’ı geri almıştı. Umurlu’da, bizim müfrezemiz ile Aydın köprüsünde Yörük Ali ile cephe tutmuş ve düşmanla mütemadiyen savaş yapıyorduk. Karakolları basıyor ele geçirdiğimiz silahla silahlamaya çalışıyorduk. Bu sıralarda Gazi Kemal Paşa Samsun’a çıkmış ve Sivas kongresini yapmış bulunuyordu.
 
İstanbul’dan İngilizlerle padişah taraftarları 1900 Çerkez’i silahlandırıp Gebze boğazından karaya çıkartarak Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmek istemişlerdi. Ankara’dan gelen telgraf ile Ege bölgesi milli kuvvetlerinden kuvvet istenilmişti. Dokuzun Mehmet Efe, Ödemişli Puslu Efe, Mestan Efe , ben Zurnacı Ali Efe çetelerimiz ile birlikte ve Refet Paşa başta, yanımızda fırka komutanı Nazım bey olduğu halde ve Arap yüzbaşı da yanımızda olarak Bolu taraflarına ulaşmak üzere harekete geçtik. Çivril’den Uşak’a geçtik ve Uşak’tan trene bindik, Afyon’a ulaştık. Afyon’da İsmet İnönü ile karşılaştık. “Türkiye sizden imdat bekliyor kendinizi gösterin” diyordu.
Eskişehir’de Mahlaç istasyonundan çıkarak o gece Mahlaç’ta yattık. Sabahleyin oradan kalkarak Demirhan Nallıhan ve Sakarya Çallarından geçtik. Müdürün kazasında isyancılar kazayı teslim almak üzere müsademe ediyorlarmış. Müsademeye iştirak ettik. Yarım saat dayanamadılar. Arkalarına düştük onlar yayan biz atlı Köroğlu Bolu belinden aşırdık. O akşam Bolu belinde yattık. Sabahleyin Bolu’yu çevirdik. Kuvvetimiz beş yüz kişiydi. Kemal Paşa tarafından gönderilen yüz kişilik kuvvet Bolu’ya gelmiş ve Bolu ahalisi bu gelen kuvveti mektebte misafir etmek için yatırmışlar ve Çerkez Anzahura haber vermişler ve Anzahur da, bu yüz kişiyi mektepte teslim alıyor ve sonra bunların yüzünü de şehit edirek öldürüyor.
Bolu bize teslim oldu içeriye girdik, mektepteki hadiseyi görünce ve hele 100 ölüyü seyredince Bolu ahalisinin hepsini öldürmeye karar verdik. Refet Paşa bizi orada bir nasihat verdi. Bizi bu kararımızdan caydırdı. Bunun üzerine burada yatmayız dedik. Düzce’ye yollandık.
Düzce ovasına girmiştik. Sağdan soldan Çerkezlerin taarruzu başladı. O zaman Çerkez Ethem Kuvayi Milliye tarafında idi. Ethem arkadan geliyor ve bizde önden Aznavur kuvvetlerini Düzce’nin dağlarında kıstırmıştık. Kıyasıya bir vuruşmadan sonra Aznavur kuvvetlerinden kaçabilenler kaçtı. Kaçamayanlar ise imha edildi.
Aznavurun oğlu nu ben Zurnacı efe olarak bizzat vurdum vefakat  Aznavur Ahmet bir yolunu bulup  kaçmıştı. Mudurnu harbine girince Dokuzun Mehmet ile Poslu Mestan Efe’yi iki cephe verilmiş, bana da ihtiyat kuvvet olarak iki yüz elli kişiyle bekleyeceksin denilmişti.
Yanımızda olan Refet Paşa dürbünle etrafı seyrediyor ve harekatı takip ediyordu. Bende ayrı bir dürbünle bakıyordum. İsyancılar cephenin sol kanadında bulunan Poslu Mestan Efe’yi on dakika içerisinde isyancılar bozdular ve Poslu Mestan da geriye ricata başlamıştı. Orada bir hata ettim. Poslunun kaçtığını görünce milli hissiyatım kabarmış ve Türk geriye kaçmaz diyerek Refet Paşanın emrini ve müsaadesini almadan Poslu’nun bozulduğu cepheye arkadaşlarla beraber hücum ettik. Tepeden isyancıların üzerine çullanınca isyancılar bize yaylım ateşi açtılar. Bizde hayvanların üzerinden ateş ederek yıldırım gibi üzerlerine hücum ettik. Bizim bu savletimiz (şiddetli hücum) karşısında tutunamadılar ve kaçmaya başladırlar. Düz ovada Çerkez avı başlamıştı. Önümüzden kaçan Çerkez kuvvetleri mütemadiyen kurşunlanıyordu. Onları ovaya serdikten sonra hayvanlardan indik. Ve ondan sonrada geriye dönmeyerek taarruzumuza devam sureti ile hayata devam ediyorduk.
         Akşam namazında köyün birisinde kaldık köylerde hiçbir insan yoktu. Gece isyancılar bizi orada çevirmişler. Sabahleyin kalktık ileri yürüyüş yapacaktık. Şiddetli bir yaylım ateşiyle karşılandık. Olduğumuz arazi dalgalı idi. Hayvanlardan inerek müsademeye başladık. Müsademe başlayınca yanımda bulunan mülazım Münşi Efendi makinalıyı kurmuştu. Çerkezler taarruza kalktılar. Makinalı tarayınca bunlar geriye püskürdüler. Ağır bir müsademe başladı. Tam ikindi vakti oldu ki kursağım daraldı. Bilmediğim yerde, bilmediğim bir arazide olduğumdan içimde tarifsiz bir sıkıntı başlamıştı. Kızanların içinde Çanakkale harbine girip çıkmış dört çavuş vardı. “Çavuşlar, akşam oluyor bunlar gece bize hücum edecekler, şayet bozulursak nereye gider ve nereye gidebiliriz?” dedim.
      “Cepheyi yararız.” dediler. “On etlik fedai bırakırız. Daha biraz geri de on kişi daha bırakırız sonra söker gideriz.” dediler. “Madem ki böyle bir fikriniz var, bu on kişinin başına birer çavuş kalmanız lazım geliyor.” dedim. “İçinizden ikisinin burada kalması lazım.” dedim. Çavuşlar bir şey söylemeyerek yere baktılar. Refet Paşa Mudurnu’ya girmiş, bana emirsiz gitti diye kızdığından beni aramamış ve yardımda göndermemiş ve fakat öğleyin oradan çıkarak batıya doğru harekete başlamış.
Ben de bu sırada geldiğimiz yere doğru dürbünle bakıyor. Bir yardımın gelip gelmeyeceğini hesaplamaya çalışıyordum. Baktım ki uzak batıdan bir toz kalkıyor. İyice dikkat ederken Refet Paşa’nın gelmekte olduğunu keşfettim. Refet Paşa bize yanaşırken kuvvetlerini avcı hattına dağıttı. Müsademe devam ediyordu. Taze kuvvet aldığımızı görünce Çerkezler bozularak kaçmaya başladılar. Müsademe hafiflemişti. Biz de makinelileri katırlara yüklemeye çalışırken, saklı kalan üç beş Çerkez makinalı tüfek zabitana ateş açtılar. Hayvan vuruldu. Zabite bir şey olmamıştı. Kuvvetler kaçan Çerkezleri kovalamaya başlamışlardı. Ben de makineli zabitle aşağa yola doğru indiğimde Refet Paşa karşıma çıkageldi. Kazan geçmiş olsun dedi. Ben de seslenmedim hayvanın başını tuttu. Bana Nazilli’den ayrılırken Demirci Mehmet Efe tembih etmiş demiş ki “Zurnacı biraz sinirlidir, mümkün mertebe bunu idare et” demiş. Ben de ondan emirsiz taarruza kalkınca o da bana kızmış.
            Ben tabiatıyla bu kadar canımı dişime takarak Çerkez öldürmek için fedakarlık yaparken Refet Paşa’nın beni takdir etmemesini haksız bulmuştum. Düzce’den geriye geldik. Bolu’ya geldik. Orada Yata’dan döndük. Çerkez’e geldik. Orada Kel Sait namında meşhur bir Çerkez eşkıyasıyla karşı karşıya geldik. Onu orada çevirdik teslim oldular. Burada Arap yüzbaşı Nuri Bey kendi eliyle birer birer on kadarını astı. Mütebakisini kurşuna dizdi.
Gerede’yi geçtik. Gerede’de bir daha çarpıştık. Oradan Çerkezlerin yarısı Zonguldak’a Fransızların içine kaçtılar. Refet Paşa ;
“Fransızların içine gideceğiz ve bu kaçan Çerkezleri teslim alacağız” dedi.
Biz
-Fransızların içine gitmeyiz ve onlar ayrı bir devlettir biz onların ordularıyla şimdilik harp edemeyiz.
 Dedik ve oradan Yozgat Çapanoğlu’na ve asi Yozgat’tan Ankara’ya geldik. Kahraman gazi Kemal Paşa hazretleri bizleri üç gün misafir alıkoydu. Üç günden sonra bizi uğurladı. O günü asla unutamam. Mahalli açıdan bölgemizde ilk silah Ödemiş ovasından Gökçen Efe tarafından patlatılmıştı ve kendisiyle Çamlıcalı Hüseyin Efe de beraber idi. Yanık Halil İbrahim Ödemiş’te yüzeye indiği zaman Aydın’a gelmekteydi. Yanında Mehmet Emin Ağa namında büyük bir zat vardı. Kendisi Çakıcının yatağıydı. Yolda Beydağ’a gelirken Koca Mustafa tarafından pusuda öldürülmüştü.
 
Gazi bizi bizzat uğurlamıştı. Yaptığımız hizmetlerden dolayı teşekkür etmiş ve daha faydalı hizmetler beklediğini beyan eylemişti. Refet Paşa Ankara’da kalmıştı. Evvelce de fırka kumandanı olan Nazım Bey de Bolu’da kalmıştı. Çok fedakar olan bu zat İnönü savaşlarında fırka kumandanı olarak şehit olmuştu. Allah rahmet eylesin.
Trenle Alaşehir’e kadar gelmiştik. Orada vagonları tahliye ederek Alaşehir yönünde Buldan tariki ile Sarayköy’e geldik. Demirci Mehmet Efe daha evvel Sarayköy’de tren hazırlattığı için trene binerek tekrar Köşk cephesine gelmiştik. Demirci Mehmet Efe Nazilli istasyonunda yanında arkadaşları olduğu halde bizi karşılamıştı.
Biz de bölgesel savaşlara hemen katılmıştık. Müsademeler her gün mütemadiyen devam ediyordu. Kah biz geriye çekiliyor, diğer bir musademede ise Yunanlılar geriye çekiliyordu. Yalnız Yunan ordusu top ve makineli tüfek ve uçak gibi birçok silah ile mücehhez  (Donatılmış) olduğu gibi bu malzemelerde kendilerinde bol miktarda bulunuyordu.
            Biz ise kurşunları hesaplayarak atmak zorunda idik. Elimizde eski Türk ordusundan kalmış birbirine uymayan bir sürü eski silahlar vardı. İman ve cesaretimizden başka bir şeyimiz yoktu. Yılmıyorduk. Vatan aşkı hepimizin kalbini doldurmuştu. Şehitler gaziler birbirini kovalıyor, milli heyecan tamamen yükselmiş bulunuyordu. Bulunduğumuz muhitte asayiş tamamen tesis edilmişti. Hiçbir adi vukuat yoktu.
Hatta bu bapta (Konuda) Isparta seyahati dönüşünde Demirci Mehmet Efe’ye bir telgraf gönderilmiş. Bu telgrafta “Efe, cephenin çarşaf ihtiyaç varsa üç beş bin tane gönderelim” denilmişti. Efe bu telgarafı alınca şaşırmıştı. Bir şey sezinlemişti. Isparta’ya giden bütün herkes derhal toplansın, dedi. Kızanlar toplanılmıştı ve derhal bu kızanların etrafı çevrilmişti. Efe derhal bunların üzerini yoklayın demişti ki bir–iki kızanın üzerinden, bellerine dolanmış ikişer yatak ve yorgan çarşafı çıkmıştı. Bunların birisini Demirci tabancasını çekerek hemen öldürmüştü. Birisini de Zurnacı Ali Efeyle, Dualarlı Molla Mehmet beraber arıyorduk ve üzerine çarşaf bulmuştuk. Bunların yaptıkları çok çirkin bir hadise idi ve fakat bu küçük çürüm için Demirci’nin infaz ettiği bir ölüm kafi dedik. Ve onu af etmiştik. Çünkü kızana ihtiyacımız vardı. Bunu söylemekten maksadım en küçük cürümler bile af edilmiyor, hemen tecziyesi yapılıyordu. Hırsızı, adiyi koyacak hapishanemiz yoktu. Bu ara düşman hücumları sıklaşmaya, bizim takatimiz üzerinde taarruzlar yapmaya başlamıştı. Elimizdeki azami kuvvet iki bin beş yüz kişiydi. Umum cephe kumandanı Demirci Mehmet Efe’ydi.
 
Bu kuvvetin bin beş yüz kişisi bizzat köşk cephesinde vuruşuyor, yedi yüz elli kişisi sıra ile Nazilli’de ihtiyata çekiliyor. İki yüz elli kişisi de umumi asayişi koruyordu. Karşımızda ise Yunanlıların alaydan mürekkep bir fırka muadilli piyadesi ve bir süvari alayı yedi sekiz adet teyyaresi ve ağır topları ve makineli tüfekleri vardı.
Bir buçuk sene bu kanlı boğuşma devam etti. Yunan kuvvetlerini Yörük Ali de Çine’de kurduğu karargah ile Menderes’in güney sahillerini korumaya çalışıyor ve ara sıra Aydın illerine kadar sokularak düşmana zayiat verdirmeye çalışıyordu.
 
Yanında tahminen beş yüz kişi kadar bir kuvvet vardı ve onun yanında da Yağcılarlı Kıllı Hüseyin, Hacı Emmi lakabı ile meşhur Emmisi gibi Alayalı Molla Ahmet kızanlarından iki kişi vardı. Bu yerlerde asayişi bizim taraftaki kadar muhafaza edemiyorlardı. Hatta kızanları Çine kaymakamını Kıllının Hüseyin topuğundan vurmuştu. Bu hadiseyi Yörük Ali kızanlarında birisi yapmıştı ama bu işe de karışmıyor gibiydi. Bu olaydan sonra Kıllının Hüseyin dağa fırlamıştı. Halbuki bu günlerde milli mücadelede bütün Türklerin bir arada yumruğunu yerine koyması lazım geliyordu. Demirci Mehmet Efe bu hal üzerine Yörük Ali’ye mektup yazmış olmakla beraber Yörük Ali’nin hadisede tarafsız görünmesi üzerine Arap yüzbaşı Nuri Bey Demirci Mehmet Efe tarafından dağdaki Kıllı Hüseyinin yanına gönderilmiş ve tekrar dağdan yüzeye inerse ve milli mücadeleye katılmak şartıyla kendisinin hükümete teslim edilmeyeceği de vaat etmişti. Nuri bey kıllı oğlunun yanına gitti. Ve tekrar Kıllı oğlunu yüzeye indirmiş ve dağlar bu beladan kurtulmuştu.
 
Nazilli cephesi şu şekilde tesis edilmişti. İkiyüz elli kişiyle zurnacı Ali efe, yüz kişi ile Sökeli Ali, altmış kişi ile Poslu Mestan Dokuzun elli kişi , Tavaslı köpekiçinin Nuri emrinde ikiyiz kişi, Demirci Mehmet Efe’nin bizzat emrinde bin kişi efe vardı. Ayrıca topçu kumandanı albay Şefik Bey emrinde muvazzaf asker olarak sekiz yüz elli kişi kadar olmak üzere iki bin beş yüz kişi vardı. Her efe kendi kurallarıyla harbe bizzat giriyor muvazzaf askerlere efeler ve efeler de askeri amirlere karışmıyordu. Yalnız iaşe meselesi efeler tarafından ifa ediliyordu.
Bir divanı harp kurulmuştu. Yeniceden Çakır Ahmet kuyucuktan Koca Ömer, Hacı Ali ve bir de yanlarında bir kızan bulunarak üçlü bir divan harp kuruldu. Bu divanı harbe miralay Şefik bey ve Refet Paşa fahri aza olarak girebiliyorlardı.
Demircinin askeri şurası da şu şekilde kurulmuştu. Büyük askeri müşavir Refet Paşa ve binbaşı Şefik Bey ve binbaşı Nazım Bey’den müteşekkir olarak üzere bir askeri şura, Zurnacı Ali Efe, Sökeli Ali, Poslu Mestan, Köpekçi Nuri, Dokuzun Mehmet ve kardeşi Hasan Hüseyin ve Çallı Hancılar köyünden Kör Mehmet, Ispartalı Kel Mahmut, Alakurtlu Dede ile Demircinin kendisi efeler meclisi olarak kullanılıyordu.
      Bu suretle cephe kumandanlığı yapan Demirci’nin hükmü Aydın Umurlu’dan Konya’ya kadar uzanıyor ve Yörük Ali’nin emir kumandası ise Çine ile Yenipazar’a inhisar ediyordu.
 
        Bir gün Demirci bizleri çağırdı. Toplanmıştık. Demirci söze başlayarak, yeni aldığı haberlere göre düşmanın İzmir tarafından kuvvetli takviyeler aldığını ve pek yakında umumi bir taarruza geçme ihtimali bulunduğunu ve bu kuvvet karşısında durmamız mümkün olmamakla beraber cepheyi bozgun halinde değil muntazam olarak geriye çekilmek sureti ile boşaltmamız icap edeceğini söylemişti.
       Nazilli de az bir miktar ihtiyat bırakılarak cepheye çekilmiş ve Yunan’ın umumi taarruzu beklenilmeye başlanılmıştı. Her ne kadar elimizde on buçuk top varsa da yirmişer kadar mermisi vardı.
       1336 (1918-19 yılları) senesi haziran aylarıydı. Hava çok sıcak ve herkes bu beklemekten usanmış bir durumda idi. Ne olacaksa olmalı idi. Cephenin ilk hatlarında Poslu Mestan bulunuyordu. Düşman top ateşi bütün şiddeti ile başlamıştı, göz gözü görmüyordu. Bu arada Yörük Ali’ye gönderilen habere rağmen bu cepheden bir türlü haber gelmiyordu.
       Poslu Mestan beklemekten usanarak siperlerden dışarıya fırlamıştı. Esasen hazır ve topçu ateşinin himayesinde ilerleyen bir fırka Yunan askeri bunu fırsat bilerek mukabil taarruza geçmiş ve Poslu yanında bulunan altmış kızanıyla aslanlar gibi çarpışarak şehit düşmüştü. Poslu Mestan’ın şehit düşmesiyle ilk hatlar Yunan eline geçmiş ve bu hali gören Köpekçi Nuri, Kör Mehmet, Ispartalı Kel Mahmut, Kurtlu Dede kuvvetleri de yavaş yavaş geriye çekilmeye başlamışlardı.
        Düşman kuvvetleri dalgalar halinde hücuma ve ilerlemeye devam ediyor ve cephenin kuzey kanatlarından da düşman süvarileri bütün hızlarıyla cepheyi çevirmeye çalışıyorlardı. Bozulmuştuk. Harp meclisini aldığı karar üzerine yavaş yavaş küçük kuvvetler bırakarak geri çekiliyorduk. Düşman bu kırk kilometrelik mesafeyi ancak on gün de kat ederek Nazilli’ye girmişti.
Biz milis kuvvetlerimizde hiçbir şey bırakmayarak Sarayköy cephesine yerleşmiş ve hükümetin bütün nüfus, tapu ve askeri kayıtları dahi nakledilmişti. Yerli Rumlarda tamamen Eğirdir’e doğru tehcir edilmişti.
 Bu sırada Dönmenin Kamil Karacasu’ya, Habibin Ali Bozdoğan’a, Köpekçi Nuri Tavas’a, Kel Mahmut Isparta’ya ve Sökeli Ali Denizli’ye gönderilmişti. Bunlar bu sıra Jandarma komutanı yetkisi ile asayişi sağlayacaklardı.
Demirci Mehmet Efe ile Zurnacı Ali Efe merkez cephede kalmışlardı. Ellerinde de bin beş yüz kişilik bir kuvvet mevcut idi. Sökeli Ali’nin vazifesi Denizli’de bulunan Rumları Eğridir’e sevk etmekti. Bu arada bir kısım Denizli’linin, Denizli   halkının Yunan kuvvetlerine teslim olacaklarını bildiren  bir evrakı Yunan komutanlığına gönderdikleri öğrenilmişti.   Sökeli efe bu evrak konusunu da tahkik edecek idi.
Bu evrakı  Kadiköylü Mehmet Efendi götürürken yolda yakalandığını duymuştuk. Bu kişi aynı zamanda Belediye katibi idi. Söz konusu evrakında üzerinden  çıktığı bildirilmişti. Bunun üzerine Denizli halkının ve Kadıköy Nahiyesinin bu kötü fikirlerinin tahkik edilmesini Sökeli Ali’den istedik. Sökeli Ali Rumları Eğirdir’e gönderdikten sonra Denizli eşrafını bir yere toplamış ve ne için bu evrakı Denizli halkı namına imzaladınızda Mehmet Efendi ile gönderdiniz diye sormuş. O sırada Denizli’de jandarma kumandanı Sökeli’yi kıstırarak silahlarınızı teslim edin, kötü bir şey varsa hükümete haber ediniz diyerek bunların silahlarını toplamış ve kendisini serbest bırakmış ve herhangi bir şikayetleri halinde kendilerini vurdurmak üzere de tertibat almak üzere milis kuvvetleriyle tertip alınmış. Sökeli Ali’nin yanında kırk kişi vardı ve kızanlar da silahtan tecrit edilmişti. Bunların içinde Tıkalaç namı diğer Koca Mustafa tabir edilen Ödemişli vaktiyle yanık Halil İbrahim vuran, bir fırsatını bularak kaçmış ve doğru soluğu Sarayköy’de almıştı.
      Hadiseyi bizlere olduğu gibi anlattı.
       Demirci Efe’yle sorduk
      “Koca Mustafa ne oldu anlat hayır ola.”
      “Sökelinin anasının ..... oldu” diye bir küfür savurdu.      Sökeli bu arada silahı da olmadığı için yolu bekleyen bir tabak tarafından öldürülüyor.
      Hepimiz olaya çok kızmıştık
      Demirci bana
    ‘Zurnacı Ali sen cepheye mukayyet ol” diyerek yanına aldığı yüz kişi ile ile trene binerek Denizliye hareket eyledi. Yanına iki top ve birde makinalı tüfek almıştı.
         Goncalı’dan Denizli’ye hat ayrılınca üstünde düz bir mevki var. Oraya varınca treni durduruyor ve topu kurdurarak Denizli’yi abluka altına aldırıyor. Bu sırada da Demirci de istasyona doğru yanındaki kalan kızanlarla ilerliyor, vali ile jandarma alay komutanı ile bir araya gelince
- Arkadaşım Sökeli Ali’yi öldürdünüz. Yunan Kostantine evrak yaparak buyurun edersiniz. Müslüman dini bunu kabul eder mi?’
 Vali
- Millet umumisinin çoğu böyle yapalım dedi. Ben halkın kuvveti karşısında yapmak zorunda kaldım. diyor
Demirci
- Sen Müslüman değilsin.   Dediği an İki silah patlıyor
         Orada hem jandarma kumandanını ve hem de valiyi öldürmüş. Oradan  Belediyeye varıyor belediyenin ileri gelenlerini topluyor, müftü başta olmak üzere hepsi toplanıyor.
         Bu işin başlıca sebebi Horsunlu istasyonunda aslen Babadağlı Hacıgök belediye katibi Mehmet Efendi ile görüşülüp, Mehmet Efendi Denizli halkı ile konuşuyor. Denizli halkından bazıları da bu söze kanıyor ve orada evrak yapılıp geliniyor ve Demirci Mehmet Efe Denizli’den Gazi hazretlerini telgraf çekiyor. Oraya bir arkadaş gönderdim. Arkadaşı da Denizli’ye vardığında çekip öldürüyorlar, bunların vaziyetleri bir isyan halindedir. Ben de Denizli’ye gittim. Fikirleri bana karşı gelmektir. Bunları mağlup etmek için biraz da telefat yaptık, isyanın önünü aldım. Gazi Paşadan da bir telgraf geldi. Kendisine teşekküre edilmişti.
        Sevindikli’den Demirci’nin kasabı olan ve insanları öldüren Koca Mustafa Yunan komutanına yazılan Evrakı ortaya çıkarıyor ve listedeki  isimler okunuyor. Bu mektuba imza verenler Derhal tahkikat yapılarak ölüme sevk ediliyor. Bu istidanın altında 480 kişinin imzası mevcuttu. Bu suretle kırk kişi ölende orada bulunan çakıcının kızanlarından Çamlıcalı Hüseyin Mehmet
-Yeter gayrı bu kadar bu işi durdurun.
diyor. Demirci de işi durdurarak bu insanların hepsinin öldürülmesinin ve toplu bir katliamın önüne geçilmiş oluyor
      Demici Sarayköy’e dönmüştü. Yörük Ali’ye evrak gönderildi. “Çal ve Uşak yanı çok sıkışmış, ben oraya çekiliyorum. Gel Sarayköy’e kadar buraları işgal et nizamı sağla.”  Diye yazı gönderiyor.
      Düşmanın Uşak tarafından göndermiş olduğu kuvvetler de Çal’ı işgal etmek üzereydi. Yörük Ali gelerek Sarayköy’e yerleşti. Bizde Çal’a doğru çekildik. Çal’da Yunanlılarla savaşa tutuştuk. Konya’da Deli Baş isyanı başlamıştı. Konyalı Deli Baş bir sürü serkerdeyi başına toplayarak Ankara’da kurulmakta olan hükümeti devirmeğe çalışıyor idi. Ankara’dan gelen demiryolu üzerinden Konya isyanını bastırmak üzere Konya’ya müteveccihen hareket hareket etmiştik.
Konya’nın yakınlarındahükümet kuvvetleriyle bizim milis kuvveti karşılaşmıştı. Gelen kuvvetlerin başında Refet Paşa vardı ve yanında iki paşa daha mevcut bulunmakta idi. Kararlaştırdığı üzere biz batıdan ve ordu kuvvetleri de kuzeyden Konya dolaylarına girmiştik. Deli Baş’ın kuvvetlerinin yarısı Şarkı Karaağaç’ta yarısı da Konya Karaman’ında ve bir miktar da Deli Baş ile beraber bulunmakta idi.
       İçeriden, evlerden mütemadiyen silahla mukabele görmekte idik. Delibaş’ın kuvvetleri Konya Alaettin tepesinin başında bulunuyordu. Üç gün çok şiddetli çarpışmalardan sonra Konya tamamen elimize geçmiş bulunuyordu ve Konya’ya girdiğimiz zaman karlarla örtülü ve bembeyaz idi. Bu mücadelede birçok isyancı yuvalarını temizleyebilmek için birçok evin tahrip edilmesi iktiza eylemişti. Deli Baş kuvvetleri ricata başlamıştı, ve fakat biz batıda güneye ve ordu kuvvetleri de şimalden doğuya doğru açılınca Cumhuriyete karşı gelen bu vatan hainleri, Deli Baş kuvvetleri, iki ateşin arasında kalmış ve tamamen Deli Baş dahil olmak üzere imha edilmiş ve bu bela milletinde başından kaldırılmış idi. Yurt dışı düşmanlarla savaşma zamanında bu iç düşmanlar ile de savaşma zorunda kalıyorduk.
      Ordu kuvvetleri bir imhadan sonra Konya birinci ordu karargahında kalmış ve biz de düşmanın diğer bakiye kuvvetleri olan Sarki Karaağaç’a doğru yönelmiştik. Şarkı Karaağac’ı abluka ederek şehre dahil olduk. Buradaki isyancıları Kedi Göz namında bir yobaz şaki idare ediyordu. Orada yarım saatlik bir müsademeden sonra Kedi Göz ve avanesi teslim oldu. Orada hemen yapılan bir muhakeme ile idam edilmişti. Urgan koptu. Mehmet Efe bir urgan daha getirin dedi. Bir urgan daha getirdik tekrar astık ama urgan yine kopmuştu. Yerde Kedi Göz çabalanırken Demirci Mehmet Efe bir daha urgan diye bağırdı.  Zurnacı Efe dedi ki bu adamın urganı iki defa koptu, bunu af edelim dedi. Demirci’nin elinden kurtardık evine gönderdik.
Avanenin yirmi kadarını öldürmüştük .Avenenin bakiyesini yanımıza almış cepheye götürmek üzere yola koyulmuştuk.
          Oradan Akhisar’a geçtik. Orada bir Ermeni doktor vardı. Üç beş Deli Baş yandaşının  onun yanında vazife aldıklarını öğrendik. Onları bulduk ve avnesiyle birlikte idam ederek oradan ayrıldık.
       Beyşehir’i geçtik. Beyşehir’de yakaladığımız Delibaş kuvvetlerinin bakiyeleri de idam edilerek islahat yapıldı.
       Oradan Seydişehir’e geçildi. Orada da Delibaş isyancıları idam edildikten sonra ayrılmak üzere idik. Demirci orada yemin etti. İbrada’yı olduğu gibi yakacak idi. Oradan doğruca ibrada’ya geçtik ve İbradayı çevirdik. Reislerini bulduk. Eski takaüt çıkmış hakimlerden muzibin birisi imiş. İbrada’yı yakacağım diye yemin etmiş olan Demirci’nin yanına Doksan beş yaşına varmış olan bir yaşlı adam gelmişti. Demirci’ye okudu mu ne etti, Demirci’yi iknaya muvaffak oldu ve Demirci dedi ki “Madem hakim bey ben burayı yakasıya yemin ettim.” Demirci Mehmet Efe’nin yemini yerine gelsin diyerek koca bir binanın birini yaktılar. Daha evvel İbrada’ya varırken Akseki’den geçmiştik. Akseki kaymakamı da orada asilerle el birliği ettiği için orada Deli Baş isyancılarla birlikte idam edildi.
       Akseki’de yirmi senedir dağda Zeybek Kosat isminde bir zeybek varmış.
     Bu zeybek bize karşı gelmek istemişti. Bizim yolumuza pusu kurmuştu. Bizim kalabalığı görünce kaçmak istedi. Kaçmak isteyince bizim süvariler bunu çevirdiler. Çevirince telsim oldu.
Demirci
            -Ne var ne yok bu memlekette
 diye sordu.
-Bu memlekete hak ve halifeyi yerinde getireceğiz diye hazırlık yapıyorduk, dedi.
Demirci Mehmet Efe,
-Kosat hak ve halife ne demektir?  diye sordu.
Demircinin bu sorusuna karşı
-Efe bunun cevabını vermeyeceğim, dedi.
Demirci
-Ulen yirmi senedir bu dağlarda taş çiğnemişsin bir bunu bile öğrenemedin mi? dedi
Onu yanımıza alarak Manavgat’a doğru yollandık. Manavgat’ı çevirdik. Kaza imiş. Ama On dokuz ev bulabildik. Antalya’ya telefon çektik.
Orada Kuvayi Milliye’ye iştirak eden adamlar varsa bize motorla tez elden erzak gönderin dedik.
Erzak getirecek motorlu kayıklarda reislerden akıllı kafalı birkaç kişi gelsin dedik.
         Erzak da geldi, birkaç büyük adam da geldi.    Memleketinizde İtalyanlar mı var, İtalyan kumandanlarıyla konuşsanız da garp taburlarından top tüfek vesair eşyalar almışlar. Bunları bize para ile İtalyanlar satar mı acaba diye Demirci Efe sordu.
        Misafirleri gönderdik, konuşmuşlar. İtalyanlar parasıyla olunca satarız demişler. Kuyucuk kazasının Azizabat köyünden Çerkes İsmail Beyi Antalya’ya gönderdik. Biraz para verdik, ne kadar para lüzum varsa bu top tüfeği ve bombayı getir diye telefonla söyledik.
İtalyan kumandanıyla konuşarak İsmail Bey telefon etti. Pazarlığı bitirmişler. Parayı götürüp eşyayı teslim alacağım dedi. Biz hemen parayı yola çıkardık. Evvela silahları teslim al sonra parayı ver dedik. Parayla İtalyanlardan silahları teslim aldık. Epeyce mühimmat varmış. (İsmail Batur’dan tahkik edilecek diye bir not konulmuş fakat öğrendik ki bu zat vefat etmiş).
Bu silahları Uşak ve Çal cephesine sevk eyledik. Oradan Burdur’a geldik. Burdur’da Binbaşı Şefik Bey ile Demirci’nin arası açılmaya başlamıştı. Ben Şefik Bey’e giderek sordum. Şefik bey dedi ki “Burada iki deve yükü para topladı. Bu paradan biraz bize maaşlık neden vermiyor. Sırf bu para ona mı ait?” dedi. Ben de bu lafı Demirci’ye söyledim. Demirci dedi ki “Cephedeki askerin bakımı Şefik beye mi ait yoksa bana mı ait diye sordu. Bende sana ait dedim. Şu halde Şefik bey ne karışıyor.”  
       Şefik Bey Isparta’dan şifre ile Kemal Paşa’ya bildirmiş. Ankara’dan Mustafa Kemal Paşa Demirci’ye telgraf çekiyor, diyor ki; “Mehmet Bey çete işini bırakalım Konya’ya gel. Avaneni nizamiyeye teslim edelim. Senin yanına elli kırk kişi verelim, elli kişi Zurnacı Ali Efe’ye verelim Konya’da inzibat olarak kalınız” diyor. Bu hususta aynı Çerkes Ethem’e teklif yapılmış. Çerkes Ethem bana da böyle bir haber geldi. Sana da böyle bir teklif yaparlarsa asla kabul etme diye Demirci’ye haber göndermiş.
       Bizim bu evrak elimize gelmezden evvel haberci yolda ordu tarafından yakalanmış. Bizim bundan haberimiz yok. Ethem’in gönderdiği evrak yolda yakalanınca Kemal Paşa isyan eden Ethem’le ne konuşmamız ne de tanışmamız vardı. Düzce’de bir saat kadar konuşulmuştu. Onda da Demirci’nin Ethem ile hiçbir konuşması olmamıştı. Zurnacı Ali Efe olarak ben konuşmuştum. Kemal Paşa İsmet Paşayı çağırıyor. Sen ordunu al. Çerkes Ethem’in üzerine islahata gideceksin, diyor. Refet sen de Demirci Mehmet’in üzerine gideceksin demiş. Çünkü artık başı bozuk düzene ihtiyaç kalmamış milli ordu kurulmuştu.
        Evveli emirde dahili nizam ve asayişin kurulması iktiza ediyordu. Nazilli’de dururken Demirci ile Refet Paşanın aralarında müşterek bir şifreleri varmış. Refet Paşa elindeki şifre ile Demirci Mehmet Efe’ye bir şifre gönderiyor. Nazilli’de gece pansiyona giderken hasır pazarında ikisi de sarhoş olan Hatapcı’nın Mustafa Çavuş ile Dereağızlı Mehmet Refet Paşa’yı döverlerken yakalamıştım. Zurnacı Ali Efe de bu gürültüyü duyunca yetişip Refet Paşa’yı kurtarmış ve iki mütecavizi birer tüfek dipçiğiyle yere sermişti.
       Gece sarhoşları alıp Demirci Mehmet Efe’nin yanına sarhoşları götürdüm, kızanların Refet Paşa’yı hasır pazarında hırpalarken yakaladım. Getirdim. Terbiye et etmeyeceksen ben yaparım dedim.
      Demirci Mehmet Efe de ikisinin yüzüne tükürerek “Sabahleyin ben sizin terbiyenizi veririm.” diyor. Refet Paşa bunu unutmamış. “Seni Ankara’dan yolladığımda İğdeci’ye basacağım güne kadar konaklayacağım yerleri sana işaret vereceğim. Yalnız benim dediklerimi tutacaksın.” diyor. Demirci Mehmet Efe de cevap vererek Refet Paşa’nın sözlerini tutacağını söylüyor. “Ben seni İğdecik’te basacağım gün o yerin kuzey tarafını açık bırakacağım, sen oradan sök git. Hayapcı Mustafa Çavuş ile birlikte Dere ağazlı Mehmedi yalnız senin evinde mevcut bulmak isterim.” diyor. Bu olaylar cereyan ederken bana hiçbir malumat vermiyor bizde yavaş yavaş Isparta iğdecik köyüne gelmiş bulunuyorduk.
       Demirci Mehmet Efe baskın olacağı akşam Hatapcı ile de Ağazlı Mehmedi köy evine çağırıyor. Ben bu Ankara’nın meselesini beğenmiyorum. Siz gidin benim Isparta’daki ablanızın bulunduğu eve gidin ve beni bekleyin. Ben dışarıdayken hiçbir kimse size hiçbir şey yapamaz. Bunlar Isparta’ya gidiyorlar. O akşam İğdeceği alaturka saat yedi dolaylarında yani sabaha karşı ulaşıyorlar. Devriyeler gelip baskın var diyor. Köy çevriliyor. Demirci de siyaseti bildirmemek için gece  elbisesiyle otomatik tüfeğini kapıp kaçıyor.
        Bildiği kuzeydeki boş yerden yanındaki on adamıyla birlikte kaçıp gidiyor. “Biz ne duruyoruz?” dediler. Ben sordum. “Demirci kaçtı, köy çevrildi, biz ne duruyoruz?” dediler. Ben sordum “Demirci hangi taraftan kaçtı?” “Kuzeyden” dediler. Kuzey tarafı kırık çalılık bir yerdi.
Hemen çabucak kızanları topladım. Kuzeye doğru yürüdüm. Bu sırada köyün güney  tarafından toplar atılmaya başladı. Top  mermileri bizden  on dakika berideki kuzey  doğuya doğru düşüyordu.
      Topun on dakika aralıkla düşmesiyle bu işte bir iltimaslık var diyerek aklıma şu geldi. Ben de Demirci’nin bulunduğu yerden ilerlemeye başladım.  
           Söke’de kumar oynarken Sökeli’nin kardeşini bir askeri zabıt vurmuştu. Sökeli Söke’ye gidip kardeşini vuran zabıtı Söke’den alıp Nazilli’ye getiriyor. Nazilli’de zabıtı hapishaneye kapatıyorlar. Sökeli gece hapishaneyi basıyor ve kapıları kırıyor. Zabıtı alıp Nazilli’nin Üçkuyular denilen yerde zabıtı parça parça doğruyor. Isparta’da bizi basan ordunun içinde o zabıtın kardeşi de varmış. Refet Paşa kuyu tarafını açık bıraktığını görünce Refet Paşa’dan habersiz Demirci’nin geçeceği yere asker yollamış ve kendiside başına geçmiş. Hesabına göre efelerden intikamını da almış olacak.
         Orada tepe çevrilmeden Demirci sökmüş ve kaçmış. Ben yanaşınca askerler bizi çevirmişlerdi. Bize ateşe başladılar. Biz de yüklenince o cepheyi bizde yardık ve söktük gittik.
      Refet Paşa bizi kaçırdıktan sonra Demirci’nin evindeki paraları alıyor doğru Isparta’ya gidiyor. Demirci’nin evinde bulunan Hatapcının Mustafa ile Dere ağazlı Mehmed’i buluyor. “Ey Mustafa Çavuş ! Sen Nazilli de hasır pazarında Refet Paşa’ydın, ben de Mehmet idim. Ben bu rütbeyi taktığımda hiçbir zaman ayakaltında kaldığımızı bilmezdim ama sen bana dalaştın. Bin kere teşekkür  Zurnacı Ali Efe beni kurtarmıştı, şimdi hesabını veriniz bakalım.” diyor ve hemen bu ikisi orada kurşuna diziliyor.
Refet Paşa arkanıza düşmüştü, Sökeli’nin öldürdüğü zabıtın kardeşi varmış ve orada bir miktar arkadaşımız  yakalanıyor. Sizin içinizde Sökeli’nin adamlarından olan kızan var mı diye soruyor. Evliyadın damadı Ödemişli Arap Mustafa “Ben varım.” diyor. Alanyalı Deli Mehmet “Ben de onun arkadaşlarındanım.” diyor. Kollarını bağlıyorlar. Tımışka sicimleriyle el ve ayaklarıyla parmak ve ayak parmaklarında kan devran etmeyecek şekilde iple boğarak öldürüyorlar . Güneşte üç saat bırakıyorlar.
     Refet Paşa arkamıza düşmüş ve  bizi takip etmekte idi. Dinar’a kadar gelmişti. Ben iki yüz kişi ile Karacasu’ya kadar geldim. İsmet Paşa Çerkes Ethem’i sıkıştırınca Çerkes Ethem avanesiyle birlikte Yunanistan’a kaçıp teslim oluyor ve Yunan’a sığınıyor. Arkadaşlarından meşhur Pehlivan,  Çerkes Ethem ile gitmiyor . Çerkes Ethem niye gelmiyorsun Pehlivan diyor neden gitmiyorsun. Pehlivan da Ethem'e şu cevabı veriyor.
      “Müslüman kanı gavur kanıyla karışmaz. Ben ölürsem Müslüman kurşunuyla ölmek isterim.” diyor  ve yanındaki kızanlarıyla dağa çekiliyor.
      İsmet Paşa’ya Pehlivan bir mektup gönderiyor. “Efem Çerkes Ethem hainlik yaptı, ben bu hainliği yapmayacağım. Yanına konuşmak için varamam. Yüzüm kara ne vakit bu Yunan’ı Türkiye’den çıkarırsak ben senin yanına gelirim. Benim olduğum yere asker gönderme, ben burada Yunan ile savaşayım vatani vazifemi yaparım.” diyor.
         Demirci Mehmet Efe, Çerkes Ethem’in Yunan içine atladığını öğreniyor. Ankara’ya telgraf çekti. Bu arada Refet Paşa Denizli’ye kadar gelmişti.
      Mustafa Kemal Paşam “Çerkes Ethem Yunan içine atladı. Isparta’dan kalan param ve orada kalmış olan menkulatımı ve develerimi buraya gönderirseniz memnun olurum. Göndermezseniz ben de Yunan içine atlayacağım” demiş ve fakat maksadı Yunan içine atlamak değil orada kalan menkulatını geri almakmış.
     Refet Paşa’yla Kemal Paşa dan bir telgraf geliyor. Çerkes Ethemi kaçırdık . Başka sorun çıkmasın. Efenin eşyalarını ve parasına kendisine bulunduğu yere gönderniz ve teslim ediniz.  Böyleci Demirciye eşyaları gönderildi ve bozdoğanda ailesi ile beraber yerleşmişti.
       Demirci Mehmet efe Bozdoğan’da dururken ilçe kaymakamını Yörük alinin arkadaşlarından Hüseyin çarşıda yaralayarak dağa çıkmıştı. Biz Konya isyanlarında dolanırken Sarayköy’e  kadar işgal eden Yörük Ali ve Kıllı Hüseyin Pirlebey’e geliyorlar. Pirlebey’de gece çağırtıp bir kızın ırzına geçiyor. Demircinin Kız kardeşi de Demirci’ye mektup yazarak bunu bildiriyor.
    Kıllı Hüseyin daha sonra kaymakamı yaralayıp dağa kaçınca Demirci Arap yüzbaşı Nuri Beyi  çağırtıyor.
Kör Arap “Al sana yüz altın lira. Kıllının Hüseyin dağa kaçmış. Nasıl kandır kandır Bozdoğan’a indir.” diyor.
Arap yüzbaşı yanına Karacasu jandarma kumandanı Halil İbrahim olduğu halde kavşıt’ta Kıllı Hüseyini buluyor ve onu Bozdoğan’a inmeye inandırıyor. O da peki diyor.
İki gün sonra Kıllı Hüseyin gelip teslim oldu. Bozdoğan belediyesinde birlikte  yemek yedik. Yemekleri yedikten sonra belediyeye yataklara çekilmek üzere ayrıldılar ve   Kıllı oğlu Hüseyin  belediye binasının içine arkadaşları ile girdiler ve Kıllı hüseyin belediye binasına girdikten sonra  Arap yüzbaşı Nuri Bey binayı bombaladı. Ben binanın karşısında pusuda beklemekte idim. Kıllı hüseyin  Demirciye ‘ulan sen  kancıkmışsın’ diye bar bar bağırıyordu. Neticede Kıllı oğlu teslim olmuştu. Kıllı oğlunu birinci kızanı ile beraber bağlayarak bizim kızanlar alıp getirdiler. Demirci bana ”Ali bunları sen öldür” dedi. Onlar ateş ettim Demirci de aynı anda belindeki tabanca ile ateş etti onları öldürmüşdük..
        Demirci hemen telgrafhaneye indi. Çine’ye telgraf çekti. Yörük Ali’ye  
        ‘Kıllı’nın Hüseyin’i babasının yanına gönderdim. Eğer erkeksen bunun intikamını almak için dağa çıkarsın ve karşı karşıya geliriz ‘ demiş. Yörük Ali telgrafın cevabını vermedi.
 İğdecik’ten ayrıldıktan sonra Karacasu’ya geldiğimi söylemiştim. Demirci de Bozdoğan’a gitmişti ve eşyaları da kendisine verilmişti.
        Bir gün Karacasu şube reisi beni çağırttı gittim. Yanınızda münasip bir miktarda arkadaş alıkoyun. Diğerlerini nizamiyeye teslim edeceksiniz. Ve kendiniz Demirci ile birlikte Bozdoğan da durmanıza hükümet müsaade etti. Maaşınız oradan verilecektir dedi.
        Bunun zerine yanımda yirmi kişi alıkoyarak bakiyesini nizamiyeye teslim etmiştim.
        Yanımdaki yirmi kişi ile birlikte Bozdoğana demirci Mehmet efeye iltihak ettim. Ve orada efenin yanında meşhur Çamlıcalı Hüseyin, Poslu Mestan’ın kızanlarından ödemişli Kara Erkek bulunuyordu. Demircinin yanında yirmi, benim yanımda yirmi ve Çamlıcalı oğulları ve damadıyla altı ve Poslu Mestan ölmesiyle onun yerine geçen Kara Erkek Dede on kişi olmak elli altı kişi idik.
     Dört aya kadar maaşlarımızı almıştık ve dört ay sonra devletin bu kadar maaş almayı yediremediğimiz için aylıklardan vazgeçmiştik ve hükümete bize verilmekte olan maaşların bundan sonra tayyare cemiyetine bağışlanmasını istedik ve maaş almaktan vazgeçtik. Ordu hazırlanmıştı. Birinci ikinci İnönü savaşları bitmiş ve Ankara önümüzde ve yakında taarruza geçeceği duyuluyordu.
Bir gün Demirci bizi topladı. Ankara’dan gelen emir üzerine düşmanı bazı yerlerde meşgul etmezliğimiz emir edilmişti.
Bozdoğan’dan kalkarak askeri kuvvetlerle birleşerek Burhaniye’yi bastık. Yunan karakola teslim olmuştu. Ve iki gün orada kalarak durduk. Ve iki gün sonra düşmanın hem Buldan da ve hem de İzmir’den takviye kuvvetleriyle Burhaniye’ye doğru gelmekte olduğunu görünce Çubuk dağına çekilmiştik. Harp orduda şiddetli devam ediyordu. Dumlupınar’da umumi taarruz başlamıştı. Düşman ordusu bozulmuştu. Bizde aldığımız talimat üzerine Menderes’ten sol sahiline geçerek rast geldiğimiz yerde düşman kuvvetlerini izaç ederek ve orayı bırakarak tekrar taarruza geçiyorduk.
Bu suretle birçok yerlerde müsademe vererek İzmir’in Torbalı istasyonuna kadar inmiştik. Karşımıza bu sefer bir bölük Türk süvarisi geldi. İzmire 17. Süvari fırkası girecek başıbozuklar girmeyecek siz yerlerinize dönün dedi. Döndük.
      Süvariler gelmezden bir marşandiz treni yükleyebildiği kadar Rumları doldurmuş götürüyordu.
     Biz Selçuk sırtlarında treni durdurduk. İçindeki bütün askerler öldürüldü ve aldığımız silah ve emsali ganimetleri taşıyamayacağımızı süvari bölüğüne söyledik ve onları teslim ettik.
      Milli mücadele bu suretle şahlanmış ve Yunan ordusu Akdeniz’e dökülmüştü.
      Orta yerde birçok hakkı olmayan insanlar türemişti. Ben vatani vazifemi bitirmiştim. Meydanlarda dolaşarak devletten rütbe istemenin asla taraftarı olmamıştım.
Hiç harp yüzü görmemiş insanlar istiklal madalyası alırken bizlerin ismi bile hatırlanmamış ve biz de böyle bir şeyi istememiştik. Bizim bu işlerden bir madalya hakkımız değil miydi? Bozdoğan’da ikametimiz anında doksan lira gibi albaylara verilen bir maaş aldığımız resmi kayıtlarla belli idi.
      Yaşım yetmiş. Yetmiş seneden beri Türk kanununda bir gün ceza almış ve sabıkası olmayan bir insanım. Dağlarda dolaştığım zaman için para için koştırduğumu hiçbir kimse bu konuda beni suçlandıramaz. İstemiş olsaydım büyük servetler yapmak benim için işten bile değildi.
       Maiyetimdeki 250 süvarinin üç buçuk sene masrafları bana ait idi. Ben vatani vazifemi elimden gelebilecek derecede ifa ettim. Ben maaş istemiyorum, Hiç harp görmemiş bir çok sahtekar gazi gibi maaş alıyor. Ankara bana bir maaş vermekten aciz mi idi? Türk milleti sağ olsun.
 
      BU KONUŞMA BURADA NOKTALANIYOR
 
      NOTLAR
 
      Daha sonra yapılan diğer konuşmalarda aşağıdaki notlar düşülmüş
 
      Sökeli’nin karısıyla evlenme:
 
      Sökeli Denizli’de ölmüş,  biz de Bozdoğan’da ikamete mecbur edilmiştik. Sökeli’nin bana yazdığı “Karını alacağım” lafını bir türlü unutamıyordum. Bir gün Demirci’yi müracaatla köye gideceğimi söyledim. Yanımda yirmi kişi ile birlikte Yenice’ye vardım. Muhtarı çağırdım. Şehmet muhtar idi. Nüfus kağıdımı atarak Fatma ile nikahımızı kıydırmasını ve izinnameyi alarak gelmesini söyledim ve lazım gelen masrafı vererek muhtarı Karacasu’ya gönderdim. O sırada Fatma’nın kardeşi Dönmenin Kamil lakabıyla Maruf zeybek de yanımda kızan olarak bulunuyordu. O gün Şehmet Çavuş Karacasu’ya giderek izinnameyi getirdi. O akşam Fatma ile gerdeğe girdim. Bu hadiseyi haber alan Demirci bana kızmıştı. Bozdoğan’a gelme diyerek telefonla söyledi. Ben de bir hafta sonra Bozdoğan’a geldim. Bozdoğan’da bana kurşun atamayacağın biliyordum ve nitekim o akşam kendisiyle barıştık.
 
       Demirci ile Yörük Ali’nin barışması:
 
     Yörük Ali Efe ile Demirci Mehmet Efe arasında rekabet başlamıştı. Yörük Ali Alayalı Molla Ahmed’in kızanı idi. Alayalı Molla Ahmet Kavakdere vurulmasıyla efeliğe başlamıştı.
        Düşmana karşı bir olmanın zamanı olduğu için ben Demirci Mehmet Efe’ye Yörük hakkında iyi çocuktur barışılsın yumruk bir yere vurulsun diye ve Yörük seni sever diye söylerken bir yandan da Yörük Ali’ye mektup yazarak, “Ali seni efem Demirci Mehmet Efe seni sever, sen bu çocukluktan vazgeç, efemle barışılsın sen kendi yerinden biz buradan düşmanı kovalım ondan sona efelik davası yapalım diyordum. Bunun üzerine barışılmakta mutabık kalındı. Yörük Ali davet edildi. Yörük Ali yetmiş kızanıyla Nazilli’ye geldi Demirci ile barıştırdım.
 
      Çitak İsmail’in öldürülmesi:
 
     Çitak İsmail lakabıyla anılan Hancılarlı Kör Mehmet izinli olarak köye gitmişti. Köyde Necip Bey isminde bir şahıs vardı . Demirci Mehmet efeyi öldürtmek için Çitak Aliyi kullanmak istiyorlar.  Diyorlarki Mehmet Efe ye bir şey söyleyeceksin  diye haber salarız sende yanyana gelice öldürürsün diyorlar ve Demirci yi  öldürmek üzere memur etmek istiyorlar. Çitak İsmail bu nasıl laf böyle laf mı olur diyerek ve bu sözü kapa diyor. Bu lafı üzerine Necip Bey hadiseden şüphelenerek daha Çitak Ali köyde iken Demirci Efe ye bir adam göndererek “Efe Hancılarlı Çıtak İsmail seni kancıklayacak ona göre kendini denk tut” diyorlar.
       Efenin adanlarından Hancılarlı Kör Ahmet köyden gelerek Kuyucak istasyonunda Çitak İsmail’i öldürüyor. Sonra Demirci Efe Çitak İsmail’in suçsuz olduğunu  öğrendi ama iş işten geçmişti.
 
        Çal’a cephesine vardığımızda Necip Bey’i çağırdı. “Sen boku bokuna Hancılarlı Körmehmet’i öldürttün, suçun sahibi senmişsin.” dedi. “Hayır, efe ben değilim” diye itiraz etti . “Sensin biliyorum amma sen burada dört yüz kişi ile cephe tutmuşsun seni öldürürse Yunanlılar öldürsün benden bulma” dedi ve bu olay böyle kapandı.
 
      Muğlaya Yörük Ali üzerine gidiş
 
      Muğla heyeti milliyesi on bin lira para toplamış bunu mücadele eden Aydın cephesi Demirci Mehmet Efe’ye verilmek üzere gönderiyorlar. Yörük Ali  bu parayı haber alıyor ve bu parayı cebren alıkoyuyor. Muğla heyeti milliyesi Demirci Mehmet Efe’ye mektup gönderiyorlar. “Efe sana cephede harcamak üzere gönderdiğimiz on bin lirayı Yörük Ali yolda alıkoymuş.” Demirci beni çağırdı. “Yanına Dokuzun Mehmet ve Ödemişli Poslu Mestan’ı yanına vereceğim. Arap yüzbaşı Nuri bey de yanında gelecek. Yörük Ali Efe’yi öldüreceksin” dedi.
Benim  Yörük Ali Efe ile bir arkadaşlığımız vardı. Fakat Demirci Efe bunu bilmiyordu
         Fakat Muğla’ya ben gitmeyeceğim dersem beni korkaklıkla intiham edeceği için Muğla’ya iki yüz kadar seçme kızanla gittim. Bozdoğan tarikiyle önce Kavakdere ye gittim. Oradan Ahar köyüne ve daha sonra Yatağan’a indim. Yatağan’da 24 saat kaldım ve bu süre zarfında  Yörük Ali Efe geldiğimi duyar da çekilir diye düşünüyordum. Yörük Ali Efe de de çekilmeye karar vermişmiş. Fakat Muğla beylerinden Topal Hamza Bey “Efe efe ! Demirci’den korkuyorsun da mı kaçıyorsun?” demiş. Yörük bunun üzerine geçit yerlerine kızanlarını koyarak Muğla’da kalmış ve çekilmemiş.
       Ben de 24 saat sonra Yatağan’dan kalkarak Muğla’ya yollandım. Muğla yakınlarında Yörük’ün iki kızanına rast geldim, devriye geziyorlardı. “Ne yapıyorsunuz burada, efeniz sizi buraya çalım yapın diye mi yolladı yoksa?” dedim.         Devriyelerden biri “Efemiz selam söyledi gel derseniz gelecek dediler. Bende ‘Koyuverin gelsinler dedim.
       Yörük kapıdan girince sarık sarmış oldum. Yörük Ali efe çok öfkeli görünüyordu. Ne ettim de Demirci bana bu vaziyetleri yapıyor diye habire konuşuyordu. Bende “Demirci bütün yağlı kemikleri kendim yiyeyim diyor sen de yağlı kemiğin birisini hemen yemişsin beni ondan gönderdi” dedim. On bin lira meselesini anlattım.     “Yatağan’da 24 saat durdum ve bekledim . Niye çekilmedin?” dedim. “Anladım. Çekilecektim dedi . Ama  Burada Topal Hamza namında birisi vardı. “Sen Demirci’den korkuyor musun?” dedi. Bende  bundan utandım ve çekilemedim” dedi.
         Bende Yürük ali Efe ye “Sen buradan kızanlarını al, Çineye çekil. Ben Demirci’ye mantar yuttururum, dedim ve ben de Tavas tarihiyle Karacasu’ya giderim.” dedim.
 
       O gece Yörük Ali Muğla’dan Çine’ye çekilip gitmiş ve bende sabahleyin Tavas yoluyla Karacasu’ya geldim. Karacasu’dan telefon açtım. Nazilli’de Demirci’yi buldum ve konuştum.
          Biz varmazdan önce  İtalyanlar bizim geleceğimizi duymuşlar, Karacasuya gelmeden yolda bizi çembere almışlar.  İtalyan kumandanı tercümanıyla beraber geldi. “Siz buraya harp etmeye gelmişsiniz biz de size ateş edeceğiz” dediler. “Hayır, bizim yirmi kişi kaçtı onları takip etmeye geldik dedik ve bir çatışma olmadan ayrıldık ve oradan Karacasu’ya geldim.” Diyerek olanları Demirci Mehmet Efe ye anlatmaya çalıştım.  O sıra Refet Paşa Demirci Mehmet Efe nin yanında imiş . Efenin elinden telefonu alarak İtalyanlar ile bir çatışmaya girmediğim için beni tebrik etti ve sonra aradan bir müddet geçtikten sonra Demirci Mehmet Efe  ile Yörük ali Efeyi barıştırdık.
       Yörük Ali Efe ile Kamil Ağa konusu
 
        Yörük Ali Efe ile Kamil Ağa’nın bir meseleden dolayı arası açılmıştı, bunun üzerine Kamil Efe  Demirci Mehmet Efe’nin yanına kaçıp gelmişti. Vaktiyle Çakırcı Efeyi  yakından tanıyan Kamil Ağa sohbeti yerinde bir adam idi. Demirci Mehmet Efe’nin yanında üç ay kaldıktan sonra efeye “Efe ben bir defa köye gitmek ve hasret gidermek istiyorum. fakat biliyorum ki orada Yörük Ali var. Benim yanıma Zurnacı Ali Efe’yi ver. Ben bir sıla yapıp geleyim” dedi. Ben de Kamil Ağa’yı yanıma alarak Çine’nin Karpuzlu nahiyesine götürdüm. Üç dört gün kaldık ve sonra yine beraberce geri döndük. Yörük oradan bana mektup yazmıştı. Diyordu ki “Ali Efe sen neden buraya geldin? Ben bunun bitine bakacaktım. (Öldürecektim)” yazıyordu. Kendisine cevap yazdım. “Çocukluk etme. Kamil Efe bizim emanetimizdir. Seninle dostluğumuz var, lüzumsuz bir iş için çarpışmak zorunda kalmayalım.” dedim ve yörükten de bir cevap gelmedi.
 
        Gökçen Efe Konusu
        Nazilli’ye geldik. Bu ara Yunanlılar Bayındır karakolunu basmışlar. Geriye çekilmişler, Daha sonra ikinci kez hücum etmişler. Gökçen Efe denilen bu kızan ilk kurşun mücahidi orada şehit olarak hakkın rahmetine kavuşmuş. Bunu tahkikatına gittik. Bunu Yunanlılar mı yaptı yoksa bir sukast mı var diye.
      Gökçe’nin kızanlarından birisi Kuşaksız la Hasan Hüseyin’den şüpheleniyoruz dediler. Bizde Kuşaksız la Hasan Hüseyin’i yakalayıp Nazilli’ye getirdik. Demirci divanı harp reisi Çakır Ahmed’i çağırdı. “Ben tahkikatını yaptım bu ikisi suçlu, bunlar Gökçen gibi bir babayiğidi öldürmüşler. Bunlar asılsın” dedi.
        Divan harp toplandı, asılma kararını verdi, Kuşaksız darağacına çıktığında defe ben asılacağım. Allah bir desem çaresi yok. “Gökçen Yunanlılar tarafından vuruldu başka diyeceğim yoktur” dedi. Hasan Hüseyin de aynı lafları söyledi, ikisi de asılmış oldular. Ve Gökçe’nin bu suretle Yunanlılar tarafından öldürüldüğü anlaşıldı. Ama bu iki kişi asılımıştı
 
       Aydın da Yunan işgali
 
       Ertesi sabahleyin Demirci Mehmet Efe, Köpekçi Nuri ile birlikte bizi Aydın istikametinde taarruza memur etmişti. Aydın’a yakın Ilıcabaşı mevkine kadar sokulmuştuk. Demirci Mehmet Efe ‘Aydın’dan Yunanlılar kaçmış varın bakın gelin nereye kadar gitmiş” demişti. Biz henüz gitmiştik ki düşman Aydın’dan, kaçmamış ve bilakis pusuya yatmış idi.
        Biz bu pusudan kendimizi güçlükle kurtardık. Geriye geldiğimizde
     “Ali geçmiş ola” dedi.
       Söylediği yalana mukabil evet geçirdik. “Düşman Aydın’ı bırakıp kaçmış.” dedim.
       Bu suretle beni etlik olarak göndermiş olduğunu kendisine anlatmış oldum. Yemin etti. “Bana böyle bir haber geldi” dedi. Bu işi yapmaktan esbabı arkadaşlarından Sökeli Ali ile hasım olmaklığım hasabiyle böyle bir iş yapmak istediğine ikna olmuştum. Ondan sonra Mehmet Efe Allah bir dese bile inanacak halim kalmamıştı.
        
      Karacasu lu Kıllı Hüseyin meselesi
 
       Karacasu’dan Kırlı Hüseyin’in  oğlu Hüseyin yanımda arkadaş olarak bulunuyordu. Kıllının Hüseyin’i  izinli olarak Karacasu ya göndermiştim. Analığını bir şeyden kızmış ve  analığını dövmüş. Kırlı Hüseyinin babası Hüseyin yanıma çıkageldi.
      “Yanındaki oğlum Hüseyin’i öldürüverirsen babamdan kalma doksan altın liram var sana helal olsun” dedi.
        “Hüseyin ağa öldürüveririm, parayı öldürdükten sonra alırım.” dedim. “Olur, efem sen bilirsin para hazır” dedi.
        Biz gece arkadaşlar saz çalıp oynarlarken Karacaviran’dan meşhur İsmail Çavuş ile bir Baladan Arnavut İnce Mehmed’i yanıma alarak koğuşa götürdüm. “Bunu bağlayacağız. Yalnız olursa korkar. Zurnacı Mustafa’nın oğlu Mustafa’yı da bağlayacağız. Bunu kasabanın dışına kadar götürelim havaya iki silah atacağız. Öldürmüş gibi. Alıp gidip bunları bir yerde saklayacağız. Tüfeklerini de ve elbiselerini de alıp gelip koğuşa koyacağız. Ben babasından parayı alınca bunlar ölmüş bilinecek” dedim.
      Koğuşa vardık. “Ben hemen bağlayın bu iki deyusu” dedim. Bunları aldım dışarı çıkardım, kızanlar öyle oturup kalmışlardı. Kasabanın dışına çıkınca havaya iki-üç el sıkı attım. Oraya götürürken Kırlı oğlu sulardan bir yudum su içeyim diyordu. “Ben seni öldürmeyeceğim korkma” diyorum ve fakat inanmıyor, ille “Sudan içivereyim” dedi.
          Yanımda getirdiğim iki kişiyi Köyün kıyısında sıkı attığım Topçu Kuyusu mevkindeki  Antalyalı Hasan’ın evine sakladım. Zeybek elbiselerini ve tüfeklerini alarak koğuş da yataklarına  koydum. Yanımda başka Karacasulular vardı. Onlar hemen haberi Karacasuya  yetiştirmişler. Kırlı Hüseyin ata binerek Nazilli’ye geldi. Doksan altın lirayı verdi, ben de parayı aldım. Kırlı Hüseyin’in oğlunu  benimle götüren iki kızana tembih ettim. “Gidin bunların elbiselerini giydirin tüfeklerini de verin” dedim ve babasının önünden geçiriniz dedim.
    Kırlı Hüseyin bir bakmış oğlu oradan geçiyor. Bu hadiseler olurken Kırlı Hüseyin’in kayınpederi olan Demirciğinin yatağı Tekeneşin Hüseyin hadiseyi duyunca hemen karısınıda yanına alarak Demirci’yi şikayete gelmiş. Demirci kapıya çıkınca ikisi de ağlamaya başlamışlar. Demirci sormuş ne bu diye. “Bizim güveyi Zurnacı Ali Efe öldürmüş.” “Zurnacı adam öldürürse benim haberim olur, bunda mutlak bir iş var acele etmeyin ben bir sorarım.” demiş. Demirci beni çağırdı, “Dayımgil ağlaştı çıktı geldiler bu işte bir şey var dedi bu mesele ne anlat bakalım.” dedi
      “Evet öldürdüm” dedim. Demirci bunun üzerine beni tepemden tırnağıma süzdü. “Yok Ali dedi senin adam öldürdüğün zaman ki halini iyi bilirim bunda bir iş var ya bakalım” dedi.
      “Ben öldürdüm ya nasıl bilirsen bil” dedim.
        Benden sonra Dayı “Bu kızanlar ölmedi ya bir plan var öğrenelim” demiş.
       Ölmüş olan oğlanın babası Kırlı Hüseyin bunu görünce hemen Karacasu’ya firar ediyor. Bu laf Refet Paşa’nın kulağına gidiyor, hemen Demirci’yi çağırtıyorlar. Ali Efe’yi çağır bu meseleyi anlayalım diyorlar.
        Beni pansiyona çağırdılar, ben de meseleyi olduğu gibi anlattım. “Analığını dövmüş, bana doksan altın lira verdi öldür diye, ben de öldürüverdim” dedim. Sonradan
bütün hadiseyi anlattım. Demirci nerelerden düşündün bu iravınlığı diye uzun uzun güldüler. Tekeneşin yanıma gelerek teşekkür ettiler. Bu hadise böyle kapanmıştı.
 
       Kadıköy baskını
 
       Kızanlardan Katalikli İbrahim’i hasta olduğu için izine göndermiştim. Bir gün Demirci beni çağırdı.
         Daha içeri girince parti yarı yarıyamı diye bağırdı şaşırıp kalmıştım. Kızgın görünüyordu. Bende Yarıya diye bağırdım ve sonrada ne partisi diye sordum. Bak senin kızanlardan İbrahim Kadıköy’ü basmış ve fakat Kadıköy’e girememiş ve kızanlarından birisi ölmüş. Dedi ve ilave etti  Ölen de Tahtacı Molla Mehmet dedi. Hemen bunların yakalanması için Demirci bölgedeki kızanlarından birine telgraf çekmesi için postacıya vermiş. Biraz durarak dışarıya fırladım, ben bu işi kendim hallederim diyerek postanın elinden telgrafı aldım yırttım ve bir kaç kızanımla atlara binerek dört nala yola koyulduk. Yirmibeş otuz kilometrelik yolu bir saatte almıştık. Orada  Katelikli İbrahimi buldum ve yakaladım. Kızanlara da hemen emir verdim gidin bunu vurun dedim. vurdular. Diğer iki arkadaşını da  yakalayıp getirdiler. Sordum.  İbrahim bizi zorla getirdi, öldürmesinden çekinip biz de katılmak zorunda kaldık ne yapalım dediler. Onları affettim
       Hemen Nazilli’ye döndüm canım çok sıkılmıştı. Demirci geldi, olayı ona anlattım ve cezalarını verdiğimi bildirdim. Demirci olayla bir ilgim olmadığını anlayınca ve cezalarını verdiğimi öğrenince  barıştık.